Samimiyetle, ihlasla gayret eden elbette kazanır. Usanmadan çaba harcayan da menzile ulaşır. Yolcu yolda gerek. Tarih boyunca bu böyle olmuştur. Bu sözü de çok severim: “Kader, gayrete âşıktır.” Hakikat bu. Türkiye’nin son çeyrek asrında neler gördük, neler yaşadık, hepimiz biliyoruz. Her şey gözümüzün önünde olup bitti. Dönüp hadiselere ibretle, hayretle bakakaldık. Umut, diriliş, yükseliş, vesayetçiler, tehditkârlar, kumpasçılar, hainler ve nihayet milletimizin devletiyle birlikte 15 Temmuz’daki mutlak zaferi. Elhamdülillah!
Geçenlerde bir dost meclisine gittik. Arabada fikir ve dava adamı Hüseyin Kansu Bey de vardı. 1950 Fatih doğumlu olan ağabeyimiz, yüksek tahlisinden sonra muhtelif işlerde çalıştı. Davet edilince siyasete girdi, aktif çalışmalarda bulundu, seçilip mecliste görev aldı. Çok yönlü, çok cepheli bir ideal ve mefkûre adamıdır. Bariz vasfı ise: “Bosna Hersek Temsilcisi”. Yolda sohbet ederken “Üç kişinin tesiri altında kaldım.” dedi. Merak ettim, anlattı: “Üstad Necip Fazıl, merhum Necmeddin Erbakan ve rahmetli Aliya İzzetbegoviç.”
Bugüne kadar pek çok üniversite ve sivil toplum kuruluşunda panellerde ve sempozyumlarda tebliğ sunup konferans veren Kansu, yaptığı konuşmaların bir kısmını küçük risaleler hâlinde kaleme alıp eşe dosta hediye ediyor. 13 kitapçık kütüphanelerde. Bir kısmının ismi şöyle: Bosna Hersek Dünü Bugünü Yarını, Dış Politikada Yeni Ufuklar, Kosova İkinci Bosna Olmasın, Kosova İlgi Bekliyor, Türk Dış Politikasına Yeni Bir Yaklaşım, Sancak ve Balkanlarda Son Gelişmeler, Türkiye’den Dünyaya Bakış, Çocuklarımız Geleceğimiz, Bosna Hersek Seyahat Rehberi, Mostar Köprüsü Yeniden Doğdu.
Yolda dertlerimizi konuşup muhabbet ederken kendisine, editörlüğünü yaptığım Gazze’nin Cennet Kuşları kitabını imzalayıp hediye ettim. O da bana Osman Arslan’ın Bilge Aliya kitabını armağan etti. Ardından ilave etti: “Kitabın içinde bir mektup var.” Merak edip açtım, okudum. Hayatım boyunca çok mektup okudum. Bilhassa edebiyatçıların, yazarların, münevverlerin mektuplarını… Yazı Editörlük ve Medya Kursu’muzda “Mektup” türünü de her mevsim işleriz. Yazı Masası kitabımızda iyi mektup örnekleri var. Fakat bu mektup hakikaten farklıydı, bambaşkaydı; hayranlık uyandıran bir samimiyetin ve dostluğun tezahürüydü. Sade ve yalın bir üslupla ama yürekten doğan bir muhabbetin ifadesi olan satırları okuyunca çok sevdim. Hapse düştüğü sırada Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yazılan bu tarihî mektubu yayınlama iznini, Hüseyin Bey’den istedim, sağ olsun kırmadı, verdi. İşte siyaset tarihimiz ve fikir dünyamızda unutulmayacak bir vesika olan mektup:
“23 Nisan 1999 – Pınarhisar
Saygıdeğer Başkanım, kıymetli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’a,
Nasılsın demiyorum. Diyemiyorum. Çünkü biliyorum. Yine çok çalışıyorsun, ziyaretçilerin çok, kitapların çok, uğraşın ve gayretin çok. Allah gayretini arttırsın.
Sana (ve seni sevenlere) hak etmediğin bu cezayı seçenler utansın. Eğer insanlarda olan utanmak gibi özellikleri varsa. İnşallah bu da geçer. Bu sıkıntılı günler de biter. Bu gece biter, aydınlık günler gelir inşallah.
Seni millet seviyor. Bu sevgi Türkiye’nin sınırları ile sınırlı değil. Bizzat yakinen tanıdığım Bosna’da gördüm. Kosovalılar, Sancaklılar, Batı Trakyalılar, Makedonyalılar, Bulgaristan’daki soydaşlar hep seni seviyorlar.
Seni seven ve tanıyan her insan senin için dua ediyor. Bu dualar seni daha önemli sorumluluklar taşıyan konumlara getirecek. Âdeta bunu görür gibiyim. Bugüne kadar hep başardın. Bundan sonra milletin vereceği ve Allah’ın nasip edeceği yeni görevleri de başaracaksın. Allah sana iki sermaye vermiş: Sevilmek ve başarmak. Rabbim seni korusun, bizlere bağışlasın. Kardeşin Hüseyin Kansu (imza)”
Müminin basireti de feraseti de önemlidir. Hüseyin Kansu ağabeyimiz, 27 yıl önceden Türkiye’deki manzarayı görmüş, hadiseleri tahlil etmiş ve sonuçta ümidini, arzusunu, azmini, duasını ve kararlılığını bu satırlara dökmüş. Elbette büyük bir isabetle… Bazen bir mektup size çok şey anlatır, hatta öğretir. Uzun uzun yorumlara ihtiyaç hissetmezsiniz. Bu satırlar, bir mektup olmanın ötesinde Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin ibretli hikâyesidir. Gayret ederseniz, Allah’ın size ve milletinize bahşettiği nimetleri hayretle müşahede edersiniz. Öyleyse bize düşen tek görev ve biricik ödev, samimiyetle milletimiz, devletimiz ve ümmetimiz için gece gündüz çalışmaktır. İnanın gerisi kendiliğinden gelir. Bu tek sayfalık mektup, bana bu hisleri yaşattı. Cumhurbaşkanımıza ve Hüseyin Beye sağlıklı, bereketli, huzurlu ve hayırlı ömür diliyorum. Cenab-ı Allah bütün müminlerin yâr ve yardımcısı olsun, âmin.