Bu topraklar, değerleri ve iyilikleriyle güzel ve vefalı insanların yurdudur. Anadolu, medeniyetlerin neşvünema bulduğu, hoşgörü, ilim ve irfan sahibi insanların toprağıdır. Sözünde duranların, ‘sözü senet’ olanların…

Sevgi ve saygı, almadan önce vermek, öfke yerine merhamet öyle içten, öyle lezzetli ki tadına tuzuna doyum olmuyor. Aylar ve yıllar geçse de arkadaşlık ve dostluklar bal tadında kalıyor damaklarımızda.

Güzel ve sağlam, ihanetsiz dostluklar vardı. ‘Ahretlik” denen dostlarımız vardı bir zamanlar…

Gülü aratmayan, gül gibi kokan güzel insanlarımız vardı. Dostunu kendi nefsine tercih eden fedakar insanlar vardı. Nevzat Soydan bir şarkısında arkadaşı kansere yakalanmış birinin hissiyatını imana dayanan bir duyguyla dile getiriyor:

“Gadan belan bana gelsin

Duam seninle bilesin

Mevlam üç gün ömür vermiş

Benden alsın sana versin.”

Ne kadar güçlü olursan ol gün geliyor elden ayaktan düşüyorsun. Zengin iken fakir olabiliyorsun. Sağlıklı biriyken sağlıksız olabiliyorsun. İşte o zor zamanlarda dostlarınız yetişiyor imdadınıza. Ekmek, su, nefesiniz olabiliyorlar.

Kendimiz olabildiğimiz, sırt sırtta verdiğimiz, sözün, sohbetin dibine vurduğumuz o güzel günler geçip gitti. Hiçbir şeyin bereketi, tadı ve tuzu kalmadı.

Acıyı, derdi ve tasayı birlikte göğüslediğimiz, bir lokma ekmeği birlikte bölüştüğümüz vefalı dostların, güzel insanların sayıları bir elin parmakları kadar kaldı desem hiç abartmış olmuyorum. Güzel olan her şey güzel atlara binip gitti.

Suçlamıyorum. Yeni yetmeler bu satırları abartılı ve afaki bulabilirler. Çünkü o güzel ve anlamlı zamanları yaşamadılar bizim gibi. Biz de taşıyamadık o güzel ve anlamlı günleri çocuklarımıza, bu günlere.

Bir bilseniz efendim…

Ne çok şey var kafamın içinde, uçsuz bucaksız şeyler. Senelerce yazsam, bitmez tükenmez bugünün dertleri…

Ne çok özlüyoruz vefalı ve fedakar insaları değil mi? Kendi gibi olanları, kusur kapatanları, bulmaca çözen amcaları, sokak ortası dertleşmeleri çok arıyoruz.

Mahalle kültürünü, eski komşulukları, evinin önünü süpürenleri, selam verip selam alanları çok özlüyoruz. Ağız dolusu o eski kahkahaları bugün duyanlarınız var mı? Siz de benim gibi özlüyorsunuz o günleri değil mi?

Geceleri kapısı açık uyuduğumuz evleri, herkesin birbirinden emin olduğu ve huzur bulduğu, çarşı pazarın düğün bayram yeri olduğu o neşe dolu günleri, kazıklanmadığınız ticaretleri çok özlüyorsunuz değil mi?

Adalet terazisinin bir milim bile saşmadığı o güzel günleri sizler de arıyorsunuz değil mi?

Öyle yalnız, öyle aymaz ve öyle zor zamanlara denk geldik ki, güneş doğsa vurmaz yüzümüze. Yer yerinden oynasa, açlıktan ölsek kimse açmaz kapımızı!

“Kendi kendime konuşuyorum sıkıntı değil de cevap vermeye başladım” diyen çok insana şahit oluyorum bugün.

Özetle; kadim değerler, diller, renkler, insanlık adına farklı ve güzel olan ne varsa işgale uğruyor. Bizim insanımız da bundan payını alıyor tabi. Şükür ki; iyilik var, iyi ve güzel insanlar hala var.

Bu yıl güzel bir şey oldu. Milli Eğitim Bakanlığı ramazanı karşılama adına okullarda etkinlik başlattı. Güzel de oldu. Bir veli olarak Sayın Bakan Yusuf Tekin’i tebrik ediyorum.

Bu güzel etkinliğe gölge düşürmek isteyenler oldu. Malum zihniyetin sahipleri ‘Çağdaşlık’ ve ‘laiklik’ adına İslam düşmanlığı yaptılar.

Siz, siz olun düşmanı dışardan aramayın. Düşman içimizde!

Ramazanınız mübarek olsun. Hayırlı ramazanlar diliyorum.