MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 6. MİSÂL: “TOTALİTER ŞEFLİĞE” GİDEN YOLDA MÜHİM BİR MERHALE: TAN GAZETESİ NÂŞİRİ VE TRABZON MEB’USU ALİ ŞÜKRÜ BEY’İN KALLEŞÇE BOĞDURTULMASI

Kâzım Karebekir’in Uğur Mumcu tarafından röportaj tarzında hazırlanan Hâtırât’ına nazaran, “14 Ocak 1923 günü, M. Kemal; Karabekir ve Fevzi Paşa ile [berâber] trenle İzmir'e giderken”, “pek asabî bir hâlde”, 1. TBMM'de İslâmperver bir lider olan Trabzon Meb'ûsu Ali Şükrü Bey hakkında, yâveri Hüseyin Abbâs Bey'e hitâben:

“- Ankara'ya matbaa makinesi getirmiş… Tan adında bir gazete çıkaracakmış… Siz hâlâ uyuyorsunuz! Yakın, yıkın!” diyor… (s. 68)

Matbaası yakılıp yıkılmıyor, lâkin, Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te, Mustafa Kemal’in Muhafız Tabur Kumandanı Topal Osman Ağa'ya kalleşçe boğdurtularak ortadan kaldırılıyor, arkasından, cinâyete azmettireni ifşâ etmesin diye, Topal Osman ve avenesi de ifnâ ediliyor ve “Totaliter Şefliğe” giden yolunda artık bir mânia kalmıyor…

Ali Şükrü Bey’in can-ciğer arkadaşı Mehmed Âkif dahi, bu denî cinâyeti tel’în eden tek satır neşredemedi…

Trabzon’daki mahallî gazetelerde, hâdisenin içyüzü hakkında bir mik̆dâr neşriyât yapılınca da “Büyük Şef”in ak̃sülameli yine pek şedîd oldu:

“18 Temmuz 1923'te Trabzon'dan gelen haberler, Gazi'nin canını çok sıktı. Ali Şükrü Bey cinayeti, gazete sütunlarında kendisine atfolunuyordu. […] M. Kemal Paşa, bana şunu söyledi: ‘- Trabzon'da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruk hakkettiler!' ” (s. 82) (Uğur Mumcu tarafından evvelâ Haziran 1990'da Cumhûriyet gazetesinde tefrika edilen Kâzım Karabekir Anlatıyor isimli kitabdan, İstanbul: Tekin Ye., 1993, 6. Baskı, ss. 68 ve 82) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 2-3.1.2020/463-464)

MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 7. MİSÂL: İSTİKLÂL HARBİNDE MEHMEDCİĞİN VE BÜTÜN HALKIN KAHRAMANLIĞINI ÖNE ÇIKARMANIN CEZÂSI: SİNOB’A SÜRGÜN EDİLMEK!

Yukarıda da bahsettiğimiz vechiyle, Mehmet Zekeriya Sertel, Resimli Ay mecmûasının Eyl̃ûl̃ 1924 târihli nüshasının kapak mevzûuna uygun olarak kaleme aldığı makâlede, İstiklâl Harbi’ndeki zaferin en büyük hissesinin Mehmedciğe ve bütün halka âid olduğunu müdâfaa ediyordu.

“Mutlak Şef”, bu makâleden fevkalâde rahatsız oluyor ve derhâl “Kılıç Ali” imzâsıyle bir makâle kaleme alarak Sertel’e cevâb veriyor. Necmeddin Sadık (Sadak)'ın Akşam gazetesinde neşrettirdiği makâlesinde, Sertel'in noktainazarını reddederek, bütün zaferi kendisine mâl ediyor… (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2001 -ilk baskısı: 1968-, ss. 121-122)

Eşi Sabiha Sertel’in ifâdesine nazaran, Zekeriya Sertel, bu makâlesi yüzünden cezâlandırılmış, sonraları, bir başka bahâneyle, Sinob’a sürgün edilerek, bir buçuk sene orada ikâmete mecbûr edilmiştir. (Sabiha Sertel’in hâtırâtı Roman Gibi, İstanbul: Ant Yl., 1969, s. 102)

MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 8. MİSÂL: KÂZIM KARABEKİR’İ ÎTİBÂRSIZLAŞTIRMAK İÇİN GAZETELERİ KULLANMAK VE KİTABINI YAKTIRMAK

Yukarıda bahsetmiştik; hatırlatalım:

Siird Meb’ûsu Mahmut Bey’in gazetesi Milliyet’in, Nisan ayından beri “Millîci” nâmımüsteârıyle neşredilen “Ankaralının Defteri” başlıklı tefrikasında, TBMM İkinci Reîsi ve Adliye Vekîli Celâleddîn Ârif Bey’in, Kasım 1920’de, “bir entrikayle”, Eruzurum’da (Ankara’ya muhâlif) bir “Şark Vilâyetleri Umûmî Vâliliği” ihdâs ettirmek için giriştiği teşebbüsde, Kâzım Karabekir Paşa’nın da ona destek olduğunu iddiâ etmesi (Milliyet, 27.4.1933, s. 8) üzerine, Kâzım Karabekir, Gazeteye bu mes’elenin içyüzünü îzâh eden bir mektub göndermiş, bunda İstiklâl Harbi’nin başlangıcı hakkında da resmî târihi nakzeden bilgiler vermiş, böylece aynı gazetede, Kâzım Karabekir ile Mustafa Kemâl arasında, üç hafta kadar sürecek bir kalem münâkaşası başlamıştı…

Şu var ki çocukluğundan beri hak̆îk̆î hüviyetini gizlemekde pek mâhir olan Mustafa Kemâl, bu sefer de, kendi ismiyle ortaya çıkmıyor, “Millîci” imzâsını kullanıyor ve Falih Rıfkı, Ahmet Şükrü (Esmer), Mazhar Müfit (Kansu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Aka Gündüz, Gâzîanteb Meb’ûsu Nuri Bey (Conker) gibi emrindeki birçok kalemşör ve siyâsetciyi de Kâzım Karabekir’i tekzîb etmek, haksız çıkarmak, gözden düşürmek için seferber ediyordu. Baş tetikcisi ise, Siird Meb’ûsu Mahmut Bey’in (Soydan) Sâhibi ve Başmuharriri olduğu ve Umûmî Neşriyât ve Tevzî İşleri Müdürlüğünü Etem İzzet’in (Benice) yaptığı Milliyet gazetesiydi… Bu gazete, bir taraftan mezkûr kadroya sütûnlarını açarak, dîğer taraftan şu gibi manşetlerle Kâzım Karabekir’e hücûm ediyor, onu îtibârsızlaştırmıya çalışıyordu:

“Kâzım Karabekir Pş.nın bir iddiası daha çürük çıktı…” (Milliyet, 13.5.1933, s. 1) “Karabekir Paşa Tarihe ve Hakikate Saygısızlık Yapıyor…” (Milliyet, 14.5.1933, s. 1) “Karabekir Pş.nın cevabı yalnız hayret değil, ıztırap veriyor… Kâzım Karabekir Pş.nın hatıraları her yandan hezimete uğrayor!” (Milliyet, 15.5.1933, s. 1) “Karabekir Pş.ya hakikatin acı bir sillesi daha!” (Milliyet, 16.5.1933, s. 1) “Büyük bir deha ve onun âlemşümûl zaferleri elbette ki küçücük beyin kaplarına sığmaz!” (Milliyet, 18.5.1933, s. 1) İlh…

Rahmetli Karabekir, Milliyet’e altı mektub göndermişti. Bunlar, Gazetenin 5 Mayıs 1933 târihli nüshasından başlıyarak onun 11, 12, 13, 14 ve 15 Mayıs 1933 târihli nüshalarında intişâr etti. Bundan sonra, mektub göndermeyi kesti. Bunun sebebi, hem son mektubunda bir pasajın sansür edilmesi (Milliyet, 18.5.1933, s. 1’deki îzâhat), hem de edebsizce hücûmlara mârûz kalmasıydı…

Kâzım Karabekir, ilk mektubunda (Milliyet, 5.5.1933, s. 8), “Mutlak Şef”in elinden çıkmış resmî târihe muhâlefet ederek, Şark Cephesinde Ermeni taarruzuna karşı muvaffak̆iyetin Mustafa Kemâl’e rağmen ve kendi inisiyatifiyle elde edildiğini ve Şark’taki Millî Mücâdeleye, Mustafa Kemâl daha ortada yokken, halkla berâber kendisinin önayak olduğunu îzâh etmişti… İşte bunlar, Millî Mücâdelenin bütün muvaffak̆iyetlerinin sâdece kendisinin k̃âr hânesine yazılmasını istiyen “Mutlak Şef”in hiç tahammül edemiyeceği tesbîtlerdi! Bunlara cevâbı, Karabekir’i alenen “akıl hastası” îlân eden bir beyânât vermek oldu! (Milliyet, 8.5.1933, s. 1)

Tartışma, sâdece Milliyet’in sayfalarında olmuyor, bütün gazeteler de bu kalem kavgasına yer veriyor, açıkça “Mutlak Şef”in tarafını tutuyor, hep birden Kâzım Karabekir’i îtibârsızlaştırmıya çalışıyorlardı…

Hakîkaten, bütün bu neşriyât, Kemalist Totaliter Rejimde, insanlar üzerinde, neşriyât ve sâir propaganda vâsıtalarıyle nasıl tedhîş estirildiğine, herkesin nasıl sindirildiğine ve Rejimin “hakîkatler”ini benimsemiye icbâr edildiğine pek ibretâmîz bir misâldir.

Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbi hakkında -resmî târihin es geçtiği- bâzı hak̆îkatleri sâdece Milliyet’e gönderdiği mektublarla duyurmıya çalışmamış, ayrıca bir kitab têlîf etmişti: Türkün Ulu Tarihine Büyük Hörmetlerimle: İstiklâl Harbimizin Esasları; Yanlış Bilgi Felâket Kaynağıdır…

Kitabı, Sinan Omur’un matbaasında basılmış, cildlenme safhasına gelmişti. Bu, haber alındı ve kitab piyasaya çıkmadan Matbaaya giden Kılıç Ali ve Recep Zühtü Soyak gibi tetikciler, bütün nüshaları zaptedip İtfâiye’ye âid resmî bir kamyona doldurdular, götürüp bir kirec ocağında yaktılar! Sene 1933…

Yaktılar ve -Hak̆îkatperverler nezdinde- İstiklâl Harbi’ne dâir şahısperest iddiâların iflâsını bir kerre daha tescîl etmiş oldular!

1-192

Bütün matbûât, “Mutlak Şef”in emrinde! Milliyet, Vakit, Cumhuriyet, Akşam gazetelerinin 8 Mayıs 1933 târihli nüshalarının 1. sayfalarında, Mustafa Kemâl’in Kâzım Karabekir’i “akıl hastası” îlân eden beyânâtı tarafgîr bir tavırla neşrediliyor… “Akıl hastası” damgasının sebebi: Kâzım Karabekir’in, Milliyet gazetesine, İstiklâl Harbi’nin başlatılmasında ve zaferle netîcelendirilmesinde Şarkî Anadolu halkının ve kendisinin birinci derecede rolüne dikkat çeken mektublar göndermesi…

***