Venizelos’un yukarıda tam metnini naklettiğimiz mektubunda “Ayasofya Müzesi” bahis mevzûu edilmiyor. Lâkin bu karârın Megalo İdea’cı Venizelos için Mustafa Kemâl hakkında fazladan bir puan teşkîl etmiş olması, beklenen bir hâldir. O, bunu, kendi Yunan muhîtinde beyân etmiş ve beyânâtı, rivâyet hâlinde günümüze ulaşmış olabilir…

Nitekim, Başvekîl İsmet İnönü de, “Büyük Şef”inin bu “Ayasofya Bizans Müzesi İnk̆ilâbı”nı (kendi tâbiriyle, “Ayasofya'yı Bizans âsârına âid bir müze hâline ifrâğını”) Avrupa efk̃ârıumûmiyesi nezdinde ona îtibâr kazandıracağını düşünerek, Londra’da münteşir Financial Times’in 1 Şubat 1937 târihli nüshasının Türkiye İlâvesine verdiği makâlesinde, iftihârla bahis mevzûu etmişti:

“Atatürkün irşadile vücud bulan Türk Tarih Cemiyeti, mesaisini beynelmilel kongrelere arzetmektedir. Bu husustaki mesai, gerek millî, gerekse beynelmilel bakımdan çok verimli olmuştur. Bu tetebbular neticesinde, Türk milleti, kendisinin en eski milletlerden olduğunu [???] anlamış ve bu yüzden kendine olan itimadı ve kültür aşkı artmıştır. Kültür sahasında, bütün hakikatlerin belli olması için, Atatürkün Ayasofyayı Bizans âsarına aid bir müze haline ifrağ hususundaki kararı da gösteriyor ki o, bu gibi işlerde son derece geniş bir düşünce ile hareket etmektedir.” (Cumhuriyet, 5 Şubat 1937, ss. 1 ve 7; Ulus, 7.2.1937, ss. 1 ve 4, 8.2.1937, ss. 1 ve 5) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 5.2.2019/139; Ayasofya Câmlii’ne “Bizans Müzesi” Hakâretinin Sahîh Târihçesi; Yeni Söz, 15.12.2022/39)

1-239

(https://www.ayasofyacamii.gov.tr/; 10.3.2026)

Ecdâdımızın mukaddes emâneti ve başlıca millî timsâllerimizden biri olan Ayasofya Câmi-i Şerîfi’nin “Mutlak Şef”in tâlimâtıyle “Bizans Müzesi”ne tahvîl edildiğini Ayasofya Câmii’ne “Bizans Müzesi” Hakâretinin Sahîh Târihçesi isimli çalışmamızla (Yeni Söz, 6.11.2022 - 26.5.2023, 198 tefrika) isbât etmiş bulunuyoruz…

***

“Şefler”in Yunan devlet adamlarıyle sarmaş dolaş dostlukları Metaksas ile de devâm etti

İyoannis Metaksas (İthaka adası, 12.4.1871 – Atina, 29.1.1941), 1897 Osmanlı – Yunan ve 1912 Balkan Har̃blerinde temâyüz etmiş bir askerdi. Yunan siyâsî hayâtının da önde gelen bir sîmâsı oldu. Aşırı Milliyetcilik cereyânının bir temsîlcisi idi. Kral Konstantin’in oğlu II. Georgios (Yorgos)’un 1935’te tahta çıkmasını ve Ocak 1936 Teşriî Seçimlerini tâk̆îben, 13 Nisan 1936’da, onun tarafından Başvekîl tâyîn edildi. Yunanistan’daki sürüp giden karışıklıkları nihâyete erdirmek için, Kralın da rızâsını alarak, 4 Ağustos 1936’da parlamenter rejimi l̃ağvetti ve diktatoryal bir rejim têsîs etti. Siyâsî fırkalar, grevler, müstakil sendikalar yasaklandı, matbûât sıkı murâkabeye tâbi oldu. 29 Ocak 1941’deki vefâtına kadar Yunanistan’ı bu şekilde demir pençeyle idâre etmiye devâm etti ; l̃âkin, dîğer taraftan, umûmî ictimâî sigorta, günde sekiz, haftada kırk sâat çalışma, asgarî ücret sistemi, senelik izin gibi birçok ısl̃âhat gerçekleştirdi. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Io%C3%A1nnis_Metax%C3%A1s; 11.3.2026)

“Şefler”in Venizelos’tan sonra Metaksas ile de çok yakın münâsebet têsîs ettikleri görülüyor. İki “Şef” ve Metaksas arasında, Başvekîl İnönü’nün Yunanistan’ı ziyâreti vesîlesiyle 27 Mayıs 1937 târihli Cumhuriyet’te manşetten verilen haberden vâkıf olduğumuz samîmî ahbâblık insanı hayrete düşürecek derecededir:

“Ayrılmaz müttefîk̆ millet”

“Atinada Başvekilimiz şerefine verilen ziyafet esnasında Atatürkün Ankaradan telefonla söyledikleri sözler sonsuz bir sevinc uyandırdı…

“Atina 26 (Hususî) – Dün akşam Büyük Britanya otelinde Türkiye Başvekili İsmet İnönü şerefine verilen ziyafet devam ettiği sırada Türkiye Cumhurreisi (Ulu Önder) Atatürk, İsmet İnönüne telefon ederek (şu mesajı bildirmişlerdir):

‘- Bu anda samimî, kardeş ve müttefik muhitte yaşamakta bulunduğunuzu istihbar ettim. Bu kadar kıymetli dostlarla ve ayrılmaz müttefik millet mümessillerile geçirmekte olduğunuz gecenin ne kadar gıptacısı olduğumu anlatamam. Gönlümü dolduran dostluk ve arkadaşlık duygularını olduğu gibi oradaki kardeşlere söylemenizi ricadan başka söz bulamıyorum. Size ve dostlarımıza selâmlar.'

“Atatürk, ikinci bir telefonlarında da şu mesajı bildirmişlerdir:

‘Balkan müttefik devletlerinin Balkanlardaki hududları bir tek hududdur. Bu hududa göz dikenler güneşin yakıcı şuaile karşılaşır. Bundan hazer etmeği tavsiye ederim. Bu noktaya itina olundukça Balkanlarda dostluk şamil mânasını kazanır. Balkan ittifakının insanî ve medenî hedefi de budur.'

Türk ve Yunan milletleri “ebedî müttefîk̆” îlân ediliyor

“Atatürkün bu tebliğinden sonra Yunan Başvekili General Metaksas Reisicumhurumuza şu telgrafı çekmiştir:

‘Reisicumhurun mesajı, burada hazır bulunanlara yüksek sesle okunmuştur. Burada hazır bulunan Elen ordusu, donanması ve hava kuvvetleri mümessilleri, Türkiye Reisicumhurunun, Elen hissiyatına ve Elen milletinin kardeş millet hakkında duyduğu derin ve bozulmaz dostluğa tam surette tekabül eden bu sözleri karşısında duydukları büyük sevinci ve şevk ve heyecanı arzederler. Balkan devletleri sınırlarının bir tek hudud teşkil ettiği hakkındaki beyanatınızla, Balkan Antantını kurmak için işbirliği yaptığımız seneler içindeki bütün gayretlerimizin temelini teşkil eden bir hakikate vücud vermiş bulunuyorsunuz. Bu, o derece mes'ud ve o derece hakikat dolu bir ifadedir ki, memleketlerimizde bunu ta kalbinde hissetmiyen hiçbir kimse yoktur.'

2-151

(Cumhuriyet, 27.5.1937, s. 1)

İbret:

“Büyük Şef”, lise (“İnk̆ilâb Târihi”) ders kitabı olarak kaleme aldığı Tarih IV’te (1934: 65) şöyle yazıyor: “Padişah ve Padişah Hükûmetinin haince teşebbüslerinin en şenîi, Anavatana saldıran, Anadoluyu tahrip ve Türk milletini bunca zayiata duçar eden Yunanlıların hareketlerine iştirak etmeleridir.”

Yine “Büyük Şef”, Atina’da, 26 Mayıs 1937’de cereyân eden İnönü – Metaksas görüşmesine telefonla müdâhale ederek şöyle diyor: “Bu anda samimî, kardeş ve müttefik muhitte yaşamakta bulunduğunuzu istihbar ettim. Bu kadar kıymetli dostlarla ve ayrılmaz müttefik millet mümessillerile geçirmekte olduğunuz gecenin ne kadar gıptacısı olduğumu anlatamam. Gönlümü dolduran dostluk ve arkadaşlık duygularını olduğu gibi oradaki kardeşlere söylemenizi ricadan başka söz bulamıyorum.”

***

“Türkiye Cumhurreisi buna aşağıdaki cevabı vermişlerdir:

‘Bahtiyarım, hududlarımız böyledir ve onları müdafaa edecek kuvvetlerin bir tek ve birbirinden ayrılmaz olduğunu söylemekle insanî ve askerî büyük bir sevinc duyduğumu size bildiririm.'

“Bunun üzerine General Metaksas telefonla Atatürke:

‘Kelimenin bütün mânasile ebedî müttefikiz' demiştir.” (Cumhuriyet, 27.5.1937, s. 1; İlk def’a neşri: Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 19.6.2020/628)

Bu harâretli muhâverelerden beş ay kadar sonra, Yunan Başvekîli (ve Diktatörü) Metaksas, Türkiye’ye bir dostluk ziyâretinde bulundu ve (Cumhuriyet’in tâbiriyle) “muazzam bir merâsimle istikbâl edilip” aynı şekilde teşcî edildi. Ziyâreti esnâsında, çiçeği burnunda Başvekîl Celâl Bayar, sâbık Başvekîl İnönü, Hâriciye Vekîli Tevfik Rüştü Aras, Mareşal Fevzi Çakmak ve sâir Devlet ricâliyle görüştü, bu meyânda birçok müesseseyi ziyâret etti. Tabiî, en göze çarpan görüşmesi, “Büyük Şef”le oldu: Aras’ın da iştirâk ettiği görüşme, “iki saatten fazla sürdü”. (Yunus Nadi, Cumhuriyet, 21.10.1937, s. 1)

19 Ekim günü, 20.30’da, Ankara Palas Oteli’nde Başvekîl Celâl Bayar tarafından Metaksas ve refîkası şerefine bir ziyâfet verilmiş, ziyâfette, Bayar, onlara, aradaki müstesnâ dostluğu tebârüz ettiren sözlerle hitâb etmişti:

“Bay Başvekil,

“Majeste Elenler Kralı hükûmetinin mümtaz reisine derin bir memnuniyetle hoş geldiniz der ve şahıslarında dost ve müttefik asil Elen milletini selâmlarım.

“Topraklarımıza girdiğiniz dakikadan itibaren, Türkiyeye yaptığınız bu muhabbetkâr ziyaretin istisnasız herkeste uyandırdığı derin sevinci ekselânsınız her halde müşahede etmişlerdir. O ziyareti ki, Türk milleti ve Cumhuriyet hükûmeti, yalnız tam bir hissiyat ve kalb beraberliği üzerine değil, fakat ayni zamanda fikir beraberliği ve karşılıklı menfaatlerin iyi idraki üzerine müesses bulunan sarsılmaz Türk – Elen dostluğunun yeni bir tezahürü olarak karşılar. İlh…” (Cumhuriyet, 20.10.1937, s. 7)

Metaksas ise, bu nutka, Kemalist Rejimin muvaffak̆iyetlerini ve onun “Büyük Şef”ini överek mukâbele etmişti:

“Bay Başvekil,

“Muvasalatımdanberi mazhar olduğum hararetli kabul ve hakkımda ibzal olunan muhabbet eserleri beni derin bir tarzda mütehassis etmiştir. Ekselânsınızın bana hitab eden ve asil Türk milletinin memleketim hakkındaki dostluk hislerinin bir ifadesi olan samimî sözleri, Yunanistanda heyecanlı bir mâkes bulacaktır. Bu sözlere, gerek şahsım namına, gerek Kraliyet hükûmeti ve dostluk ve ittifak paktımıza bağlı olduklarını ve ona sarsılmaz bir iman beslediklerini temin etmekle hissiyatlarına sadıkane tercüman olduğuma emin bulunduğum bütün vatandaşlarım namına hararetle teşekkür ederim.

“Güzel memleketinizi ve onun modern hükûmet merkezini ziyaret etmek fırsatını bulduğumdan dolayı bilhassa bahtiyarım. Çok kısa bir zaman içinde Türkiyede elde edilen muazzam terakkileri bilmiyor değildim. Fakat Türk milletinin mübeccel bir Şef olarak mâlik bulunmakla bahtiyar olduğu Büyük Yaratıcının ilham ettiği hamle sayesinde onun mümtaz arkadaşlarının yardımile yapılmakta olan harikulâde eser karşısında duyduğum hayranlığı ifade için söz bulamıyorum. Yeni Türkiyeyi her ziyaret eden, kurucu bir işde bütün verimile çalışan kuvvetli ve kıymetli bir milletin arzettiği bu cazib manzara karşısında mebhût kalan dürüst ve sadık bir müttefik olan Yunanistanın dost Türkiyenin bu çok güzel inkişafından meserret duymakta olduğunu söylemiye bilmem lüzum var mıdır? İlh…” (Cumhuriyet, 20.10.1937, s. 7)