Önce şu deyimi biraz açalım. Deyim şu: “Batılı tasvir, saf zihinleri idlal eder.”

Bu deyimin Türkçe karşılığı; sürekli kötü şeylerden bahsetmek, onunla meşgul olmak zamanla temiz zihinlerin bozulmasına sebep oluyor. Gördüğünüz, duyduğunuz ve konuştuğunuz her şeyin zamanla gerçek olduğunu kabul ediyorsunuz. Makbul ve meşru hale gelebiliyor.

Haram böyledir. Hakeza ahlaksızlık, fitne ve fesat “katilden beterdir.” Çünkü İyilikleri öldürüyor. Ve bütün kötülüklerin özelliğidir, hızlı yayılım gösteriyor. Önü alınmazsa eğer, çürütüyor ve yaşanmaz bir ortamın sebebi oluveriyor.

Kötülük, yangın hale geldikçe örneklik teşkil ediyor. Gerçekmiş gibi kabul ediliyor. Yaşam biçimi haline geliyor. İçki, uyuşturucu ve fuhuş buna örnek. Modernlik ve yaşatır algısı oluşturuluyor. Bir şey daha; kötülüğün bu denli yaygın olması bulaşıcı olma özelliğindendir. İyilik böyle değil. Bulalıcı değil.

Devam edelim…

Kötülük sahipleri farkındadır, insan yıkılınca aile yıkılır, toplum ve dünya yıkılır. Farkında mısınız? İnsanlık uçurumun kenarına kadar gelmiş durumda. Bu zamanda, halinden şikayetçi olmayan kaç kişi kaldı ki aramızda.

Bir gerçek daha; kulak duyduğuna, göz gördüğüne ve dil konuştuğuna inanıyor.

Sonra kalbe iniyor. Kalp de inanınca, akıl kabul ediyor. Sonra mı? Mecburen bütün beden kabul etmek zorunda kalıyor. Kötülüğün salgın hastalık gibi yayılmasının sebebi bu. İnsan gece gündüz maruz kalıyor.

İslam, kalbi hayatın merkezine koyuyor. İnsanın aklı kabul ediyor. Kalp bozulunca insan da bozuluyor. Kalp iyi ise insan iyidir, canlıdır. Şu da bir gerçek; kalp durunca insan ölüyor. Ams akıl böyle mi? Değil. Akıl durunca insan ölmüyor. Yani insanı kalbi yaşatır. İyilik kalptir, yaşatır. Kötülük ise öldürür. Bugün kalplerimizden vuruyorlar bizi. Hangi silahlarla dersiniz?

Sosyal medya mecralarıyla evlatlarımız eliyle vuruyorlar bizi. Şiddet içerikli oyunlarla. YouTuber’larla, kötülerle. Evlatlarımızın kimini mankurt, kimini zombi, suç makinası, kimini de katil yaptılar. Körpe dimağların okul baskınlarına bir de bu açıdan bakın derim.

Kötülük her yolu deniyor ve her kılığa giriyor. Hayat tarzıyla, saçma sapan giyim ve kuşamlarla toplum çürüyor. Bu yönde manken, sanatçı ve sporcu, yazar ve çizer, şarkıcı ve türkücü ‘ünlülerin” kullanıldığına şahit oluyoruz.

Tekrar ifade edelim; tehlike çok büyüktür, örgütlü hale gelmiş, güçlenmiştir. Yürütülen polis operasyonlarıyla sonuç almak ve bataklığın kurutulması pek mümkün görünmüyor. Ok yaydan çıkmıştır çünkü.

Suçluyu kodese tıkamak da çare değil. Katil, bir süreliğine katilliğe ara vermiş oluyor o kadar. Yarın salıverilince suça kaldığı yerden devam ediyor. Peki ne yapmalı, çare nedir?

Önce bozulan insanı düzeltmeli. Nasıl? Dünyevi korkularla değil tabi, Allah korkusuyla. Dini, manevi ve milli değerlerimizi inşaa ederek, kimlik haline getirerek...

Sosyal medya ve TV yasası bir an evvel çıkmalıdır. Toplumu bozan, saptıran ve çürüten, aileyi yıkan ve başkalarının ölümüne sebep olan film, dizi, kadın programları, “anlı’ kanlı programlara ve içeriklere asla yer verilmemelidir.

Milli Eğitimde dini ve milli değerlerimiz, değerler eğitimi daha öncelikli olmalıdır. Kitaplarda daha çok yer almalıdır.

Kültür Bakanlığı turizm politikalarıyla öncelikli ve odaklı değil, milli ve dini değerlerimiz öncelikli olmalıdır.

Nikahsız ve birlikte yaşam mutlaka yasaklanmalıdır. Zinayı yasaklayan yasa mutlaka geri gelmelidir.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Çok mu şey istiyoruz?