
(Cumhuriyet, 27.10.1937, s. 7)
“Kemalist Türkiye” ile Nazi Almanya’sı arasındaki büyük ticâretin bir nümûnesi: “…Krupp tezgâhlarında yapılmakta bulunan ve teslim edilecek üç vapurdan ilki olan ‘Hatay’ isimli vapur…” En büyük mes’ele, iki memleket arasındaki normal̃ münâsebetleri devâm ettirerek Türkiye’nin Almanya tarafından işgâline mâni olmaktı… Türkiye, Almanya’nın Yakın-Şark’a ve Kafkaslar üzerinden Rusya’ya uzanma emelleri önünde büyük bir sed vazîfesi görüyordu ve bu hâlini muhâfaza etmesi, Siyonist (Müttefîk) Cephesine en büyük yardımdı…
***
Kezâ, 1938 senesinde, Türkiye, 6.871.000.-TL ile ihrâcâtının %54,4’ünü Almanya’ya ve 999.000.-TL ile % 7,4’ünü İtalya’ya yapmaktaydı. Stratejik bir sınâî mâden olan kromun ihrâc edildiği başlıca memleket de Almanya idi: 1936’da 133.300.-TL karşılığında 64.472 ton… 1941’de bu mikdâr 115 bin tona çıkmış, Almanya, krom ihtiyâcının %60’ını Türkiye’den tedârik etmiştir. (Dr. Abidin Temizer ve Öğr. Gör. M. Selçuk Özkan, “İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye'nin Krom Ticaretinin Siyasi ve Ekonomik Sonuçları”, Studies of the Ottoman Domain, c. 3, sy. 4, Şubat 2013; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/113476; 17.2.2026)
Lâkin Faşist-Nazi Cephesine gösterilen yakınlık, sâdece zâhirîdir. Yukarıda, Yalman’ın, “Ebedî Şef”inin Nazizmden ve Hitler’den nefretine dikkat çekdiğini görmüştük: “Kendisi de Nazilikten ve Hitler'den şiddetle nefret ediyordu.” (Yalman 1970: III/230) Bu makâlede de, bir taraftan Antikomünizmi (Komünizmle mücâdeleyi) reddederken, dîğer taraftan Faşist-Nazi Cephesine net bir şekilde cephe alıyor:
“…İki devlet arasında komünizm aleyhinde bir işbirliği imkânsızdır… Sözde komünizm aleyhine yapılan ehlisalip hareketleri hiç bir zaman bir fikir mücadelesi vasfını kazanmamıştır…”
“…Kemalizmi nasyonal sosyalizm ile bir cephede saymak hatadan büyük bir şey olur… Kurtuluş hareketi, tarihin seyri içinde, nasyonal sosyalizmin değil Kemalizmin bayrağı altında tahakkuk etmiştir… Birbirine hiç benzemiyen bu hareketlerden birine mutlaka asıl demek lâzım gelirse sonradan tahakkuka çalışanın peyk olması tabiî olur…”
Siyonist Cephesine muazzam bir hizmet: Her iki “Totaliter Şef”in zâhirî tarafsızlık siyâseti
Şu hâlde zâhiren tarafsız görünse de, hakîkatte, “Büyük Rehber”in ve onun güttüğü Türkiye’nin yeri, Siyonist Cephesindedir.
Bu meyânda, 20. asırda Sabatay Sevi yerine ikâme edilen Mustafa Kemâl, bir Cemâatdaşını Berlin Sefîri tâyîn etmekle Hitler’i fenâ şekilde alaya almaktaydı! (2. Devre -1923 / 1927- Erzurum Meb'ûsu, 1925-1934 Viyana Sefîr-i Kebîri Mehmet Hamdi -Arpağ; Erzincan, Kemah, 1880 / 2.6.1955-, 1934-1939 senelerinde Berlin Sefîr-i Kebîri olup kuruluş senelerinde, Şişli Terakki Mektebi Encümeni Âzâsıydı… -Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; 3-4.7.2019/282-283. Hakkında mühim bir makâle: Mevlüt Yüksel, “İskân-ı Aşâir ve Muhâcirîn Umûm Müdürlüğünden Berlin Büyükelçiliğine Mehmet Hamdi (Arpağ) Bey”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Haziran 2020, sy. 64, ss. 485-526; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1170683; 17.2.2026)

(https://www.mystalk.com/detail/1914494342087362264_8374662981/; 12.5.2019)
Bir ibret levhası: Adolf Hitler, neş’e içinde, Türkiye’nin 1934 ilâ 1939 senelerinin Berlin Büyük Elçisi Mehmet Hamdi Arpağ ile sohbet ediyor… Onun Sabataî olduğunu bilseydi acabâ tavrı ne olurdu?
***
Hiç şüphesiz, “Kemalist Türkiye”nin, zâhiren tarafsızlık siyâseti tâk̆îb ederek Nazi Almanya’sının Türkiye’yi işgâl etmesini, böylece Türkiye üzerinden Yakın-Şark’a inmesini ve Kafkaslar üzerinden “yumuşak karnından” Rusya’yı vurmasını engellemesi, mürâîce “Demokrasiler” diye anılan Siyonist Cephesine muazzam bir yardımdır. (İnönü’nün, bu hizmetini bizzât anlattığı Fransızca bir makâlesi mevcûddur…) Bunun içindir ki “Râdife” de “Büyük Rehber”inin bu siyâsetinden şaşmıyacak, zâhiren “tarafsız” görünürken, mütemâdiyen Siyonist Cephesine hizmet edecek, hattâ, her iki “Şef”, 1930’lu senelerden başlıyarak 2. Cihân Harbi sonuna kadar, 100 bin civârında Siyonisti Türkiye üzerinden Filistin’e geçirmek sûretiyle İsrâil’in en mühim müessisleri arasında yerlerini alacak, birçok hizmetlerine ilâveten bu büyük hizmetleri sebebiyle de bütün Siyonist Âlemi tarafından bugüne kadar hep takdîrle yâdedileceklerdir… (Şu vâkıayı da hatırlıyalım: “Kemalist Türkiye”, zâhirî tarafsızlık siyâsetini Harb sonuna doğru terkederek, 23 Şubat 1945’te Almanya’ya harb îlân etmiştir…)
İki gazetenin, aralarındaki kalem münâkaşasından sağladıkları ticârî menfâat̃
İki gazete arasındaki kıyasıya kalem münâkaşasının bir de ticârî vechesi var: Efk̃ârıumûmiyenın mühim bir kısmı böyle münâkaşaları merâkla tâk̆îb eder; bu da, o gazetelerin tirajını arttırır, sâhiblerine hatırı sayılır k̃ârlar bırakır… Tekin Erer'in aşağıdaki müşâhedesinden (Basında Kavgalar, 1965: 36), efk̃ârıumûmiyenin, iki gazete arasındaki münâkaşayı, âdetâ bir horoz döğüşü merâkıyle tâkîb ettiği intibâı ediniliyor:
“(İki gazetede) karşılıklı çatışma başlayınca, müvezziler:
‘Tan, Tan, Tan! – Savulun Yoldan! - Geliyor Yalman!'
diye bağırarak satış yapıyorlardı.” (Erer 1965: 36)
Birbirlerini mahkemeye vermemeleri de mânîdârdır
Yukarıda tesbît ettiğimiz bir husûsu burada da tekrâr edelim:
Sabiha Sertel, “Serseri Köpeklerle Mücadele” başlıklı fıkrasında (Tan, 24.10.1937, s. 5) karşılıklı hakâretlerle devâm eden münâkaşadaki muârızlarını “Cümhuriyet mahkemelerinin adaletine havale ediyor” idi; ama bu, lâfta kaldı: Birbirlerine bunca vahîm ithâmlara rağmen, ne o, Cumhuriyet muharrirleri aleyhinde dâvâ açtı, ne de bu berikiler ötekiler aleyhinde!
Yunus Nadi de, 27 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’teki makâlesinde (s. 1), bir sebeb göstererek, Yalman aleyhinde dâvâ açmaktan “tevak̆k̆î etiğini” beyân etti: “Müfterileri Cumhuriyet mahkemesine tevdi edeyim dedim. Fakat arayerde mukaddes bir hiddetin sevkile onlara karşı ben de şiddetli şeyler yazdım…”
Birbirleri aleyhinde hakâret dâvâsı açmaları hak̆îkaten abes olurdu; zîrâ, esâsında, bu, “Mutlak Şef”in stratejisine muvâfık ve onun nazarları altında cereyân eden muvâzaalı bir atışma idi ve maksûd hâsıl olunca, mes’ele orada bırakıldı…

(Ulus, 7.10.1938, s. 1)
Kemalist Hükûmet, hâricî ticâretin kısm-ı âzamını Nazi Almanya’sıyle yapıyordu… Yukarıdaki haber ve resim, Nazi Millî İktisâd Nâzırı Dr. Funk’un ticârî münâsebetleri daha da inkişâf ettirmek maksadıyle Türkiye’ye yaptığı ziyâretle alâkalıdır. Resmin en solunda, Sabataî Cemâatinin güzîdelerinden Mehmet Hamdi Arpağ, onun solunda, (Alliance Israélite yetiştirmesi) Başvekîl Celâl Bayar, onun da solunda, Dr. Funk…
***