Bir vakitler Allah bizi "yoklukla" imtihan etmişti; günümüzde ise "varlıkla"…

Çocukluğumda ve gençliğimde kitaba ulaşmak, kitap satın almak benim için büyük bir zorluktu. Şimdi ise kütüphanemde biriken kitapları okuyamama sorunsalıyla karşı karşıyayım. Bu durum, biraz da seçiciliğimden kaynaklanıyor; bir kitabın okunup okunmayacağına genellikle ilk on sayfada karar veriyorum. Bazen çok beklediğim kitaplar bir anda elime ulaşıyor; ancak iş yoğunluğu, günlük telaşlar ve avare meşgaleler arasında onlara bir türlü vakit ayıramıyorum.

Şimdi ise kütüphanemin kuytu bir köşesinde, yıllardır ihmal ettiğim, haksızlık yaptığım bir kitap beni bekliyor. Vaktiyle birçok sayfasını atlayarak okuduğum bu eseri, yeniden ve hakkını vererek okumaya karar verdim. Bu kararı alırken de ilginç bir metodu, kadim bir geleneği devreye soktum: Tefe'ül.

İran’da entelektüel çevrelerde, misafir geldiğinde televizyon açılmaz; Hafız-ı Şirazî’nin Divan’ı okunur. Hatta İranlılar, kışın en uzun gecesi olan "Şeb-i Yelda"da Şiraz’a gider, Hafız’ın kabri başında toplanır ve bu geleneği yaşatırlar.

Aslında tefe'ül, Arap edebiyatından İran edebiyatına intikal etmiş bir gelenektir. "Fal" ve "tefe'ül" kelimeleri; iyiye yorma, bir olayı hayırlı bir başlangıca veya gelecekteki bir işarete yorma anlamlarını taşır. İslami İran edebiyatında ilk kez Şehnâme’de karşımıza çıkan bu uygulama, zamanla Kur’an-ı Kerim, Mesnevi ve özellikle Hafız’ın Divan’ı ile bütünleşmiştir. İlginçtir ki Osmanlı döneminde de devlet adamları ve askerler, önemli kararlar alacakları zaman veya sefere çıkmadan önce niyet edip kitaplardan rastgele bir sayfa açarak geleceğe dair bir işaret ararlardı.

Bugün İran kültüründe "Fâl-ı Hafız" olarak bilinen bu gelenek, kararsızlık anlarında veya umut arayışında başvurulan manevi bir rehberdir. Modern psikolojinin yerini tutan bir nevi ruhsal tedavi, bir çeşit meditasyon yöntemidir. Osmanlı’da da şairler ve edipler; Fuzûlî, Hafız ve Şirazî gibi isimlerin divanlarını kullanarak bu yönteme sıkça başvurmuşlar ve bu uygulamaların derlendiği eserlere "Tefeülname" adı verilmiştir.

Şair Esrar Dede’nin şu dizeleri, bu ruh halini ne güzel anlatır:

“Her ne dem hâl-i perîşânım tefe’ül eylesem Hande eyler gûyiyâ mecmûa-i fâlim bana”

Ömer Seyfettin de "Kış geceleri divanlardan tefeül eder" diyerek bu geleneği kendi dünyasında yaşatmıştır. Büyük İslam alimi Ömer Nasuhi Bilmen ise konuyu şu veciz ifadeyle özetler: "Tefeül, bir şeyi uğur saymak, bir hâdiseyi bir hayır mukaddimesi görmektir. Bu, güzel bir zan meselesi olduğundan memduhtur."

Halkımız arasında Kur’an-ı Kerim’den tefe'ül etmenin bir adet olması da bu "güzel zan" arayışındandır. Klasik edebiyatın o meşhur düsturunu da unutmamak gerekir:

"Bütün kitaplar, kutsal bir kitabı açıklamak için yazılırlar."

İşte şimdi ben de kütüphanemdeki o mahzun kitabı elime alırken, tıpkı ecdadın yaptığı gibi, bir niyetle ve güzel bir zanla açıyorum sayfalarını...

Peki, yıllardır ihmal ettiğiniz ve "tefe'ül" yöntemiyle yeniden okumaya karar verdiğim kitap hangisi? Merak edenler için haftaya burada yazacağım.