Fikir hayatımızın abide şahsiyetlerinden Nurettin Topçu’nun, Türkiye'nin Maarif Davası adlı eserinde zikrettiği şu vecize, günümüz neslinin eğitime bakışındaki zihniyet kaymasını gözler önüne sermesi bakımından oldukça manidardır:

“Bugün talebelik artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığıdır.”

Bugünün ilkokul sıralarında oturan çocukları, muhtemelen yarının mevcut üniversite kalıplarının hiçbirine sığmayacak. Gelecek, bambaşka bir zihni altyapı ve beceri talep ederken, bizim çocuklarımızı daha birinci sınıftan itibaren test kitaplarının kıskacında eritmemiz tam bir maarif dramıdır. Unutulmamalıdır ki, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin; insanı insan kılan, olaylar arasında bağ kurmasını sağlayan "muhakeme ve tefekkür" yeteneğinin modası asla geçmeyecektir. Ancak bugün, eğitimin o asil ilim yolculuğu maskelenmiş; yerini kapitalist bir çarkın döndürdüğü test ve teknoloji çılgınlığına bırakmıştır. Ticari kaygılarla üretilen aparatlar moda olurken, feda edilen ne yazık ki çocuklarımızın saf ve berrak zihinleri olmaktadır.

Peki, bu zihniyet kıyımının suçlusu kim?

Bu soruya cevap olarak birçok kurum ve kuruluş sıralanabilir. Fakat bunlar buz dağının sadece görünen yüzü, herkesin bildiği ezberler. Bir de madalyonun arkası, yani buz dağının görünmeyen yüzü var: Bugün kamuoyunda “LGS Anneleri” olarak sivrilen o gizli özne...

Sabah Kuşağından Sosyal Medya Teşkilatına

İtiraf etmeliyim ki, önceleri bu anneleri sadece çocuklarını okula uğurlayıp televizyon karşısına geçen, sabah kuşaklarının sadık ve pasif izleyicileri olarak görürdüm. Meğer yanılmışım, kazın ayağı çok başkaymış. Evet, onların popüler kültürün ve sabah kuşağı programlarının birer mağduru oldukları su götürmez bir gerçek. Fakat bugünün dünyasında onlar, sadece ekran başında vakit öldüren edilgen bir kitle değil; test merkezlerinin, dershanelerin ve özel okulların çarkları arasında ustaca organize edilen, sosyal medya mecralarında teşkilatlandırılan büyük bir "eğitim pazarının" en aktif aktörleri haline getirilmişler.

Bu organize yapının sahadaki karşılığına baktığımızda çarpıcı örneklerle karşılaşıyoruz. Örneğin, "LGS Anneleri"ni yönlendiren ve bu kitleden beslenen organizatör yapılardan biri de “Eduneta” Eğitim ve Danışmanlık Merkezi. Esasen liselere hazırlık kursu veren bu kurumun kurucusu, 1972 Bulgaristan doğumlu Fatma Yenilmez. İlk, orta ve lise eğitimini Bulgaristan'da tamamladıktan sonra 1989 yılında ailesiyle ülkemize göç eden Yenilmez, kurumunun eğitim felsefesini şöyle açıklıyor: "Gelişmiş ülkeleri temel alarak özgün bir eğitim sistemi yaratan ve öğrencilerinin dünya vatandaşı olmasını hedefleyen bir yapı..."

Sistem, "dünya vatandaşlığı" gibi parıltılı ambalajlarla ve küresel iddialarla sunulsa da arka planda dönen çark hep aynı yere çıkıyor: Daha çok rekabet, daha çok test, daha çok tüketim. Sahada buna benzer, annelerin kaygılarını ticarete tahvil eden pek çok kurumsal örnek mevcut.

Evladıyla Ego Savaşına Girenler

Allah aşkına, hepimiz biraz durup düşünmek zorundayız. Çocuklarını kendi ego savaşlarının birer cephanesine dönüştüren ebeveynler, aslında o çocuklara bu hayattaki en büyük zararı veren kişilerin ta kendisidir.

Şimdi buradan bir "LGS annesine" doğrudan sormak isterim: Eğer o çocuğun sınavda aldığı puan, sizin toplum içindeki statünüz, eşe dosta karşı gururunuz veya kendi tatmininiz için bu kadar hayati olmasaydı, sahiden bu rollere hiç girer miydiniz? Çocuğu adeta bir yarış atına çevirip, pistte nefesi tükenince de arkasından sarılıp "Evladım düşük puan alman önemli değil, senin mutluluğun her şeyden önemli" demek kadar iğreti, bu tezat kadar samimiyetsiz çok az şey vardır.

Ve yine sormak gerekir: Bu çocukların gerçekten bir "ortaokul son sınıf sınavına" girdiğinden emin miyiz? Ortadaki manzaraya, annelerin büründüğü o kutsal ve gergin havaya bakınca sanki çocuk LGS'ye değil de askere gidiyor yahut evlenip yuva kuruyor sanırsınız. Bu aşırı anlam yükleme, bu histeri dalgası hem çocukların çocukluğunu çalıyor hem de eğitimimizi Topçu’nun korktuğu o ruhsuz "avcılık" zihniyetine mahkûm ediyor.

Geleceği inşa edecek olan şey test yaprakları değil, sakin ve muhakeme edebilen zihinlerdir; ebeveynlerin o zihinleri erkenden kurutmaya hakkı yoktur.