“Türk sosyetesi bu tarz konuşmayı yüz kızartıcı buluyor ve nefretle karşılıyor. Her halde türk milleti bu kabil konuşmalara karşı kendisinin bitaraf kalmış gibi görülmesine ve gösterilmesine aslâ muvafakat etmiş değildir. Bugün cumhuriyet türkleri kendi millî meydanlarını kendi kuvvet ve kudretleriyle sınırlamışlardır; bu sahalarda yalnız türk milletinin sesi işitilir, yalnız onun ideali hamle yapar. Bu millî meydanlar sen ve ben kavgasına açılmış sınırsız lojiksiz yerler değildir. Türk milletindenim diyenler konuşurlarken, yazarlarken kendilerini türk milletinin hâkimi, ve türk milletini kendi kafalarına göre kullanabilecekleri bir camia diye telâkki etmek devri çoktan geçmiş olduğunu bilmelidirler. Türk milletine karşı konuşabilmek, doğru konuşabilmek ve yazabilmek için türk camiasının yüksek idealinden ilham almış ve bu büyük camianın müsaadesine mazhar olmuş olmak şarttır. Türkiye cumhuriyeti matbuatı istorik bir ananenin yeni bir tecellisi gibi telâkki olunabilecek bir karagöz perdesinin ihyası demek olsaydı bunu müsamaha ile görmek kabil olur ve bunun üzerinde durulmıyabilirdi. Fakat ne Türkiye matbuatı bir hayaldir, ne de bu matbuatta yazı yazanlar karagöz perdesinde bin bir marifetler yaparak kıymet kazanmak yolunda şöhret kazanmak yolunda şöhret arıyan insanlardır.
“Hakikat şudur: Bir Türkiye matbuatı vardır, ve o matbuat Türkiye cumhuriyeti halkının yüksek, modern, âleme şamil fikirlerinin yazılı yapraklarıdır.
“Türkiye matbuatı şahısların kavgaları, gürültü ve patırdıları için açılmış sütunlar değildir. Türk milleti bu hakikati böyle tanımaktadır, ve bu tanıyışı ile o iki gazetenin yersiz ve manasız görüşmesinden kendileri için hasıl olan kusuru tamir etmektedir.
“Benlik iddiası ve matbuat sütunlarının benlik mücadelelerine vasıta edilmesi çok iptidaî ve çok köhne bir zihniyetin ifadesidir.
“Mutlak Şef” iki Blok arasındaki “tarafsızlık” siyâsetini tekrâr têyîd ediyor
“İki gazete, sütunlarına geçirdikleri anlamsız yazılarla [yazılara] Türkiye cumhuriyetinin yüksek politikasını karıştırmak gafletini de göstermiştir. Bu gazetelerde görünüp okunan sözler Türkiye cumhuriyeti hükûmetinin, üzerinde çok dikkatle durduğu dostane siyasî münasebetleri de karma karışık ifade eder mahiyettedir. Bu türlü yazıların okuyucularına söyliyelim ki kendileri bu yazıların hakikate uygun olmıyan anlamlarından değil, yukarıdan beri verdiğimiz izahatın mefhumundan mana ve ilham alırlar. İki gazetenin gafilâne giriştiği söz savaşı bizi bu hakikatleri apaçık söylemeğe mecbur etmiştir. ULUS.” (Gazete nâmına kaleme alınmış makâle: “Türkiye matbuatında beklenmiyen yazılar”, Ulus, 29.10.1937, ss. 1 ve 10)
Mustafa Kemâl’in makâlesi: “Göbels’e açık bir ders”
Goebbels’in, 8 Eylûl 1937’de Nürnberg Kongresi Nutkunda başka birkaç Balkan Devletiyle berâber Türkiye’yi de zikreden cümlesini ilk def’a münâkaşa mevzûu yapan, 13 Ekim 1937 târihli Tan’daki fıkrasıyle, M. Zekeriya Sertel olmuştu. Ertesi günden îtibâren, Tan’da, Yalman ve Sabiha Sertel, günlerce, Zekeriya Sertel’den daha keskin bir dille aynı mes’ele üzerinde durdular. Cumhuriyet’te Yunus Nadi’nin, Tan’daki aleyhdâr neşriyâtın bir yanlış anlamaya dayandığını iddiâ etmesi ve mezkûr Tan muharrirlerinin Yunus Nadi’nin bu başmakâlesine şiddetle hücûm etmeleri üzerine, münâkaşa çığrından çıktı, şahsıyâta döküldü ve her iki taraf, en sak̆îl ifâdelerle birbirine veryansın etti…
Münâkaşaya, az-çok dîğer gazeteler de karışmıştı. Onların yaptığı neşriyât arasında, husûsen dikkatimizi çeken bir makâle, 19 Ekim 1937 târihli Kurun’da (s. 2) Mustafa Kemâl’in “Anlaşılmıyan noktalar anlaşılsın… Göbelse açık bir ders: Dünya önünde Türkiyenin vaziyeti sarihtir” başlıklı makâlesidir. “Sadri Ertem” imzâsıyle kaleme alınmış makâle, yine mütekebbir üslûbu ve muhtevâsı sebebiyle, bizde, kat’iyete yakın bir ihtimâlle, onun Mustafa Kemâl’e âid olduğu kanâatini uyandırıyor. Nitekim, 29 İlkkânûn / Aralık 1936 târihli Kurun’un birinci sayfasındaki “Tarih ve mantık hatası… Arap imparatorluğu kurmak istiyenler ilk hamlede tarihi tahrif ediyorlar, en adi yalanları söylüyorlar!” başlık ve “Sadri Ertem” imzâlı makâle de, kuvvetli ihtimâlle, onun kaleminden çıkmıştı…
“Büyük Şef”, iki Blok arasında zâhiren “tarafsızlık” siyâseti tâkîb ettiği için Faşist-Nazi Cephesine karşı açıkça dile getiremediği nefretini, bu makâlede, müsteâr isimle ifâde ediyor; dîğer taraftan, Türkiye’nin iki Blok arasında “tarafsız” olduğunu vurgulamaktan da geri kalmıyor… Ona nazaran, Kemalizm, Nazilikden evveldir ve ona fâik̆tir; binâenaleyh onun dümen suyunda gitmesi düşünülemez.
“Büyük Rehber”in Kemalizmin Nazizmden farklı bir dünyâ görüşü olduğunu tebârüz ettirmesi, yerindedir. Lâkin aralarındaki görüş farkı ne olursa olsun, her ikisi de totaliter ideoloji ve rejimlerdir ve bu da onları aynı kefeye koymak için kâfîdir…
Bu makâlede câlib-i dikkat olan bir yaklaşım da, Komünizmle yapılan mücâdelenin, “hiçbir zaman bir fikir mücadelesi vasfını kazanamamış” bir “Ehl-i Salîb” taarruzu olarak değerlendirilmesi ve bu cihetle de, Kemalizmin, Antikomünist mâhiyette bir mücâdeleyi reddetmesidir. Hakîkaten, gözden kaçırılmaması lâzım gelen, fakat Materyalizm temelinde Komünizmle işbirliği yapan “Büyük Şef” nâmına pek de şaşırtıcı olmıyan bir yaklaşım!
Birinci sayfada anons edilen makâlenin başlık altında şu spot vardır: “Kurtuluş hareketi Nasyonal Sosyalizmin değil Kamâlizmin [birinci sayfada ve metin içinde Kemalizmin] bayrağı altında tahakkuk etmiş bulunuyor.”
Bu makâle, Türkiye’nin Bloklar karşısındaki “tarafsızlığını” vurgulamakla berâber, Nazi Rejimine karşı tavrı bakımından, daha ziyâde, Yalman’ların, Sabiha Sertel’lerin çizgisindedir:
“Nasyonal sosyalizmin propaganda nazırı Doktor Göbels bir nutkunda faşist enternasyonalinden bahs ederken Türkiyeyi de Führer’in arkasından giden gruplar arasında sayıyor.
“Propaganda nazırı Türkiyeyi ne için cümleleri arasına sokuşturmuştur?
“Türkiyenin dünya politikası önündeki vaziyeti yazılı değil midir ki nasyonal sosyalist şefin propagandacısı bir cümle ile fikirleri çelecek; insanları ikna edecektir. Yahud Türkiyedeki sosyal hareketler nasyonal sosyalizm faaliyetine pek benziyor da nazır ona ad mı koyuyor?
“Dünya önünde Türkiyenin vaziyeti sarihtir. Bu sarahati, Türkiyenin sosyal kalkınmasındaki şiarlar tamamlamaktadır.
“ ‘Yurdda sulh, cihanda sulh’ düsturu ile Lozan’danberi Türkiye sulhün gönüllü bekçiliğini yapmaktadır.
“ ‘Cihanda harp, yurdda harp’ diyebilecek bir tarzda hareket eden gruplarla Türkiye arasında nasıl bir münasebet tasavvur edilebilir.
Gel de inan: Frenkperest ve kültür jenosidcisi Kemalizm, “antiemperyalist, antikolonyalist” imiş!
“Bunları bir tarafa bıraksak bile Türkiyede tebellür eden iç ve dış politika hareketleri, sosyal inkılâblar tamamen müstakil ve kendi şartlarının neticesidir. Kemalizm namı altında anılan bu hareketin hedefi:
“1 – Millî kurtuluşların muvaffakıyeti[nin] teminidir. Türkiye harp sonrası devletler arasında ‘koloni zihniyeti’ne karşı mücadele etmiş ve muvaffak olmuş bir devlettir. Kendisi koloni olmaya karşı ne kadar cesaretle, kudretle mücadele etti ise, kolonilerin dünya üzerinde genişlemesini de o kadar teessürle karşılamıştır. Netekim Büyük Harbin hesaplarını tasfiye eden muahedelerde hiçbir koloni hükmünü kendinden uzakta kalan sahalar içinde bile kabul etmemiştir.
“Bu kadar sarahatle anti emperyalist cereyanı, koloni hasretiyle yanan nasyonal sosyalizmin peyki saymak kendi hesaplarına menfi propaganda, ve ters politika yapmaktır. Bizim hesabımıza bunun manası ananevî politika cehaletini bir kere daha izhar etmektir. Mamafih bunun hayrete değer tarafı da yoktur.
“Kurtuluş hareketi tarihin seyri içinde nasyonal sosyalizmin değil Kemalizmin bayrağı altında tahakkuk etmiştir. Kemalizm davasını tahakkuk ettirdiği zaman bizim sabık müttefiklerimizin bugünkü mukadderatı rüşeym halinde bile tasavvur edilmiş değildi. Birbirine hiç benzemiyen bu hareketlerden birine mutlaka asıl demek lâzım gelirse sonradan tahakkuka çalışanın peyk olması tabiî olur.
L̃âkin şu bir vâkıa: “Kemalizmi Nasyonal̃ Sosyalizm ile bir cephede saymak hatâdan büyük bir şey olur!”
“2 – Kemalizm, rejimleri hududlar içinde mütalea etmiştir. Ve her devletin kendi için beğendiği rejimi kabul etmesini vicdan hürriyetinin tabiî ve zarurî neticesi saymıştır. Halbuki nasyonal sosyalizm böyle bir toleransı asla düşünmemiş, buna yanaşmamış, kendine benzemiyenler hakkında müteassıbane taarruz imkânları ihdas etmiştir. Bu bakımdan Kemalizmi nasyonal sosyalizm ile bir cephede saymak hatadan büyük bir şey olur.
“Nasyonal sosyalizm:
‘- İnsanlar faşist olsun!’ diyor.
“Kemalizm:
‘- İnsanlar mukadderatlarını, rejimlerini kendileri tayin etsin!’ diyor. Bunun için rejimlere düşman değildir.
“Bu iki şiarda benzerlik değil; zıddiyet vardır. Bunu bütün hâdiseler her saniye isbat etmektedir.
“Birisi ırk davasına, birisi kültüre, biri sağ, birisi sol esasa dayanan iki sosyete arasında nazariye bakımından doğmuş olan bu aykırılıklar yanında coğrafyadan, tabiattan, zaruretlerden doğan münasebetler de, iki devlet arasında komünizm aleyhinde bir işbirliğini imkânsız kılar. Çünkü: sözde komünizm aleyhine yapılan ehlisalip hareketleri hiç bir zaman bir fikir mücadelesi vasfını kazanmamıştır.
“Bu hesabı bütün dünya bilir. Bütün dünyanın bildiği bu hâdiseler üzerinde [üzerine] yüzde yüz ideoloji çeşnisi de vurulsa buna kim inanır?
“İnsanın aklına derhal geliyor: Acaba Göbels’in 1914 te yaptığı emrivakiler zamanımızda sözlerle mi tekrar tecrübe edilmek isteniyor? Bu sondajın manası nedir?
“Hâlâ Kayzerin politikasında ısrar edenler için bu bir ideal olabilir. Fakat biz, Kayzer devrindenberi çok şey öğrendik.
“Onların öğrenmedikleri tek şey, eski müttefiklerinin orijinal ve müstakil hüviyetleridir.” (Mustafa Kemâl –“Sadri Ertem”-, “Anlaşılmıyan noktalar anlaşılsın… Göbelse açık bir ders: Dünya önünde Türkiyenin vaziyeti sarihtir”, Kurun, 19.10.1937, s. 2)