Onları ilk defa Boğaz sularının üzerinden süzülürken görmüştüm. Güneşin altında dalgalanan siyahımsı benekli şeffaf bir kumaşı andırıyorlardı. Hayret ve hayranlıkla izlerken sordum, bunlar nedir diye; kırlangıçtır dediler. Kırlangıç, sesinde güzelliği çağıran ahenkli bir kelimeydi. İsminde şiir olan kuşlardı onlar.
Vakit geldi, kırlangıçlar dönüyor.
“Dönüş” fiilinde, iyi bir ses var. Gelmesi umulan, beklenen, özlenen bir ses… Evden uzakta olanlar döner. Dönüş, geçici olana değil kalıcı ve daim olanadır. Gidişlerden ve uğraklardan geriye kalanlardır.
İnsanın o büyük dönüşü de böyle… Ölümden sonrası… Hayalini kuramadığı bir sılası var daima. Dünya ise gurbet. Bakara’daki birkaç kelime anlamamıza yetiyor: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun: Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz.” Bu cümle Kur’an-ı Kerim’i hiç bilmeyenlerin bile zihnine takılı kalıyor. İnsanın, dünyada bir yolcu olarak uğraklarda ve gurbette oluşunu anlatıyor. Umulan odur ki hayatın kıymetini anlatıyor.
Kırlangıçlar dönüyor.
Havalar ısınıyor ve tabiatın uyanışı bize yaradılışa ve devamlılığa dair öyle sahici ve güzel şeyler söylüyor ki… Baharla gelen, havaya yayılmış, sonsuza dek sürecekmiş gibi duran mutluluk hissi de bu uyanışın bir parçası.
Her canlı yenilenmek üzere uyanıyor ve devinim, insanın iradi olarak ortaya koyduğu kusurlu ve hayatı sekteye uğratan her türlü davranışına rağmen kesintisiz devam ediyor.
Dönüş, uyanış zira. Eve dönüş, yanlıştan dönüş, Hakk’a dönüş… Hepsi bir uyanışın ve hatırlayışın tezahürü.
Kırlangıçlar dönüyor.
Dönüşler devinimin bir parçası. Devinim, bir hâlden başka bir hâle geçişi ifade eden güzel bir kelime. Dolayısıyla mevsimlerin tarifi için de son derece uygun. Ve dahi insanların dünyadaki var oluş sürecine de karşılık geliyor.
Tarihin kritik vakalarının, büyük-küçük olaylar üzerinden dönem dönem ama sürekli tekrar ettiği artık daha net anlaşılıyor. Unutulanlar hatırlanıyor. İfşa çağı, gizemi hercümerç ediyor. Hayat hiçbir nefsin istediğini vermiyor, ama kendisi için istediği her şeyi başkaları için de istemenin mecburiyeti ve ne olursa olsun bunda ısrarcı olmak ve yetinmek gerektiği hatırlanıyor. Bu hatırlayışlar dönüm noktaları oluyor.
Kırlangıçlar dönüyor.
Hâlbuki mevsimler de tıpkı hayat gibi dönüşüm üzerinden tanımlanıyor. Kaybolanlara yeniden kavuşmuşuz gibi… Aslında var olan hiç kaybolmuyor. Bir hâlden başka bir hâle geçiş yapıyor ve yenilenmeye yardımcı oluyor.
Biz ezberimizde yitirdiklerimizi listeleyip dursak da gökyüzüne tüm sesleri biriktirebilecek bir hafıza bahşeden Allahü Teâlâ, hâller üzerinden varoluşu devam ettiriyor ve buna dair en somut okuma bahar temsili üzerinden yapılıyor.
Kırlangıçlar dönüyor.
Vakit geldi, hakikaten geri dönüyorlar. Eski takvime göre kış gelmeden göçen kırlangıçlar bugünlerde yurduna dönüyor. Mavi gökyüzünde muhteşem suretler çizebilmek, bir arada ne kadar muazzam olunabildiğini göstermek için… Onlar, hayatın güzel işlerinden harikulâde bir tutam. Bize ibret almak düşüyor.