ABD, İsrail, İngiltere şer ittifakının saldırılarına, katliamına maruz kalan İran rejimi, bugüne kadar hep üst perdeden konuştu.
Yediği her darbenin ardından kükredi, “bunun bedelini feci halde ödeteceğini” haykırdı.
Halkının hislerini zinde tutmak, desteğinin devam etmesini sağlamak için “söylem” bazında çok çaba sarf etti.
Kendisine her zaman “yardım elini uzatmak” isteyen, sıkıştığı yerden çıkabilmesi için destek vermeye çalışan Türkiye’yi elinin tersiyle itti
Geleneksel "burnundan kıl aldırmama" tavrını, kibrini ısrarla devam ettirdi.
“Yıkılmaz kale” olduğu, hatta “İslam dünyasının soykırımcı İsrail’e direnen tek gücü olduğu” havasını vermeye çalıştı.
Ne var ki her aşamada geriye gitti.
Caydırıcı olamadı.
Caydırıcılık, bir gücün kendisine düşmanlık edebilecek herhangi bir aktöre, yapacağı eylemlerin karşılığını misliyle ödeteceği korkusunu verebilmesidir.
Bu, potansiyel saldırganı vazgeçirmeye yönelik psikolojik ve askeri bir mekanizmadır; güçlü bir misilleme tehdidiyle düşmanı frenler.
İran, düşmanlarına karşı bunu yapabildi mi?
İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Güçleri Komutanı Kasım Süleymani'nin ABD-İsrail şer ittifakı tarafından öldürülmesinden (3 Ocak 2020) bu yana İran rejimi her vurulduğunda kükredi, “had bildireceğini, pişman edeceğini” haykırdı, “şiddetli misilleme” vaat etti ama…
Her seferinde İslam dünyasının özgüvenini de kıran, düşmanları azdıran durumda kaldı.
Mesela…
Kasım Süleymani’nin öldürülmesine misilleme olarak Irak’taki ABD üslerine füze saldırısı düzenledi; vurulacak tarafa önceden haber verilen bu eylemin düşmana maliyeti sıfıra yakın oldu.
Süleymani’nin öldürülmesinin intikamını almak için harekete geçen Devrim Muhafızları, panikle Ukrayna yolcu uçağını düşürdü; çoğu İranlı 176 kişi hayatını kaybetti.
İran Genelkurmayı, uçağın “yanlışlıkla, insani bir hatadan dolayı düşürüldüğünü” açıklarken Devrim Muhafızları Komutanı Emir Ali Hacızade de “hava savunma sisteminin yolcu uçağını cruise füzesi olarak algıladığını ve uçağın bu yüzden vurulduğunu” söyledi.
Olay, rejimin kendi halkına istemeden verdiği en büyük zararlardan biri olarak kayıtlara geçti.
Feci halde prestij kaybına yol açtı.
Temmuz 2024’te Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye,Tahran’da İran’ın misafiri olarak kaldığı devlet konukevinde suikasta uğradı, şehit edildi.
İran’ın önde gelen “misafirlerini” koruyamaması, güvenlik açığının büyüklüğünü ortaya koydu.
2025 Haziran’ında terörist İsrail’in başlattığı saldırılarda İran’ın nükleer tesisleri, askeri üsleri ve üst düzey komutanları hedef alındı.
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, IRGC üst düzey komutanları Gulam Ali Raşid ve Emir Ali Hacızade terörist İsrail tarafından katledildi.
İran’ın bu saldırılara, katliama verebildiği cevap, sonraki saldırılar için “caydırıcılık” mesajı vermekten çok uzak kaldı.
Eylül 2024’te Lübnan ve Suriye’de Hizbullah mensuplarının kullandığı binlerce çağrı cihazı, terörist İsrail tarafından eş zamanlı olarak patladı.
Bu olay, Soykırımcı İsrail istihbaratının (Mossad) uzun yıllar süren bir operasyonunun sonucuydu.
Cihazlara tedarik zinciri üzerinden patlayıcı maddeler yerleştirilmişti.
Patlamalar, özellikle Hizbullah’ın iletişim ağını hedef aldı. Çoğu sivil, çoluk çocuk nice insan hayatını kaybetti, yaralandı.
Resmi rakamlara göre ilk dalgada en az 12 kişi katledildi, 2.750’den fazla kişi yaralandı.
Bu saldırıdan bir gün sonra, 18 Eylül 2024’te ise Hizbullah’ın kullandığı yüzlerce telsiz (walkie-talkie) benzer şekilde patlatıldı ve bu ikinci dalga daha fazla can kaybına ve yaralanmaya yol açtı.
Bu saldırı, Hizbullah’ın “düşük teknolojili” iletişim stratejisini tamamen bozdu, örgütün ve dolayısıyla İran’ın itibarını ciddi şekilde sarstı.
Arada bir de helikopter kazası denilen ancak İsrail suikastı olduğu bilinen olay var:
Mayıs 2024’te İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi taşıyan helikopter, Doğu Azerbaycan eyaletinde sözde kötü hava koşullarından dolayı düştü.
Sözde kaza sonucunda helikopterdekilerin tamamı öldü:
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Doğu Azerbaycan Valisi Malik Rahmeti, İran “Dini” Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Doğu Azerbaycan Temsilcisi ve Tebriz Cuma İmamı Muhammed Ali Al-i Haşim, Reisi’nin koruma ekibi başkanı Devrim Muhafızları Tugay Generali Seyyid Mehdi Musevi ve helikopter personeli…
Hepsi katledildi.
İran rejimi, bunu “kazaya” bağladı, suikast olduğunu bildiği halde.
Ve son olarak…
Geçtiğimiz ayın sonunda, 28 Şubat’ın yıldönümünde ABD-İsrail ortak saldırıları…
İran en büyük darbelerden birini aldı.
“Dini” Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur, Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şemhani, Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi, Hamaney’in askeri büro şefi Muhammed Şirazi…
Hepsi teröristler tarafından katledildi!
İran yasa boğulmasına yol açan bu saldırılara kendince cevap veriyor ama…
Tablo ortada.Trump-Netanyahu kirli ittifakı İngiltere’nin de desteği ile vuruyor, alçakça dalga geçiyor, çoluk çocuk katlediyor, koca bir halkın onuruyla oynuyor!
Bizim tavrımız net:
İran rejimi hakkındaki düşüncemiz ne olursa olsun, terör ittifakının, soykırım ittifakının saldırılarına sonuna kadar karşıyız.
İran halkının yanındayız.
Okullardaki öğrencilere, hastanelerdeki hastalara kadar nice sivili katleden şer ittifakının karşısındayız.
İran’ın huzurunu kendi huzurumuz, güvenliğini kendi güvenliğimiz olarak görüyoruz.
Ne yazık ki İran rejimi bunu böyle görmüyor.
Ankara’nın uzattığı yardım elini kibirle itiyor…
İran Rejimi'nde hiçbir zaman yıkılmayacağına dair özgüven var.
Soykırım ittifakının saldırıları rejimi hemen yıkamayacaksa da, İran halkı gittikçe yorgun düşüyor…
Halk bezerse, iş biter.
İş biterse bundan Türkiye de zarar görür.
En büyük zararı İran görür ama biz de zararlı çıkarız.
Doğumuzda büyük bir boşluk meydana gelir zira…
O boşluk bizi de tehdit eder.
Enerji güvenliğimiz tehlikeye düşer, göç dalgaları ile karşı karşıya kalırız, vesaire…
Türkiye ile İran’ın çıkarları ortak da!
Biz bunu anlatamıyoruz İran Rejimi’ne!