Bizim zamanlarımız, mekanlarımız ve insanlarımız oruç tutar. Bizim sanatımız, edebiyatımız, fikriyatımız oruç tutar.
Bizim ovalarımız, yuvalarımız, obalarımız oruç tutar.
Bizim çarşılarımız, pazarlarımız, meydanlarımız oruç tutar.
Bizim sokaklarımız, caddelerimiz, mahallelerimiz oruç tutar.
Bizim türkülerimiz, şiirlerimiz, öykülerimiz oruç tutar.
2025 yılı Aralık ayında TDV etiketiyle kütüphanelerin Ramazan raflarının kapılarını çalan “Oruç Öyküleri” kitabını Ramazan kitaplığıma buyur ederken işte bunları düşündüm.
Rahmet ayı Ramazan ve onun temsil ettiği değerlere adanmış kitapları okuyabilmek ne büyük nimet, yazabilmek ne büyük saadet.
Her geçen gün Ramazan kitaplığının zenginleştiğini görmek ne büyük devlet.
12 öykü ve 113 sayfadan mürekkep Oruç Öyküleri kitabında 12 yazarın birer öyküsü yer alıyor. Kitap bir öykü yarışmasında dereceye girmiş, öykülerin hasılası gibi duruyor. Öyküler oruç ibadetini muhatabın gözüne sokmak yerine gönlüne ilmek ilmek dokumayı deniyor. Öykülerdeki yüksek betimleme yazarlarının engin ufuklarından esaslı haberler veriyor. Kitaptaki öyküler okurlarına dil zevkiyle birlikte orucun şahsında ibadet şevkini de ikram ediyor. Kitabın hacmi ne kadar hafifse muhtevası o kadar naif, üslubu da o kadar zarif.
Oruç Öykülerinin satırları arasında dolaşırken kendinizi sık sık Ramazan denizinde, oruç gemisinde keyif ve keşif dolu bir seyahatin tam ortasında bulacaksınız.
Ali Necip Erdoğan’ın ‘Bağın Kalbi’ isimli öyküsü tembel bir şehzadenin tabiat mektebinde aldığı çile, sabır ve tahammül dersleriyle emin adımlarla tahta yürüyüşünü konu ediniyor.
Kitabın en sıkı öykülerinden biri M.Fatih Kutlubay’ın “Bir Kelime” isimli öyküsü.
Öyküde müslüman bir seyyahın bir Ramazan ayında Müslümanların yaşadığı bir Hint Adası’nda gerçekleştirdiği satır araları mesajlarla dolu sıra dışı seyahat anlatılıyor.
Hiç tanımadıkları bir yabancıyı misafir etmekte yarışan Hintli Müslümanların sıcak davranışları okurların içlerini hayli ısıtacağa benziyor.
Ayşegül Genç’in “Tabiat Kanunları” isimli öyküsü hatırı sayılır aforizmalarla ustaca tezyin edilmiş.
Naime Erkovan’ın “Yanlış Alarm” isimli öyküsü de vermek istediği mesajları satır aralarına ustalıkla gizlemiş.
Sema Bayar’ın “147 Numaradaki Hasta” isimli öyküsü hastalıklarını dert görmeyen mütebessim ve mütevekkil bir hastanın portresi
Rıza beyin hasta yatağındaki Ramazan sevinci yazmaya da, yaşamaya da değer.
Ömer Çelik’in “Korku ve Ümit” isimli öyküsü aristokrat bir resim öğretmeninin benzinlikte karşılaştığı bir çalışanın küçük bir ikramıyla özüne dönüşünün öyküsü.
Okuduğu öykünün satırları arasında dolaşırken doğduğu köyün sokaklarında seyahat etmek isteyenler için Abdurrahman Alkan yazmış “Zikirlik Armut”
İlk orucu niyetten son yolculuğa ağır hasta bir çocuğun yürek burkan öyküsü. Selma Aksoy Türköz’ün “İlk Oruç” isimli öyküsü.
Adige Batur’un “Koku” isimli öyküsü Hristiyan olan bir gencin Ramazan kokusu ile özüne dönüşünün tekrar Müslüman oluşunun sevincine adanmış.
Hilmi Bey’in karakterinin şahsında Ramazan bir insanı nasıl değiştirir? sorusunun cevabı Ceyda Akça’nın “Yufkalar” isimli öyküsünde.
Abdullah Kasay’ın “Gölgede Kalan Su” isimli öyküsü Lebaleb edebi ve felsefi mesajlarla dolu.
Taşra’dan gelen öğrencilere Ankara’da kol kanaat geren Hidayet Teyze’nin “işte Anadolu Kadını Bu” dedirten portresi.
Engin Elman’ın “Hidayet Teyze”isimli öyküsü.