0

"Merhamet edin efendim…" Bu ne insanî, ne vicdanî, ne sarsıcı bir cümledir. Üstat Necip Fazıl'ın Reis Bey isimli eserinde mesaj çok güzel verilir. Usta aktör Haluk Kurdoğlu'nun tok ve sıcak sesiyle, "merhamet" isteyen sözlerini unutamıyorum. O kalbî ve insanî terennüm beni çok etkilemişti. Bir de Sefiller'de sıklıkla geçer bu tema… Reşat Nuri Güntekin'in Acımak adlı romanı başta olmak üzere daha bir çok edebî eserde işlenir bu konu, bilirsiniz...

Kubbealtı Lugatı'nda "merhamet" şöyle karşılık buluyor: "Herhangi bir canlının acısını, kederini, mutsuzluğunu, yüreğinde hissedip üzüntü duyma ve ona karşı yardım hisleriyle dolma, acıma." Diğer bütün sözlüklerde de anlam, üç aşağı, beş yukarı böyledir.

Anneler elbette kızlarını sever, onların iyiliği içindir bütün sözleri. Nasihatler geleceklerine dairdir, istikballerini hedef alır. Öğütler daha mutlu olmalarına yöneliktir. Yanlış yapmamaları için sürekli ikaz ederler. Ama yine de ölçüyü kaçırmayın anneler! Ziyadece sevdiğiniz kızlarınıza sesiniz çok yüksek çıkmasın. Hilm ile, yumuşaklıkla, insaf ile yaklaşın onlara, merhamet edin…

Babalar sert öfkelerinde derin sevgilerini saklarlar. Erkek çocuklarına kaşlarını çatarken bile yürekleri lime limedir. Oğullarının daha iyi, daha güzel, daha müreffeh bir hayat yaşamasını isterler… Bunun için baskı yaparlar, bunun için bağırır çağırırlar. Ama yine de ses tonunu iyi ayarlamak, terbiye vermeyi tadında bırakmak gerek. Siz de tez elden değil, tiz perdeden tavsiyelerde bulunun babalar, çocuklarınıza merhamet edin…

Ey hocalar, öğretmenler! Öğrencilerinizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyoruz. Onlar sizin adeta evlatlarınız gibidir, bunun farkındayız. Ebeveyn, bir evde bir iki çocuğu zapt edemezken, siz koca bir sınıfı, bazen 40-50 öğrenciyi idare edersiniz. Bağırır, çağırırsınız, sonra da onları dizginler, susturursunuz. Ama en çok da öğretirsiniz. Öğretirken sevdirmeyi de ihmal etmeyin lütfen. Anlatırken ürkütmeyin, bilgiyi aktarırken korkutmayın onları… Siz de birer ana ve babasınız, öyleyse talebelerinize merhameti çok görmeyin…

Ustalar siz şu anda mahir olduğunuz zenaatleri kolay mı öğrendiniz sanki, siz de kalfalarınızın, ustalarınızın ders rahlelerine oturmadınız mı yıllar boyu? Onlar size yanlışlarınızı göstermediler mi zaman zaman? Dinlediniz, gördünüz, anladınız, kavradınız ve düzelttiniz. Öyleyse çıraklarınızın hatalarını çok fazla büyütmeyin, kusurlarını abartmayın. Siz de merhamet edin onlara… Zenaatı severek yapsınlar ve yaşatsınlar. Kendilerine, ailelerine, milletlerine ve insanlığa faydalı olsunlar. Merhamet edin efendim, merhamet…

Ağabeyler kardeşlerine, amcalar yeğenlerine merhamet etmeli. Amirler memurlarına şefkati esirgememeli… Esnaf müşterisine, ağa köylüsüne, yayıncı yazarına, yazar okuyucusuna güleryüz göstermeli… Askerler sivillere, siviller askerlere iyi hisler beslemeli… Merhamet duygusu kaplamalı dört bir yanı… Şefkat ummanına dalmalı insanlar… Zira merhametin olmadığı yerde cebir vardır, öfke vardır, zulüm vardır. Kahır ve celallenme hükümfermadır.

Biz ki "yaradılanı yaradandan ötürü hoş görmeyi" şiar edinmiş ulu bir medeniyetin asîl çocuklarıyız. Peki benliğimizde tatbik ediyor muyuz bu yüce anlayışı, hayatımızda hakikaten yaşıyor muyuz? Yoksa öfkelenmek için bahane mi arıyoruz günboyu? Arkadaşlıkları, dostlukları, komşulukları, akrabalıkları minik sebeplerle sona mı erdiriyoruz? Bir pamuk ipliğine mi bağlı bütün münasebetler?

İnsanlar hayvanlara, hayvanlar bitkilere merhamet etmeli… Çocuklar okşanmalı, kediler sevilmeli, çiçekler kollanmalıdır… Kuşlar korkusuzca uçabilmeli gökyüzünde, geyikler pervasızca ormanlarda koşturabilmelidir… Merhamet zırhına bürünmeli herkes, şefkat pelerinini kuşanmalı… Muhabbet zarfıyla pullanıp yollanmalı sevgiler, dört bir yana…

Şarkılar bu duyguyu terennüm etmeli, romanlar bu hisle dolmalıdır… Türkülerde rahmet izleri olmalıdır her daim, şiirlerde, manilerde ve ninnilerde muhabbet rüzgarları esmeli… Edebiyatın da sanatın da insan için olduğu zinhar göz ardı edilmemelidir. Sanat yaparken insan kalbi kırılmamalı, edebiyat adına hemcinsler incitilmemeli… Kim demiş "Merhametten maraz doğar." diye… Asla ve kat'a doğru değil. Biz merhamet edelim, maraz başkasının olsun…

Dinimizde tebessümün sadaka olduğu unutulmamalı, kaşlar çatılmamalıdır hiçbir zaman. Gurur, kibir, enaniyet aslında insanoğluna yakışmıyor. Hele inanan birine, kesinlikle… Ben "merhamet" duygusunu bilirim sanırdım, ama bugünlerde bu duyguyu yeniden anlamaya, kavramaya ve yaşamaya çalışıyorum. Ruhumuza yakın, gönlümüze aşina, yüreğimize yakın gelmeli bu mukaddes kavram.

İmkanım olsa bütün odalara dolmasını isterim bu kelimenin, sonra da bütün kulaklara girmesini… Şehirlere, kasabalara, köylere yayılmasını arzu ederim her zaman. Dağlarda yankılanmasını, nehirlere akmasını, ovalara karışmasını dilerdim. Mühürlü ve katı kalpleri hemen açmasını… Savaşmayı ve kavgayı meslek edinenlerin yüreğine kökten sinmesini… İnsan olarak ne çok ihtiyacımız var aslında bu efsunlu kelimeye: Merhamet… Merhamet… Merhamet…

Filistin'de, Afganistan'da, Kerkük'te, Bosna'da, Grozni'de, Karabağ'da, Bağdat'ta, Şam'da, Kahire'de, Doğu Türkistan'da çocuklara da, kadınlara da, yaşlılara da şefkat eli uzanmalı, dünyada yaşayan bütün insanlara merhamet gösterilmelidir. Sadece insanlara değil, hayvanlara da aynı güzel muamele gösterilmeli, bitkilere, ağaçlara da sahip çıkılmalıdır.

Biz ki insanız, yaratılmışların en şereflisiyiz, öyleyse merhamet ve şefkat duygularından nasıl uzak durabiliriz? Merhamet hissini yüreğinde özge bir mücevher gibi taşıyan ve bu soylu kavramı hayatında yaşayan herkese selam olsun. Başka söze hacet yok: "Merhamet edin efendim!"