ABD’nin “Maduro Operasyonu”,, yani korsanlığı, ülkenin kaynaklarına “çökme” hamlesi elbette kabul edilemez.
Bunu olanca açıklığı ile ifade ettik.
Dahası, korsanlığın “iç destek” olmadan yapılamayacağı gerçeğinden hareketle Türkiye’deki “kriptolara” çok daha fazla dikkat etmenin önemine dikkat çektik.
O sıralarda hem iktidardan hem de muhalefetten nasıl tepkiler geleceğine baktık.
Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, tahmin ettiğimiz üzere “mutedil”di.
Zira, Türkiye’nin öncelikleri, sınırlarımızın dibinde ve bölgemizde olup bitenler “itidal”i telkin ediyordu,
“macera”yı değil!
Devlet Aklı bunu gerektiriyordu ve bu yapıldı.
Sonrasında da, Ak Parti’den hukuk tanımazlığa tepki niteliğinde açıklamalar geldi.
Bunlar da yerindeydi ve ölçülüydü.
Muhalefete gelince…
Ana Muhalefet Lideri Sayın Özgür Özel’in verdiği tepki, çok net bir şekilde…
Türkiye’nin dış politikasını sıkıştırmaya matuftu, meseleyi “iç politika” malzemesi olarak kullanma amacına matuftu.
Ben, ülkenin, vatandaşın haklarını korumak için yapılan “hayırlı” muhalefete destek veririm ama böyle meselelerde duruşum bellidir.
Bu duruş salt bugüne dair bir duruş da değildir.
Merhum Bülent Ecevit, bir “siyasi komployla” karşı karşıya kaldığında da…
Bunun üzerinden siyaset yapılmaması çağrısında bulunmuş, “Unutmamak lâzım ki, O, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı” demiştim.
Elbette dünya görüşlerimiz arasında büyük farklar vardı.
Elbette unutmadığımız, unutamadığımız yanlışları vardı ama bütün bunlar, Bülent Ecevit’in Türkiye’yi temsil ettiği gerçeğini değiştirmezdi.
*
Bugünkü ortamda, ne yazık ki bu hassasiyetlere dikkat eden muhalefet unsurlarının sayısı çok azaldı.
Kısa süre önce “Türkiye’nin kutuplaşma ortamından uzaklaşması şart” özetli değerlendirmede bulunan Sayın Özel’in ABD korsanlığı üzerinden, son derece hassas bir süreçten geçen ve önceliği “Suriye”, “bölgemizdeki gerilimler ve çatışmalar” olan Türkiye’ye “macera” telkin edercesine değerlendirmelerde bulunması kanaatimce çok yanlış bir tavır.
*
CHP, uzun yıllardır ana muhalefet pozisyonunda olmasına rağmen, yerel seçimler dışında seçim başarısı elde edemiyor.
İki seçim üst üste yerel seçim başarısı elde eden CHP, bunu “genel seçime” yansıyacak oy patlamasına dönüştüremedi.
Yargıtay’daki “üye sayılarına” baktığınızda da, İktidar Partisi’nin uzun yıllardır yönetimde bulunmanın yol açtığı yıpranmaya rağmen çok büyük artış sağladığını, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin ise neredeyse yerinde saydığını görüyoruz.
Üye sayısı ile seçimde alınacak oy arasında doğrudan bağlantı olmasa da, gözlemlerimiz CHP’nin oylarını umduğu oranda arttıramadığını gösteriyor.
Bizim vatandaşımızın feraseti çok üst düzeydedir, bir eleştirinin hangi maksatla yapıldığını çok iyi bilir.
Milli meselelerde ortaya konulan tavrı da hafızasının bir yerine kaydeder.
Memleketimizi kuşatma ve bölme çabaları ortada olduğu halde Venezuella meselesi üzerinden “sıkıştırma” işine girerseniz, o hafızadaki yeriniz pek de iyi olmaz.
Gönlümün arzu ettiği iktidarın doğrularına doğru, yanlışlarına yanlış diyen…
Milli meselelerde ise “Devlet Aklı”na kulak veren bir muhalefet.
Türkiye’nin iktidarla muhalefetin milli meselelerde birlikte hareket etmesine her zamankinden fazla ihtiyacı var!