"Allah’ın kanunlarından korktunuz ama medeniyet dedikleri her şeyi berbat etti."

Zaman göstermiştir ki; beşerî kanunlar, yani bugün "medeniyet" diye önümüze sürülen sistemler, insanlığı perişan etmekten başka bir işe yaramadı. Öyleyse asıl çare, Allah’ın kanunlarına, yani fıtrata ve hakikate geri dönmektir. Çünkü Allah’ın kanunları insanın hukukunu, hürriyetini; kadını, çocuğu, yetimi ve mazlumu en kâmil manada muhafaza eder.

Bugünkü sözde medeniyetin kanunları ise ne çocuğu koruyor ne de kadını... Aksine kadını, "eşitlik" adı altında fıtratından koparıp bir meta (eşya) haline getiriyor. Onu bir "şefkat kahramanı" ve mukaddes bir "ana" olarak görmek yerine; reklamların, vitrinlerin ve kirli nefislerin malzemesi yapıyor. Bu nasıl bir medeniyettir ki; gazeteler her gün katledilen çocukların haberleriyle dolup taşıyor? Bu nasıl bir adalettir ki; bir yanda mazlumlar aç bırakılırken diğer yanda Gazze'ye giden yardımlara bile engel olunuyor?

İnsanlık atomu parçalasa, uzayın derinliklerine gitse, Ay’a yeniden ayak bassa ne çıkar? Eğer insanın ruhu huzursuz, vicdanı karanlıktaysa; ziraatteki verim artışı veya bilimsel buluşlar kime ne fayda sağlar? İnsanları bile bile zulme iten bir sistem, ilerleme değil, ancak bir çöküştür.

Eğer Amerika iddia edildiği gibi bir 'süper güç' olsaydı, kendi içinde aç ve sefil insanlar barınamazdı. Ortadoğu’nun, mazlum coğrafyaların üzerine bomba yağdırmak için harcanan o devasa paralarla; kendi içindeki açları doyurur, evsizlere yuva olur ve sağlık sistemini merhametli bir hizmete dönüştürürdü. Garibana el uzatmayan bir güç, 'süper' olamaz. Görülüyor ki Amerika bir süper güç değil; kendi halkının bile başına bela olmuş, 'süper şeytan' vasfını kuşanmış, eli silahlı azılı bir eşkiyadır.

Allah’ın şeriatı (kanunları); insanın malını, canını, namusunu ve ticaretini koruma altına alır. Ayetleriyle adeta bir koruma duvarı örerek haksızlığa ve talana set çeker. Fakat bu kanunlara sırtını dönenler; ticaretinde de, ilminde de, devlet yönetiminde de "üçkağıtçı" olmaktan kurtulamazlar. İşte bugün Batı’da gördüğümüz tablo budur. Barış ödülü isteyenler, savaşların fitilini ateşlediği bir devirde yaşıyoruz.

Batı’nın bilim adamlarına, entelektüellerine ve vicdan sahiplerine sormak lazım: Hani demokrasi getirecektiniz? Hani hukuk ve adalet dağıtacaktınız? Irak’ı, Suriye’yi mahvettiniz; bugün ise Gazze’de ve Filistin’de ve de İran'da yaşanan vahşete karşı dilsiz kesildiniz. "Medeniyet biziz" diyerek dünyayı kandıranların foyası, bugün ortaya saçılan kirli dosyalarla dökülmüştür. Siyasetçisinden sanatçısına kadar o malum adaların ve karanlık ilişkilerin pisliğine gırtlağına kadar batanlar, bugün bu yüzden gerçeklere ses çıkartamıyor, zalimlerin elinde birer kukla gibi oynatılıyorlar.

Ey İslam âlemi! Ey Türkiye’nin güzel insanları! Uyanma vaktidir. Mehmet Akif Ersoy’un "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" dediği hakikat, bugün Batı’nın ahlaki çöküşüyle, LGBT gibi sapkınlıkları masum gösterme çabalarıyla bir kez daha tescillenmiştir. Fıtrata aykırı her yaşam biçimi, insanlığın sonunu hazırlayan bir uçurumdur.

Bizim çağrımız sadece kendimize değil; Batı’nın vicdanlı insanlarına da aynı zamanda: Gelin, bu yalan medeniyet maskesini beraber düşürelim. Sizi yönetenlerin, sizi "insan hakları" ve "hukuk" masallarıyla uyutmasına izin vermeyin. Adaleti, huzuru ve her türlü hakkı gerçekten tesis etmek için fıtrata, yani Allah’ın nizamına kulak verelim.

Son söz: Görülmüştür ki bu "medeniyet" dedikleri cafcaflı maskenin arkasında sadece zulüm, irin ve kan var. Bu gidişatı derhal değiştirmeliyiz. İnsanlık, yaratılış ayarlarına yani fıtratına geri dönmelidir. Önce kadınlarımızı ve çocuklarımızı bu küresel zulümden kurtarmalıyız.

Gerçek medeniyet İslamiyettir; medeniyet fıtrattır; medeniyet Allah’ın kanunlarına teslim olmaktır. Bilinmelidir ki; huzur ve gelecek ancak İslamiyet’tedir.