Dünya haritasını önünüze koyup baktığınızda, herkesin kendine göre haklı olduğu, ancak kimsenin günün sonunda mutlu uyanamadığı tuhaf, sisli bir zaman diliminden geçiyoruz.

Bir yanda Donald Trump...

Beyaz Saray’ın oval ofisinde, elinde kırmızı kalemiyle Amerikan çıkarlarını en tepeye yazıyor. Venezuela’dan Grönland’ın buzullarına kadar uzanan o geniş satranç tahtasında, piyonları değil vezirleri oynatıyor. Kendi seçmeni açısından baktığınızda; Trump sonuna kadar haklı.

Diğer yanda Rusya...

Generalleri, çamurlu cephe hattında takvimi 1 Nisan 2026’ya ayarlamış. Donetsk’i tamamen yutmak için zamana karşı yarışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki; karlar eriyene kadar sahada ne kazanırlarsa, masada o kadar güçlü olacaklar. Kendi beka pencerelerinden baktığınızda; onlar da haklı.

Sorun şu ki; uluslararası ilişkilerde iki tarafın da aynı anda haklı olması, barışı değil, çatışmayı doğuruyor.

Bizler sıcak koltuklarımızda "Avrupa ne der?" diye tartışırken, sahadaki gerçeklik çok daha soğuk bir hikaye yazıyor.

Diplomatlar lüks salonlarda tartışadursun, Kiev’de bin’den fazla apartmanın pencereleri karanlık, odaları buz kesiyor. İnsanlar, camlarına vuran dron sesleri altında kışı ısıtmasız geçiriyor.

"Kimse mutlu değil" tezinin en acı fotoğrafı, ağızlardan çıkan buharın donduğu o Kiev sokaklarıdır.

Ama aynı Kiev’in banliyölerinde, savaşın kaderini değiştirecek metalik bir ses yükseliyor: Alman devi Rheinmetall, sadece yardım kolisi göndermiyor; o devasa Lynx zırhlılarını yerinde üretecek fabrikanın çarklarını döndürüyor.

İşte anaforun matematiği budur: Biri soğuktan titrerken, diğeri çeliği dövüyor.

Tam da bu noktada durup, o büyük resme soğukkanlılıkla bakmak zorundayız.

Oldu bir şeyler, geçti bir şeyler dememek adına; henüz olmadan, vakit geçmeden söylemiş olalım:

Bu kavga, sadece "iyiler ve kötüler" arasında değil; teknolojiyi, çipi ve üretim bantlarını elinde tutanlar arasında yaşanıyor.

Hamasetle, kınama mesajlarıyla veya diplomatik inceliklerle egemenlik korunmuyor. Teknoloji artık bir ekonomi sektörü değil, siyasi bir omurgadır.

Biz meydanlarda "dünyaya kafa tutuyoruz" diye bağırırken, elin oğlu parmak ucu kadar silikonu işleyip iki dolarlık "çip" yapıyor, sonra onu bize milyar dolarlara satıyor. Ya da Ukrayna örneğindeki gibi, başkasının silahını beklemek yerine, kendi toprağında tank fabrikasının temelini atıyor.

Gerçek bağımsızlık, gürültü çıkarmakta değil; o iki dolarlık çipi üretecek, o zırhlıyı kendi bandından indirecek sessiz ve derinden gelen akıldadır.

Çünkü yeni dünyada egemenlik kürsülerde ilan edilmez; fabrikada, laboratuvarda ve veri merkezinde, ilmek ilmek inşa edilir.

Şurası muhakkak; herkesin haklı olduğu, Kiev’in donduğu, Avrupa’nın tartıştığı bu kargaşa barındıran dünyada; taraf tutanlar değil, sadece kendi kapasitesini görebilenler ve inşa edenler ayakta kalır.