“Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yemin ettirmemek için kürsüyü işgal etme” eyleminin CHP’ye faturası çok ağır oldu.
Öncelikle kalan ciddiyetine de zarar verdi parti yönetimi.
AK Parti Grubu’nun bu eylemi bastırmak için harekete geçeceğini ve gereğini yapacağını hesap edememek akıl alır gibi değil.
Gelen bilgiler onu gösteriyor ki, çok sayıda CHP’li vekil bunun doğru bir yol olmadığını, böylesine saçma sapan, sonuç alınması mümkün olmayan bir eyleme girişmenin partiye zarar vereceğini görmüş…
Kendilerince uyarılarda bulunmuş ama “yönetim”e söz dinletememiş.
Buradaki “yönetim”den kasıt Ekrem İmamoğlu mu?
Kulislere yansıyanlara bakılırsa öyle.
CHP’ye genel başkan olabilmesini büyük ölçüde İmamoğlu’na borçlu olan Özgür Özel’in hareket alanı çok dar.
İğneli fıçı içerisinde bir şeyler yapmaya çalışıyor…
Her kıpırdadığında da iğneler batıp duruyor!
Olan bitenleri hatırlayınız lütfen:
Bir ara epeyce havaya giren genel başkan,
“Tek işimiz İmamoğlu davası değil. Tek işimiz İmamoğlu’nun davasıyla uğraşmak değil, ülkenin bütün sorunlarıyla uğraşıyoruz. Ülkenin gündemi sadece bu dava değil.” deyince Saraçhane medyası tarafından hedefe yerleştirildi.
Epeyce bunaltıldı.
Radikalleri yatıştırmak için de “Bin yerde direneceğiz!”, “Korkuyu evde bıraktık!” gibi sert çıkışlar yaptı.
Sonra…
Parti’nin gerçek genel başkanı olduğunu göstermek için Sayın Cumhurbaşkanı’na “Gel İstanbul seçimlerini yenileyelim. Benim adayım belli, Ekrem İmamoğlu. Sen istediğin, en güvendiğin adayı çıkar. Hodri meydan!” diye seslendi.
Bu kez de…
“Bu sözleriyle İmamoğlu’na yerini göstermiş, Cumhurbaşkanı Adayı olarak da zımnen kendisini işaret etmiş oldu! Vah içeriye girene!” tepkilerine hedef oldu.
Ardından…
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile yaptığı görüşme sonrasında
“Biz burada üç eş genel başkan yan yana duruyoruz.” dedi.
Yani…
(Ağız sürçmesiyle) CHP’nin de “fiilen” eş başkanlık sistemiyle yönetildiğini söylemiş oldu!
Sayın Özel’inki çok zor bir durum.
Bizde genel başkanın otoritesi, liderliği tartışılmaz olmalı.
“Emanetçi genel başkan” görüntüsünün binde biri bile partileri başarısızlığa sürükler.
Yönetim ortaklık kabul etmez.
Parti genel başkanı elbette istişarelerde bulunur ama son karar kendisinindir ve o karar tartışmaya açık değildir.
Zira, “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur!”
CHP’nin iç çekişmeleri, ana muhalefet işlevini görebilmesine müsaade etmiyor.
Aslında partinin ontolojik gerçekliği bu:
Her zaman iç kavga, her zaman kriz, her zaman küpüne zarar veren keskin sirke hali.
Bu elbette moralleri bozuyor.
En fazla da Özgür Özel’in ruh haline yansıyor ortamdaki gerilim.
Geçtiğimiz günlerde partisine mensup bir ilçe belediye başkanını nasıl muhatap aldığını ve yazılı olarak hangi hakaretleri yağdırdığını hep birlikte gördük.
Bir genel başkanın bir ilçe belediye başkanı ile kavga ettiğinde asla kazanamayacağını bilebilmesi, hesap edebilmesi gerekmez miydi?
Koskoca genel başkanın bu işlere bakan bir “elemanı” yok muydu?
Partideki hiyerarşi yok mu oldu?
Herkes başına buyruk mu oldu?
Ve bugünkü yazı için son soru:
“Parti içinde sürekli olarak yönetim krizleri yaşayan CHP’nin, hele dünyanın böylesine diken üstünde durduğu, bölgemizin yandığı bir süreçte Türkiye’yi yönetebileceğine inanan mı kaldı?”