Türkiye’nin önemli zenginlerinden birinin konuşması tartışmaya neden oldu. Konuşmada ifade edildiği kadarı ile bu konuşmacının sahip olduğu grupça takriben 9 milyar dolarlık (=380-400 milyar TL) bir fon yönetiliyor. Bu varlığın yüzde 50’si Londra, Frankfurt, New York ve Dubai ofisleri aracılığıyla yurt dışında değerlendiriliyor. Yani konuşmacı ulusal ölçeği aşan bir yatırıma sahip. Bunu yanında konuşmacının şu ifadesi de dikkat çekiciydi:
"Herkesin maddi emelleri var. Benim de maddi emellerim var. Ben geçinemiyorum; yani arzu ettiğime kıyasla geçinemiyorum. İnsanların başka yere gittiklerinde de yıldızlarının parlamaya devam etmesi gerekiyor. Finansal olarak insanları 'sarhoş edecek' kadar güçlü teşvik yapıları kurmalıyız. Londra’ya indiğinizde pasaport polisinin 'ziyaret amacınız nedir? sorusuyla karşılaştığınızda gerçek dünyanın ne kadar büyük olduğunu anlıyorsunuz.” (https://www.karar.com/ekonomi-haberleri/ali-sabanci-gecinemiyorum-2017157. 26.12.2025).
Bu konuşmalar kapsamında “geçinmek ve sarhoş olmak” başta olmak üzere birkaç hususa değinmek istiyorum.
Finansal
Sarhoş; keyif verici bir madde sebebiyle kendini bilmeyecek durumda olan (kimse); mecaz bir şeyden çok fazla mutluluk duyan anlamındadır. İlgili burada “finansal sarhoşluk” arzusunda olabilir.
"Geçim" ve "kazanç" arzusunu, "arzu ettiğime kıyasla geçinemiyorum" diyerek kişisel bir standart üzerinden tanımlıyor. Geçinmek (TDK), yaşamak için gerekeni sağlamak veya mecaz olarak kendi gereksinimlerini başkalarından sağlamak anlamındadır. Dilimizde “Geçinip gitmek” çok iyi değilse de şöyle böyle geçinmektir.
Burada sıradan bir insanın geçinmesinden ziyade çok çok yüksek iktisadi bir istek olabilir. Öyle ki ilgilinin ekonomik gücü 30 bin TL aylık alıp onla geçinmeye çalışan kaç kişiye denk gelir? Bu yazıyı okuyanlar ilgilinin yönettiği miktarı (378 milyar) tüm serveti/geliri 30 bin TL olanlarınkine bölerek ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirler. Aslında ilgili ülkesindeki bu gerçek dünyayı da görmeli. Elbette pasaport polisi ve "Gerçek Dünya" metaforu ile görülmesi gereken bir dünya da görülmeli.
Gerçek dünya
İki yönlü sorumluluk olmalı: Yerelden dünyaya, dünyadan yerele!
Londra örneği, yerel başarıların küresel ölçekteki karşılığını sorgulayan bir gerçeklik kontrolü niteliğinde. Kendi ülkenizde veya şehrinizde çok önemli biri olabilirsiniz, ancak bir sınır kapısında sadece "sıradan bir yolcu" olduğunuzda, dünyanın büyüklüğü ve rekabetin sertliği yüzünüze çarpar.
Bu cümle, vizyonun yerel sınırlardan kurtulup evrensel bir perspektife taşınması gerektiğini sert bir tecrübe üzerinden anlatıyor.
Ama ülkede ekonomik zorluk çeken milyonlar varken yurtdışına milyonlarca yatırım konusu da gerçeklik olarak sorgulanmalıdır. Evrenselden yerele ne taşıyorsun? Yerli ve milli misin? Üzerinde yükseldiğin zemin için ne yapıyorsun?
Evrensel
Yetenekli insanları tutmak istiyorsanız, onlara hem küresel standartlarda bir oyun alanı hem de reddedemeyecekleri kadar güçlü finansal nedenler sunmalısınız.
"İnsanların başka yere gittiklerinde de yıldızlarının parlamaya devam etmesi gerekiyor" ifadesi, liyakat ve taşınabilir yetenek vurgusudur. Kişi, başarısını sadece yerel bir çevreye veya statükoya borçlu olmamalı; yeteneği dünyanın her yerinde karşılık bulmalıdır. Bu, "beyin göçü" tartışmalarının kalbinde yatan temel motivasyondur: Yeteneğin takdir edildiği ve değer gördüğü yere akması.
Kısaca, sosyal sorumluluk olarak sadece kamu değil büyük ekonomik güçlerde ulusal yeteneklerin (girişimcilerin) gelişmesine katkı vermelidir.
Son söz: Her ölçeğin gerçekleri/beklentileri farklıdır.