Bir edebiyatçı olarak sinema ve edebiyat ilişkisi hep ilgimi çekmiştir. Hızla değişen dünyada artık görsellik tüm sanat dallarını geride bırakmış durumda. Sinemanın ve TV’nin cazibesi ister istemez insanları etkisi altına almayı başarmış durumda. Buna bugünün dijital platformlarda arzı endam eden filmlerini ve kısa videoları da ekleyebiliriz. Ancak sinema alelade bir çekim işi değil aslına bakılırsa kendi içinde kuralları olan bir sanat koludur. Sinema da edebiyat eserlerinde olduğu gibi elbette insanlara bir şeyler anlatır. Hatta bu anlatımda sinema edebiyatın tüm imkânlarında faydalanır. Sonuçta her filmin bir hikayesi, bir senaryosu ve bir mesajı vardır.

Romanlar ve hikayeler yazan birisi olarak yazdıklarımın filme alınmasını da çok istemişimdir. Ancak Hatice Bildirici’nin sinema ve öykü ilişkisini ele aldığı “Perdedeki Öykü” isimli kitabını okuyana kadar. Bu kitabı okuyunca işin pek de hayal ettiğim gibi olmadığını görmüş oldum.

Perdedeki Öykü, Hece Yayınları arasından 2023 yılında çıkmış. 224 sahife hacmindeki kitapta yazar, sinemaya uyarlanan yedisi yerli, on üçü yabancı toplam yirmi film hakkında geniş bilgiler vermiş. Kapak olarak “Vesikalı Yârim” filminden Sabiha’nın (Türkan Şoray) fotoğrafının kullanıldığı kitap 2023 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından inceleme dalında ödüle layık görülmüş.

Hatice Bildirici, bu kitabı niçin yazdığını da bir röportajında şöyle anlatıyor:“Sinema var olduğundan beri edebî metinler sinemaya kaynaklık etmiş. Bu metinlerin büyük bir kısmını romanlar oluşturuyor. Öykü uyarlamalarının hem sınırlı oluşu hem de romandan daha farklı biçimlerde şekil alması da bu alanı dikkat çekici kılıyordu. Tabii böyle bir çalışmanın daha önce hiç yapılmamış olması da benim için öykü uyarlamalarını cazip hale getirdi.”

Yazar bu durumu fark edince kitabında sinemaya uyarlanan öyküleri konu etmiş. Genel anlamda öyküler, öykü yazarları ve yönetmenlerin öyküleri ele alış biçimi ayrıntılı bir şekilde izah edilmiş. Kitaba konu edilen yirmi filmin adeta kısa bir kamera arkası belgeseli tadındaki kitap bu yönüyle de sürükleyici bir özelliğe sahip.

Her ne kadar yazar, kitabında bölümleri numaralandırmasa da sunuş ve önsözleri saymazsak kitabın üç bölüm olarak tasarlandığını görüyoruz. İlk bölüm “Öykü Uyarlamalarına Kuramsal Bir Bakış” adını taşıyor. Diğer bölümler ise “Dünya Sinemasından Öykü Uyarlamaları” ve “Türk Sinemasından Öykü Uyarlamaları” şeklinde oluşturulmuş.

“Öykü Uyarlamalarına Kuramsal Bir Bakış” başlıklı ilk bölümde edebiyat ve sinema ilişkisi çok güzel bir şekilde masaya yatırılmış. Bu bölümde, uyarlamanın ne olduğu, bugüne kadar geçirdiği aşamalar iyice izah edilmiş. Nihayetinde öykü ve romanın sinemaya uyarlaması meselesi enine-boyuna inceleniyor.

Bildirici, bu bölümde kavramları izah ederek okurunun sinema literatürü ile aşina olmasını sağlıyor. Örneğin uyarlama kavramını izah ederken “Bir sanat eserinin bir başka sanat dalı ile yeniden yaratılmasına “uyarlama” diyoruz.” şeklinde bir tarif veriyor. Aynı şekilde senaryonun da “görüntülerin yazılı hali” olduğunu da belirtiyor.

Romanların daha sıklıkla filme uyarlandığını ancak öykülerin de filme uyarlandığını belirten yazara göre Öykü türü ise sinema uyarlamalarında yönetmene ya da senariste sunduğu yorumlanabilme imkânı ile roman uyarlamalarından ayrılıyor.

İlerleyen bölümlerde yazar, uyarlama türlerini; “bire bir uyarlamalar, öykünün filmde bir aşk öyküsü ile zenginleştirdiği uyarlamalar, birden fazla öykünün bir araya getirilmesi ile oluşan uyarlamalar ve bir öykünün filme kısmen kaynaklık ettiği uyarlamalar” olarak dört başlıkta tasnif ettiğini görüyoruz.

İncelediği filmleri yerli ve yabancı filimler olarak iki kategoride değerlendiren yazara göre; Amerikalı yönetmen John Huston tarafından 1987’de çekilen “Ölüler” filminin James Joyce’un “Dublinliler” adlı kitabında yer alan “Ölüler” adlı uzun öyküsünden ve Yönetmen Frank Darabont'ın çektiği “Esaretin Bedeli” adlı filmin, Stephen King'in "Rita Hayworth and Shawshank Redemption" adlı uzun öyküsünden bire bir uyarlamadır.

1999 yılında Arturo Ripstein tarafından aynı adla sinemaya aktarılan Gabriel García Márquez’in "Albaya Mektup Yok" adlı öyküsünün ve yerli sinemadan da Orhan Aksoy tarafından 1990'da çekilen ve Sabahattin Ali'nin aynı adlı eserinden uyarlanan “Hasan Boğuldu” filminiÖykünün filmde bir aşk öyküsü ile zenginleştirdiği” uyarlamalara örnek olarak gösteriyor.

İki ya da üç öykünün kurgu ve temasından esinlenme ya da birebir faydalanma ile kurulmuş filmler olan “Birden fazla öykünün bir araya getirilmesi ile oluşan” uyarlamalara da yazar; Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” adlı filmini örnek verir. Çehov’un “Karım” ve “İyi İnsanlar” adlı öykülerinden esinlenen filimde “Karım” öyküsünün birebir, “İyi insanlar" öyküsünün ise kısmen filme kaynaklık ettiğini; Pedro Almodovar'ın yönettiği 2016 yapımı “Julieta” adlı filmi de Kanadalı öykücü Alice Munro’nunFirar” (Runaway) adlı kitabından üç kısa öyküye dayandığını örnek olarak gösteriyor.

Yazar, bir öykünün filme kısmen kaynaklık ettiği uyarlamalara da Sait Faik'in "Menekşeli Vadi" adlı öyküsünden uyarlanan “Vesikalı Yârim”, Camus'nün aynı adlı öyküsünden uyarlanan “Konuk” ve Cortâzar'ın "Cinayeti Gördüm" adlı öyküsünden Michelangelo Antonioni tarafından 1966'da uyarlananBlowub” (Cinayeti Gördüm) bunlara örnek olarak göstermiş.

Riskleri, başarıları ve başarısızlıkları ile edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanması hakkında okurlar en azından bir fikir sahibi olacaktır.

Bir okur olarak kitabı bitirince kendi kendime “acaba kitabın devamı gelecek mi?” diye düşünmeden edemedim. Kim bilir belki de yazarımızın böyle bir hazırlığı vardır.