Şehirler, sadece taştan ve topraktan ibaret yapılar değildir; üzerine sinmiş hatıraların, kuşaktan kuşağa aktarılan kodların ve estetik bir ruhun taşıyıcılarıdır. Ancak modernleşme sancıları, hoyrat şehirleşme pratikleri ve tüketim odaklı yaklaşımlar, bu kadim ruhu zedelemeye devam ediyor. İşte tam da bu noktada, kalemiyle ve duruşuyla "kültürel hafızanın nöbetçiliğini" yapmaya çalışan bir eğitimci ve yazar olarak, yollara düşüyorum.
Son dönemde İstanbul’dan Kocaeli’ye uzanan bir hat üzerinde gerçekleştirdiğim söyleşi ve imza günlerinde, sadece eserlerimi tanıtmakla kalmıyor; unutulmaya yüz tutmuş bir medeniyet bilincini, genç kuşaklarla birlikte yeniden hatırlamanın gayretini güdüyorum.
"İnanç Turizmi" Değil, Hayatın Tâ Kendisi
Düşünce dünyamın merkezinde, şehirlerin o "otantik" dokusunu koruma arzusu yatıyor. Rami Kütüphanesinde okurlarımla buluştuğumda, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir hakikati dillendirdim: "İnanç turizmi" kavramı. Urfa gibi İslam’ın tüm ritüellerinin, ezanının, minaresinin ve medresesinin dipdiri yaşandığı bir şehre bu etiketi yapıştırmanın, o ruhu metalaştırmak olduğunu savunuyorum. Benim nazarımda turizm; sadece müdavimleri artık o şehirde yaşamayan kültürler için geçerli bir kavramdır. Yaşayan ve soluyan bir medeniyetin parçaları ise turizm nesnesi değil, hayatın ta kendisidir.
Yine aynı şekilde, "sıra gecesi" gibi somut olmayan kültürel mirasımızın, ticari bir eğlence sektörüne dönüştürülmesine karşı çıkışım da bu yüzdendir. Davul ve zurnanın doğası gereği açık alan çalgısı olduğunu, konuk evlerinin kapalı ortamlarına hapsedilmesinin geleneğin ruhuna aykırı olduğunu her fırsatta vurguluyorum.
Klasik Mirası Gençlerin Kalbine Taşımak
Mücadelemi sadece eleştiriyle sınırlı tutmuyorum; çözümün de bir parçası olmaya gayret ediyorum. Tarih Koleji’ndeki öğrencilerle bir araya geldiğimde de ifade ettiğim gibi, Nâbî gibi klasik edebiyatımızın devlerini gençlerle buluşturmak, bugün benim için bir "görev" niteliğinde. "Gençler İçin Nâbî" eserim, geçmişin o muazzam birikimini bugünün diliyle harmanlayarak, kadim kültürü gelecek kuşakların zihin haritasına yerleştirme çabamın bir meyvesidir.
Kocaeli’deki öğrencilerle buluşmalarımızda gözlemlediğim o güçlü ışık ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu kanıtlıyor. Sadece kürsüden konuşan biri değil, okullarda ve kütüphanelerde öğrencilerle interaktif bir bağ kuran, sorularıyla onları düşündüren ve doğru cevapları kitaplarla ödüllendirerek okuma motivasyonunu diri tutan bir "kültür yolcusu" olmayı önemsiyorum.
"Turkuvaz Kütüphane" ile Yeni Bir Vizyon
Mevcut durumu analiz etmekle kalmayıp, "Turkuvaz Kütüphane Projesi" gibi somut bir öneriyle Bakanlığımızın kapısını çalmamın sebebi, eğitimin sadece akademik başarıdan ibaret olmadığına olan inancımdır. Kütüphaneleri tozlu rafların bulunduğu mekânlar olmaktan çıkarıp, "düşüncenin, üretimin ve içsel gücün keşfedildiği yaşam merkezlerine" dönüştürme vizyonum, geleceğin eğitim dünyası için oldukça kıymetli bir adım.
İzlediğim bu yol; şehirlerin taşını, toprağını, kasidesini ve kitabını birbirine bağlayan bir "kültürel süreklilik" arayışıdır. Ben, elindeki kalemle unutulmaya yüz tutmuş estetiğin, irfanın ve medeniyetin nöbetçiliğini yapmaya, "hafızayı tazelemek" adına yürüyüşüme devam etmeye kararlıyım.
Bu yürüyüş, sadece benim değil, aslında hepimizin geçmişe ve geleceğe olan borcudur. Zira bir şehrin estetiğini kaybeden, kendi ruhunu da kaybeder.
Ben, bu ruhu yeniden hatırlatmak için buradayım.