Dr. Hasan İnsel: “Babam editör Avni İnsel ve yakın dostu yazar Orhan Veli Kanık, İnsel Kitabevi’nin önünde sohbet ederken. Yer istanbul, Ankara caddesi No:109, yıl sanırım 1949.” (https://www.instagram.com/p/ChY5C9po7RF/9; 12.10.2025)

***

Fahrettin Altay’ın Hâtırât’ında Mustafa Kemâl’in “eğlence hayâtı”

Org. Fahrettin Altay, Konya’da ecdâd yâdig̃ârlarını tahrîb etmekteyken, “Hâmî” tarafından Çankaya Köşkü'ne dâvet edilmiş ve 22 Ekim ilâ 1 Kasım 1925 târihlerinde, orada, on bir gün ağırlanmıştı. 10 Yıl Savaş ve Sonrası ismini verdiği Hâtırât’ına, bu on bir gün zarfında Çankaya Köşkü’nde görüp yaşadıklarını günü gününe kaydetmiş. Yedikleri yemeklere varıncıya kadar… Elbette şâhid olduğu her şeyi bize anlatması beklenemez. Mâmâfih, anlattığı kadarı dahi, Mustafa Kemâl'in “eğlence” hayâtı hakkında kâfî derecede aydınlatıcıdır.

Oradan birkaç müşâhedesini ik̆tibâsla iktifâ ediyoruz:

“1925 yılı sonlarında Atatürk’le İzmir’den trenle dönüyorduk. [Metnin aslında “Atatürk’le” ve “İzmir’den” değil de, “Atatürk le” ve “İzmir den” şeklinde dizilmiş. Metni ik̆tibâs ederken, karışıklığa meydan vermemek için, biz kesme işâretini kullanıyoruz.] Afyon’a yaklaştığımızda başyavere şu emri verdi:

‘- Paşa yı Ankara’ya misafir götüreceğiz. Çankaya’da kendisine yer hazırlatınız.'

“Sonra da gülerek yüzüme baktı, kendisine teşekkür ettim. Cumhuriyet’in ilânından beri Ankara’yı görmemiştim. Çankaya’da kendi köşkünün yanında beni onbir gün misafir etti. O vakit şimdiki köşk yoktu. Müze yapılan eski köşkte kendisi oturuyor, yanında başka bir binada da baş kâtibi ile yaverleri kalıyorlardı. Bana da burada bir yer hazırlamışlar. Bu bina sonraları yandı, yerine yenisi yapıldı.

“Yemekleri Atatürk’le beraber yiyorduk. Akşam sofralarında her gece başka başka davetliler bulunuyordu. Eğlencelerle güzel vakit geçiriliyor, bazen de mühim konuşmalar yapılıyordu.

“Ben her sabah kalktığımda bir gün evvel geçen olayları defterime not ediyordum. Bu yazıların aslını bozmaksızın pek az bir değişiklikle tarihi aydınlatmak maksadı ile buraya geçiriyorum. (Altay 1970: 391)

“Şapka işinde, yobazlar sinmiş durumda”

“(22 Ekim 1925) (Trenle Afyon'dan dönüşte) Meclis’te biraz oturup görüşüldü. Şapka işinde yobazların durumunu sordu. Sinmiş ve ister istemez kabullenmiş durumda oldukları bildirildi. Nesiller değişinceye kadar böyle tutmak lüzumunu ve katiyyen emniyet caiz olmadığını söyledi. […]

“Madam, onun kızlarına Avrupa terbiyesi verecekmiş”

“(Köşk'te öğle yemeğinde) Atatürk’ün sağında ağır giyinmiş 55 yaşlarında bir madam yer aldı. Beni de soluna oturttu. İsminin Baver olduğunu öğrendiğim bu madam daire müdiresi olarak İsviçre’den getirtilmiş. Fransızca konuşuyor, uzun boylu, ağır başlı, kibar bir tavır gösteriyordu. Atatürk’ün kızlarına Avrupa terbiyesi verecekmiş. […]

“Saat 20.30’da Atatürk tarafından yemeğe çağrıldım. Salonda müzik çalıyordu. Atatürk İsviçreli madam ve manevî evlât edindiği dört küçük kız ile yeşil odada oturmuş neşeli neşeli konuşuyordu. Önünde bir kadeh rakı ile biraz leblebi vardı. Bana da karşısında yer gösterdi, bir kadeh te ısmarladı. […]

“Yaptığı val̃se herkes hayrân kalıyor”

“(Akşam) yemek arasında şarap ve sonunda şampanya içildi. Sofradan kalkınca, dans edelim dediler. Gramofon çaldı. Atatürk, Madam Baver’i alarak güzel bir dans yaptı. Bunun adının fokstrot olduğunu [Tevfik Rüştü] Aras’tan öğrendim. Biraz ara verildi. Madamı dansa kaldırmaklığımı işaret etti. ‘Hiç bilmem' dedimse de, ‘Olmaz, öğrenmek lâzım’ diyerek Madam’a ‘Paşa ya öğretiniz’ buyurdular. […]

“Oyuna biraz ara verildi. Avrupa balolarındaki çeşitli danslardan, gece eğlencelerinden konuşuldu. Avrupa son moda danslarını, fakat valsin daima kıymetini muhafaza ettiğini Madam anlattı. Atatürk bir vals çalınmasını emretti. Madam’ı alarak o kadar güzel bir vals yaptı ki Madam da bizler de hayran olduk…” (Altay 1970: 392-395)

Hayâtı boyunca “Ebedî Şef”inin büyük iltifâtına ve dâimî himâyesine mazhar olan, kendisi de ona sadâkatte kusûr etmiyen, Konya’daki târihî eser tahrîbk̃ârlığı ve mezar soygunculuğu, ayrıca Kemalist “Dîn İnk̆ilâbı” propagandacılığıyle dâimâ ibretle hatırlanması l̃âzım gelen Orgeneral Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası ismini verdiği Hâtırât’ında (burada, 1970’teki ilk baskısı), “Kemalist Müslümanlık” dal̃âletine pek muvâfık olarak, hâmîsinin “eğlence” hayâtından bizzât şâhid olduğu birkaç sahneyi keyifle tasvîr ediyor… Böylece Kılıç Ali’nin hakkında tafsîlâta girişmediği bu “eğlencelerin” ne menem şeyler olduğunu biz de öğreniyoruz…

***

“Atatürk'ün kızları”

“(23 Ekim 1925) …Akşam geldi, (Atatürk,) beni yemeğe çağırdı. Salon oldukça kalabalık. Atatürk'ün kızları çeşitli renkte ipekli elbiseler ile O’nun etrafını bir çiçek halkası gibi sarmışlar. Bu akşam Madam Baver de çok şıktı. Boyalı ve pudralı. Etekleri saçaklı siyah dekolte bir gece tuvaleti giymişti. Afet hanım da siyah renkli ve sırma işlemeli bir gece tuvaletini kendisine pek yakıştırmıştı. [Âfet Hanım, o esnâda 17 yaşındaydı…]

“Misafirler: Adliye Bakanı Mahmut Esat, İçişleri Bakanı Cemil, Milletvekili Salih, Saffet, Mahmut, Nuri, Atatürk'ün eniştesi Mustafa [Mecdi Boysan]. Atatürk sofrada madamı karşısına, beni de O’nun sağına oturttu. […]

“Holde orkestra çalıyor. Yemek sırasında içki az içiliyor. […] (Yemekten sonra Madam) bir vals çaldırarak bana öğretmek istedi, beceremedim. Bunu gören Atatürk kalktı ‘Hala beceremiyorsun’ latifesi ile Madam’ı aldı, vals yaptı. Diğer davetlilere de kızları ile dansetmelerini söyledi. Kalkanların hepsi benim gibi acemi. Atatürk te ısrarla öğrenmelerini istiyor. Madam da onu şampanya sohbetinden kaldırdığından memnun. Çok geçmedi şampanya ısmarladı. Bardaklar dolaşınca oyun da kızıştı. Madam yanımdan geçerken ‘Sıhhatinin bozulmasından korkuyorum’ dedi. Danslar alaturkalaştı. Hepimize el tutturarak hora teptirdi. Zeybek havası çaldırdı. Kimse beceremiyor, el ayak oynatarak dönüyorduk. Herkesi durdurdu. Kendisi tek başına güzel bir zeybek oyunu yaptı, hayran oldum. ‘Bu oyun, milletimizin erkek oyunu, kahraman oyunudur, bilmek lâzım’ diyerek bizleri mahçup etti.

“Küçük kızların uykuları geldiğinden onları odalarına gönderdi. Gece yarısı olmuştu.

“Yakışıklı garson, kadın elbisesiyle numaralar yapıyor”

“Atatürk arkadaşlarına beni övmeye başladı, sıkılıyordum. […]

“Yakışıklı bir delikanlı olan garson Saib, güzel bir kadın elbisesi giymiş olarak ortaya çıktı, bazı numaralar yaptı. Eski orta oyunlarında erkeklerin yaptıkları zenne rolünü güya modernleştirmesi gibi birşeydi. Takdir edildi.” (Altay 1970: 397-399)

Hemen her gece “danslar, oyunlarla neş'e içinde geçiyor”

(24 Ekim 1925, akşam) Sofradan kalkınca mızıka ve dans havaları çaldırarak danslar ve alaturka oyunlarla davetlilerin neşesini artırıyordu. Bu gece şampanya yok. Saat 12’de herkese izin verdi. Beni biraz daha alıkoyarak genel surette askeri işlerden, biraz da Konya ahvalinden konuştu, sonra izin verdi. (Altay 1970: 401)