Yine bir 25 Mart geldi. Geldi gelmesine de gönül yaramızı yeniden deşerek geldi. Tam 17 yıl önce açılan bu yara hâlâ kapanmadı ve kapanmayacak. Bugün; 17 yıl önce kahpece tertip edilen bir suikastla helikopteri düşürülerek şehit edilen Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının vefat yıl dönümü.
Bu yara kapanır mı?
Bir helikopter düştüğünde üç gün boyunca enkazına ulaşılamadıysa ve milletin gözü önünde bir infaz gerçekleştirildiyse elbette kapanmaz.
Kazadan hemen sonra, yaralı olduğu hâlde kendine gelerek telefonuyla 112 Acil’i arayan İsmail Güneş’in konuşmaları ve feryatları kulaklarımızdan silinmedikçe bu yara kapanmaz!
İsmail Güneş, sadece bacağının kırık olduğunu söylerken otopsisinde dört kaburga kemiğinin ve çenesinin de kırık olduğu ortaya çıkıyorsa; uzmanlar, çenesi ve kaburgaları kırık bir kişinin bu kadar düzgün konuşmasının mümkün olmadığını belirterek bu kırıkların telefon görüşmelerinden sonra oluşma ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çekiyorsa bu yara kapanmaz!
İsmail Güneş’in cansız bedeni, helikopter düştükten beş gün sonra enkazın güneydoğu istikametinde ve 500-600 metre aşağısında bulunuyorsa; bacağındaki iki kemiği kırık olan birinin o mesafeyi aşağıya nasıl indiği izah edilemiyorsa bu yara kapanmaz!
Pilot Kaya İstemiçelik’in otopsisinde, kanında %26,7 oranında karbonmonoksit tespit edildiyse bu yara kapanmaz!
Olay yerine, kazadan bir buçuk saat sonra intikal eden kaza kırım ekibindeki bazı hainler; helikopterin düşme sebebinin aydınlatılmasında kritik rol oynayacak GPS cihazlarını söküp yok etmişlerse bu yara kapanmaz!
Tam 17 yıldır bir türlü neticelenmeyen mahkeme sürecine şahitlik ediyorsanız, bu yara elbette kapanmaz.
28 Şubat sürecinde dimdik bir duruşla darbeye ve darbecilere karşı:
“Ordu gözbebeğimizdir; ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam!” ve "Türkiye İran olmaz, Türkiye Cezayir olmayacak; Türkiye'nin Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz!" sözleriyle direnen "Asrın Alperen’i" nasıl unutulur?
Vefatından birkaç saat önce yaptığı konuşmada:
“Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok!” diyen "Ashab-ı Kehf’in delikanlısı" nasıl unutulur?
Davasına yürekten inanan ve bu uğurda çile çeken; “İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek başıma yürürüm,” ve “Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim,” diyen "Yusuf Yüzlü" lider nasıl unutulur?
“Bu ülkede dürüst olmak başa beladır ama o bela başımızın tacıdır,” diyen, İslam ahlakını kendisine şiar edinen bir dava eri nasıl unutulur?
“Zor yola kolay insanlarla çıkarsanız… Seni de satar, yolu da satar, yolcuyu da satar!” diyen bilge lider nasıl unutulur?
Vatan, millet ve mukaddesat denince aslanlar gibi kükreyen; “Vatan aşkı maya gibidir; sütü bozuklarda tutmaz,” ve “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz; ancak söz konusu vatan ise dünyanın şah damarını keseriz!” diyerek vatan hainlerinin yüreklerine korku salan bir yiğit nasıl unutulur?
Siyasi ikbal uğruna taklacı güvercin gibi havada dokuz takla atanlara inat; güçlünün yanında olmayı, güce tapmayı ve zalime yalakalık yapmayı siyaset zanneden acizlere inat, “Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir!” diye haykıran bir adam nasıl unutulur?
Elbette unutulmaz!
Bendeniz, genç bir üniversite talebesiyken Erzurum’a gelmişti. Davasını ve derdini anlatmıştı; dinlemiştik.
90’lı yıllardı sanırım; Çorum’un Kargı ilçesi, Hacıhamza beldesi seçimlerine gelmişti. Çorum’dan kalkıp onu dinlemeye gitmiştik. Seçime katılan tüm adaylar ve taraftarları parti rozetlerini bir tarafa bırakıp tüm ekipleriyle, araçlarıyla inanılmaz bir konvoyla karşılamışlardı onu… Konuşma yaptığı kahvehane tıklım tıklım doluydu. En sıralarda Hacıhamza’nın muhtelif partilerden aday olan belediye başkan adayları, tam tekmil ve kemali edeple, hayranlıkla onu dinlemişlerdi. Bu manzara unutulur mu?
Bu programdan sonra benim de aralarında bulunduğum yirmi kişilik özel bir grupla yaptığı o tatlı sohbet unutulur mu?
Unutulmayacak o kadar çok hatıra var ki! Ve boğazımıza düğümlenen, söyleyemediğim o kadar çok şey var ki…
“Acı hatırası olsa da dünün
Bugün Yaratana kavuşma günün
Dualarla örttük üstünü senin
Nur içinde uyu, üşüme Reis!”