Yarıyıl tatilinin açtığı vuslat köprüsünden geçerek memlekete vasıl olduk.

Peki memlekette ne gördük, ne duyduk,ne aradık ne bulduk?

İşte bu anlamlı soruya bu yazımız mütevazi bir cevap denemesinden mürekkep..

NASİP OLMAZSA OLMUYOR

Tarih: 23 Ocak 2026.

Yer: İstanbul Havaalanı..

Günlerden Cuma..

Saat 11.05.

İstanbul’dan Çukurova’ya uçmak için her şey tamam. Fakat, uçağımız bir türlü kalkmıyor. Sebebi biraz sonra anlaşılıyor. Yolculardan biri epilepsi nöbeti geçirip fenalaşıyor. Bundan dolayı uçağımız kısa bir rötar yapıyor. Nöbet geçiren yolcu da doğal olarak uçamıyor.

Ne demişler?

Gelin ata binmiş ”Ya nasip” demiş.

KAMERALARA DEĞİL, SİZE GÜVENİYORUM!

Artık Çukurova Havaalanındayım.

Cuma’ya yetişmek için abdest almam, abdest almam içinde elimdeki çantayı bir yere bırakmam lazım.Benim bu telaşımı gören bir güvenlik görevlisi “Çantayı dilediğiniz yere bırakın. Gönül rahatlığıyla da abdestinizi alın. Her yerde kameralar var” diyor.

Ona teşekkür edip, şu latifeyle mukabelede bulunuyorum:

“Her şey, kameralar önünde olmuyor mu? Ben kameralara değil, size güveniyorum”

KAYNANALARIN ŞİKAYETİ!

Tarsus’ta ekmeğini toptan ve perakende de gıdadan çıkaran iş adamı Emre Market sahibi ve işletmecisi Sevgili Mustafa Yüksek kardeşim, bize evinde ikram ettiği kahvaltı esnasında öyle bir şikayet aktardı ki; gel de yazma, gel de düşünme?

Mustafa’dan dinleyelim:

“Hocam, işyerimi kaynanalar bastı. Öyle bir şikayette bulundular ki; 40 sene düşünsem aklıma gelmezdi. Dediler ki; Mustafa, bak sen bütün kahve çeşitlerini buraya getirmekle hiç iyi etmedin. Eskiden gelinlerimiz bizi çaya çağırırlardı. Bundan dolayı yanlarında daha çok oturur, torunlarımızı daha çok görürdük. Şimdi yapıyorlar bir kahve, bize de en kısa zamanda kalkıp gitmek düşüyor. Lütfen bu kahveleri buradan kaldır!”

TATLI YERKEN ACI HABER!

Tarsus’un köklü lezzetlerinden Keleşoğlu’nda baklava yerken kadim dostum Ahmet Damar ağabeyi sordum.

İyi ki de sormuşum.

Bahadır kardeşim başını öne eğerek “Ahmet abi, dün sizlere ömür vefat etti. Cenazesi bugün kaldırıldı” dedi.

Tatlı yerken aldığım bu acı haber, beni derinden sarstı ve etkiledi. Ahmet abi iyi adamdı, mert adamdı, cömert adamdı. Dili baklavasından daha da tatlıydı.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Allah rahmet eylesin.

HEM İLAHİ HEM DE İLAHİYAT OKU!

İlahi ve ezgi sanatçısı olma yolunda hayli ter döken epey mesafe kat eden sevgili Veysel Başkan sordu:

“Hocam, bana ne tavsiye edersiniz?”

Sahneyi merkeze alıp kampüsü paranteze alan Veysel’e şu tavsiyede bulundum:

“Veysel’ciğim, beni dinlersen sen hem ilahi oku, hem de ilahiyat oku!”

TARSUS; GÜRLEDİĞİMİZ ŞEHİR

Tarsus Anadolu Gençlik Derneğinin (AGD) geleneksel Cuma sohbetlerinin bu haftaki hatibi olarak kürsüdeyim. Şehir kimliğinin, şehir sakinlerinin kişiliğine olan derin etkisine inandığım için sözlerime Tarsus’ta olmanın altını çizerek başladım.

Şöyle dedim:

“Tarsus; meydanlarında en yüksek perdeden gürlediğimiz şehir. Bütün cadde ve sokaklarını karış karış turladığımız şehir. Geçmişten geleceğe yayından fırlamış oklar misali fırladığımız şehir. Aşk ve gayret ateşini harladığımız şehir, bütün kötülükleri horladığımız şehir. Müesses nizamı zorladığımız şehir.”

MARAŞ’LI GÖZÜYLE MERSİN

Sevgili mevkidaşım, Mersin il Müftülüğü Din hizmetleri uzmanlarından Dr. Mustafa Badem hocamla şehir turu atıyoruz. Ona Mersin’e dair düşüncelerini sordum. Aslen Kahramanmaraşlı olan sevgili mevkidaşım Dr. Mustafa Badem, bakın Mersin’i nasıl anlattı:
“Hocam, bence bu şehir tam yaşanacak bir şehir. Kışları oldukça sıcak, yazın bir tarafta deniz, bir tarafta yaylalar.. Toprakları verimli, insanları şen şakrak.. Memleketime de epey yakın.”