“Bursa Nutku”nun sıhhatine dâir birinci dereceden bir şâhid: Yâver M. Cevdet Tolgay
Rıza Ruşen Yücer’in zaptettiği “Bursa Nutku”nun sahîh olduğuna dâir pek kuvvetli ikinci bir şâhid mevcûddur: Yukarıda kendisinden bahsettiğimiz Yâver M. Cevdet Tolgay… 1966’da Mustafa Ekmekçi’ye verdiği mülâkatta, refâkat ettiği “Büyük Şef”iyle Bursa'ya vardıkları günün akşamı, Mustafa Kemâl'in, kendisinin de hazır bulunduğu Köşk'deki ziyâfette (5 Şubat 1933), Bursa Nutku'nu îrâd etmiş olduğunu ve onu bugün söylenmiş gibi hatırladığını ifâde ediyor:
“Bilecik'den 9.30'da Bursa'ya gelir gelmez, Gazi, işe el koydu… Hâdise, sanıldığı kadar büyük mahiyette değildi. Fakat ilgililer, hâdisenin takibinde gevşek davranmışlardı. Fakat Atatürk, olayı, kendi inkılâplarına karşı bir hareket olarak ele aldı. 6 Şubatta, yâni ertesi günü, Dahiliye ve Adliye Vekilleri [Yusuf Kemal Tengirşenk ve Şükrü Kaya] geldiler ve işe vaziyet ettiler. İşte o sırada, Atatürk, köşkte bu konuşmayı yapmıştır.
“Okuduğum zaman, metni yayınlanan konuşma, bana hiç yabancı gelmedi. Ben Vilâyet salonundakini hatırlamıyorum. [Bu, uydurma bir haberdir… Mustafa Kemâl, 5 Şubat 1933 sabahı köşküne yerleştikden sonra, ertesi günü akşam sâat 18.00'de –Mudanya üzerinden- İstanbul'a gitmek üzere yola çıkıncıya kadar köşkünden dışarı çıkmamıştır…] Köşkte konuştu. 6 Şubat akşamı köşkteki yemekten sonra, Gülcemal'le [Gülcemâl vapuruyle] İstanbul'a hareket ettik.
“Köşk, şimdiki Çelik palas otelinin yanındadır. O köşkte, akşam yemeğinde, Atatürk sofrada bu konuşmayı yapmıştır. İyice hatırladım. İlk gittiğimiz akşam da konuşuldu. O hava içinde, Atatürk'ün başka türlü konuşmasına da imkân yoktu. Sofrada Bursadan kimler vardı, şimdi iyi hatırlamıyorum. O gün dolu geçmiş galiba ki, sofrada bulunanların isimlerini kaydetmişim [“kaydetmemişim”]. Bursa'dan vali, Balıkesir'den kolordu kumandanı, Bursa belediye reisi olabilir.”
Bursa Nutku, o zaman, siyâsî mülâhazalarla matbûâta ak̃setmedi
Mülâkatın bu ânında, Mustafa Ekmekçi, Cevdet Tolgay'a, herkesin merâk ettiği suâli yöneltiyor: “Büyük Şef”in, 5 Şubat 1933 akşamı, Köşk’ündeki ziyâfet sofrasında îrâd ettiği nutuk, nîçin ertesi günki gazetelerde intişâr etmemiştir? Aldığı cevâb, zâten tahmîn edilir mâhiyettedir: “Büyük Şef”, efk̃ârıumûmiyeye duyurulmasında mahzûrlu olacak konuşmalarını neşrettirmezdi…
“Atatürk'ün yaverine, ‘Atatürk'ün Bursa konuşması, ertesi gün gazetelerde yayınlanmamış, neden acaba?' diye sorduk. Tolgay, buna şu karşılığı verdi:
‘- Atatürk, bazı kereler, konuştuktan sonra, arkadaşlarına, gazetelerde yayınlanmamasını söylerdi. Bunlar zaman zaman olmuştur.' ” (Milliyet, 1.12.1966, ss. 1 ve 7) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi çalışmamızda, “Kemalizmin totaliter ve tedhîşçi özünün bir tezâhürü: 1933 Bursa Nutku” umûmî başlığı altında, onun sahîh olduğunu birçok delîlle isbât ettiğimiz gibi, “Mürtecileri tepelemek” husûsunda, 1947’den ve hâssaten 1950’li senelerden îtibâren kimlere ve nasıl rehber vazîfesi gördüğünü de anlattık. –Yeni Söz, 1-6.1.2020/462-467, 26.4-7.5.2020/577-588, v.d.-)

(Milliyet, 1.12.1966, s. 1)
1932'de, 30 yaşında, Mustafa Kemâl'in Yâveri tâyîn edilen ve onun ölümüne kadar bu vazîfeyi deruhde eden Yüzbaşı (bilâhare “Yarbay”) Cevdet Tolgay'ın Mustafa Ekmekçi'ye Milliyet gazetesinde manşet yapılan beyânâtı: “Bursa Nutkunu Atatürk söyledi… Nutuk yanımda söylendi; bugün gibi hatırlıyorum…”
***
“Mutlak Şef” ve Hükûmeti tarafından peşînen mahk̃ûm edilen Bursa Ezân Mazlûmlarının âk̆ibeti
Bursa’nın mazl̃ûm Ezân mevkûfları, bir müddet sonra Çorum Ağır Cezâ Mahkemesi’ne sevk̆edilmişler ve bunlardan dördü hâric mütebâk̆îsi (19 kişi) mezk̃ûr engizisyon mahkemesi tarafından 6 ay il̃â 2,5 sene hapis cezâsına mahk̃ûm edilmişlerdir (1 Mayıs 1933). Bunlar, ayrıca, “cezâları kadar Emniyet-i Umûmiye nezâreti altında bulunacaklardır”.
“İrticâî Ezân” Hâdisesinin maznûnları, mahkemede ne kadar mâsûmiyetlerini iddiâ ederlerse etsinler, Kemalist Totaliter Rejimin Şefi ve Hük̃ûmeti tarafından peşînen mahk̃ûm edilmişlerdi; binâenaleyh, bu göstermelik mahkeme tarafından da bu peşîn mahk̃ûmiyet tasdîk̆ edilmekden başka bir şey yapılmıyacak, böylece onların şahsında bütün Müslümanlar tepelenmiş olacak ve “Büyük Şef”in (ve Cemâat̃inin) planladığı “Dîn İnk̆ilâbı”na yeni bir hız verilecekdi…
Cumhuriyet’in 2 Nisan 1933 târihli nüshasından (s. 5), “Ezân Yobazları”nın, Kemalist Uydurma Ezâna îtirâz etmekle, (tercüme) Cezâ Kânûnu’nun 163. Maddesinde târif edilen “İrticâ cürmünü irtik̃âb ettiklerini”, bundan nâşîdir ki Sul̃h Cezâ Mahkemesi’nde değil de Ağır Cezâ Mahkemesi’nde muhâkeme edilip ağır hapis cezâlarına mahk̃ûm edildiklerini öğreniyoruz.
Bursa Ezân Mazl̃ûmlarının isimlerini ve aldıkları cezâları, daha evvel, bir cetvel hâl̃inde neşretmiştik. (Yeni Söz, 24.4.2020/575) Onu buraya da dercediyoruz.
Cetvelimizde, 1 Şubat 1933 târihinden îtibâren tevk̆îf edildiklerini gazetelerden öğrenebildiğimiz bütün Bursalı “İrticâ maznûnları” ile nihâî olarak haklarında verilen “mahkeme” karârını gösterdik.
Cetvelde dikkat çeken ilk husûs, Mustafa Kemâl’in tâ İzmir’den hışımla ve bir baskın havasında üzerlerine yürüdüğü Bursalı “İrticâ, yâni Sahîh Ezân suçluları”ndan 5 Şubat 1933’te bir Hük̃ûmet teblîğiyle peşînen suçlu îlân edilen 12’sinin –bir istisnâyle- Çorum Ağır Cezâ Mahkemesi tarafından ağır hapis cezâlarına mahk̃ûm edilmiş olduğudur. Böylece “Büyük Şef”in 5 Şubat 1933’teki beyânâtında buyurduğu vechiyle, “câhil Mürteciler, Cumhûriyet Adliyesinin pençesinden kurtulamamışlardır”…
Bu netîceye, olsa olsa, Müslümanlığa karşı bir “ihtilâl harbi”yle kurulan Kemalist Rejimin, “İnsan Haklarına müstenid Cumhûriyet Rejimi” olduğunu vehmeden şaşkınlar hayret edebilirler!
Kemalist Hük̃ûmetin 5 Şubat 1933 teblîğindeki suçlular listesinde münderic bulunan “Abdülmü’min oğlu Abdülkadîr” ismi (Cumhuriyet, Milliyet, Son Posta ve Vakit gazetelerinin 6 Şubat 1933 târihli nüshalarına istinâden), tedk̆îk̆ edebildiğimiz ve sonraki târihlere âid başka hiçbir gazete haberinde geçmiyor. Gazetelerde, ses benzerliğinden doğan bir aldanış eseri olarak veyâ o devirde henüz soy adı kullanılmaması sebebiyle, bâzan, hattâ sık sık isimler yanlış kaydedilebiliyor veyâ birbirine karıştırılabiliyor… Zannımızca, mezk̃ûr teblîğdeki bu isim, aslında, 4 Şubat 1933 târihli mufassal gazete haberindeki “Mühürcü Tatar Abdülhakîm”dir. Bu maznûn, “Mahkeme” karârında, “Muîn oğlu Abdülhakîm” şeklinde zikredilmektedir.