“Ben, bir kahbelik hareketi karşısında isyan ederek…”
“Çok gariptir ki Zekeriya Sertel, son zamanlarda neşrettiği hatıralarda olup biteni tamamiyle inkâr ederek benden şu suretle bahsediyor: ‘Bir müddet Ahmed Emin’le gazetede ortaklık ettik. Sonra işe yaramadığı için çıkardık.’ Bu garip insan, nice kişinin gözü önünde ve gazete sütunlarında cereyan eden hadiselerin aksini iddia etmekle kalmıyor, ben, bir kahbelik hareketi karşısında isyan ederek, manen çok şeyi bana ait olan gazeteden kendi arzumla, isyan halinde ve en asaslı manfaatleri itmek suretiyle ayrılmamdan sonra beni okurlarıma halâ gazetede çalışır gibi göstermek için haftalarca neler yaptığını da unutmak istiyor…” (Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 1970: III/240-242)

(Milliyet, 5.3.2000, s. 9)
“Yalman’ın 1940’lı yıllarda oturduğu ve 1990’lı yıllarda Turing tarafından ailesinden satın alınıp restore edilen köşk”üne, 2000 senesinde 150 milyar TL kıymet biçiliyordu…
Hâlbuki, (TATKO A. Ş. müessisi ve gazete patronu) Yalman, kendisini, “ömrünün her safhasında maddî menfaatlerini hiçe sayan birisi” olarak tasvîr ediyor!
Kezâ, Yahûdi-Sabataî şehri Selânik’in Sarı Hatîb Yâkubî Mahallesi’nden çocukluk arkadaşı gazeteci Enis Tahsin Til’in naklettiğine nazaran da, Necmeddin Sadak: “- Ahmet Eminin fikirlerini, yazılarını tenkid edebilirsiniz, fakat kendisini maddî menfaat peşinde koşmakla kat’iyen itham edemezsiniz!” demiş. Til, bu sözü têyîd ederek: “Ahmet Emin’in hayatını yakından bildiğim için ben de bu mütalâaya iştirak ederim. ‘Vatan’ başmuharririnin dikili bir çubuğu bile yoktur.” diyor! (Til’in makâlesini aşağıda nakledeceğiz.) Bu seciyeyi iyi teşhîs etmek lâzım!
***
Sabiha Sertel’e nazaran, “Amerikan emperyalizminin ajanı” bir gazete patronu: Ahmet Emin Yalman
Komünist-Kemalist gazeteci ve gazete patronu Sabiha Sertel, Roman Gibi ismini verdiği hâtırâtında, yine kendi cemâatine mensûb olan meslekdaşı ve Tan gazetesinde bir müddet ortakları Ahmed Emin Yalman hakkında, dillere destan Sabataî dayanışması hilâfına, düşmanca ifâdeler kullanıyor ve onu “Amerikan emperyalizminin ajanı” olmakla ithâm ediyor:
“(İş Bankası’nın neşrettiği) Tan gazetesi, halk tarafından sevilmedi, başarı kazanmadı. Zararına çıkan bu gazeteyi kapamak zorunda kaldılar. Matbaasını, teçhizatını, hattâ adını satılığa çıkarmışlardı.
“Zekeriya ile Halil Lütfi, matbaayı ve gazeteyi aldıktan sonra nedense adını değiştirmediler. Az sonra Amerikan emperyalizminin ajanı, eskiden Amerikan mandasını savunan Ahmet Emin Yalman da gazeteye ortak edildi. Zekeriya, teknik işlerle uğraşıyor, başyazıları Ahmet Emin Yalman yazıyordu. Yani gazetenin politik cephesini o idare ediyordu. Ahmet Emin yazılarında Amerika’nın emperyalist olmadığını iddia ediyor, devletçiliğe karşı özel teşebbüsü savunuyordu. Her makalesinde ‘Hayır ve Şer’ kuvvetlerinden söz açardı. ‘Hayır’ kuvvetleri özel teşebbüsçüler, ‘Şer’ kuvvetleri sollardı. Gazeteye Ulunay gibi gericileri, Refik Halit gibi halife taraftarlarını getirmişti. […]
“Tan Gazetesi, bu ekiple, asma bahçeleriyle meşhur Babil Kulesi’ne benziyordu. Asma bahçelerinin bir katında gericiler, bir katında Burhan Felek gibi fanteziciler, bir katında Ömer Rıza gibi koyu müslümanlar, bir katında ilericiler vardı. Ben bu şartlar içinde Tan Gazetesine yazı yazmıya başladım. [Zekeriya Sertel, Halil Lütfi Dördüncü, Selim Ragıp Emeç ve Ali Ekrem Uşaklıgil ortaklığında neşredilen] Son Posta’da bana karşı konan yazı yazma yasağı kalkmış, nisbi bir hürriyete kavuşmuştum.
“Fikirlerimi yaymak için her imkândan faydalanmak taraflısıydım. Yazılarım, hükümetin sansüründen değil, ama gazetenin yazı işleri müdürünün kontrolünden geçiyordu. Amerikan emperyalizminden söz açamazdım. Patronlara karşı işçileri savunamazdım. O devirde işçileri savunmak dahi komünistlik sayılıyordu.” (Sertel Sabiha, Roman Gibi, 1969: 190-191)
Sabiha Sertel’in kendi hâlini unutup Yalman’a “Amerikan emperyalizminin ajanı” yaftasını yapıştırması, insana tuhaf geliyor… Zîrâ, bu yafta, evleviyetle, onun gibi, yine kendi cemâatine mensûb Hâlide Edip Adıvar’ın tavassutuyle bir Amerikan kapitalistinden (Charles Crane’den), üstelik mââile tahsîl bursu alıp Amerika’ya giden, orada dört sene bu bursla yaşayıp memlekete yine mââile Marksist olarak dönen ve Amerikanvârî mecmûalarla Frenk kültürünün taşıyıcılığını yapan birisi için düşünülebilir… Üstelik, o “Amerikan emperyalizminin ajanı”, kendisi gibi Türkiye Komünist Partisi’nin üst kademeden bir idârecisi olan Nazım Hikmet’in hapishâneden kurtarılması için Kasım 1949’da kampanya başlatmış, onlarla iş birliği yapmış, Temmuz 1950’de emeline nâil olmuştu…
Bu arada şu soruyu da atlamamak lâzım: Karı-koca Sertel’ler, “Amerikan emperyalizminin ajanı” olduğunu bildikleri birisiyle nasıl oldu da ortaklık kurdular, berâber gazete çıkardılar?
Sabataî dayanışmasının da bir haddi var
Dîğer taraftan, Sabiha Hanım, “Amerikan emperyalizminden bahsetmesine, işçileri müdâfaa etmesine” müsâade etmiyen “Yazı İşleri Müdürünün” Yalman olduğunu îmâ ediyorsa da, Yalman’ın Hâtırât’ından (1970: III/225) öğrendiğimize göre, Yazı İşleri Müdürü (Yalman’ın akrabâsı) Mümtaz Faik Fenik’di ve Zekeriya Sertel, Hâtırât’ında (2001: 186), yazı işlerine kendisinin de karıştığını kaydediyor: “…Gazetenin yazı işlerini yönetmeyi üzerime almakla yetindim…” Dahası, Yalman’ın Hâtırât’ına nazaran, Sabiha Sertel’in doğrudan Komünizm propagandası yapan makâlelerini engelleme husûsunda, Zekeriya Sertel, Yalman’la berâber hareket ediyordu:
“Arkadaşlarıma danışmakla beraber, [Tan gazetesinde] siyasi program bakımından sevk ve idare tamamiyle benim elimdeydi. ‘Gerçek demokrasi, her türlü yolsuzluğa karşı temizlik mücadelesi ve kırtasiyeciliğe karşı esaslı ıslâhat’ hedeflerini içine alan programı, arkadaşlarım aynen kabul etmişlerdi. Tek zorluk ve aksilik, New York’da sosyal basiret ve yardım mektebinde tahsil görürken, komünizm mikrobuna nasılsa aşılanan ve bunu bir taassub haline getirmiş olan Sabiha Zekeriya Hanımın üçüncü [doğrusu: beşinci] sahifenin sağ tarafındaki sütunundan geliyordu. Bunu her gün yayından önce gözden geçirmek ve gazetenin komünizm aleyhindeki mesleğine uymayan her sözü ve imayı çıkarmak lâzımdı. Şunu söyleyeyim ki Tan gazetesinde beraber çalıştığımız iki yıl içinde, Zekeriya, daima bana hak verdi, eşinin tarafını hiçbir zaman tutmadı ve bizim gibi o da şikâyetlerin arkasını hiç bırakmadı.” (Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 1970: III/224-225)
Bu mes’elede Yalman’ın da samîmî olmadığı meydandadır. Samîmî olsaydı, Komünist olduklarını gâyet iyi bildiği Sertel’lerle ortaklaşa bir gazete çıkarmıya kalkışır mıydı? Âşikâr ki menfâat, ideol̃ojik endîşeden daha ağır basmıştır… Sonradan onları birbirine düşüren ve ayrılmalarına vesîle olan âmil de, artık uyuşamıyan menfâatlerdir…
Bu misâlden de anlıyoruz ki Sabataî dayanışmasının da bir haddi var ve büyük menfâatler bahis mevzûu olduğunda birbirleriyle çatışmaktan çekinmiyorlar… Nitekim hiçbir alternatif lidere tahammülü olmıyan Mustafa Kemâl’in (müretteb “İzmir Sûikasdi Dâvâsı” netîcesinde, 26 Ağustos 1926’da) Mehmed Câvid Bey ile Dr. Nâzım’ı îdâm ettirmesi de böyle olmamış mıdır? Lord Kinross naklediyor:
“[“Tek Adam”ın değişmez Hâriciye Vekîli, Sabataî ve Farmason Dr. Tevfik Rüştü Aras, yine kendisi gibi Sabataî olan,] son zamanlarda, onunla, ‘dostlarını hapse atarak büyüyen küçük Napoléon’ ve ‘Gazoz Paşa’ diye açıkça alay eden” [İttihâdcı lideri] Doktor Nazım’ın kayınbiraderi ve eski hovardalık arkadaşıydı… [Müretteb “İzmir Sûikasdi Dâvâsı”nı tâk̆îben îdâm edilmesinden] bir-iki gün sonra, Gazi, öğle yemeğine Aras’ın evine gitti. Ailesinin uğradığı kayıptan dolayı üzüntülerini bildirdi ve Tevfik Rüştü’nün, dışarıda olduğu için izleyemediği duruşmanın nedenlerini kendisine anlattı. İş öyle bir yere gelip dayanmıştı ki Gruptan birinin ortadan kalkması gerekli olmuştu…” (Lord Kinross, Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Müt.: Necdet Sander, İstanbul: Altın Kitaplar Ye., Nisan 2011, 23. Basım, s. 504)