“Peyami o zamanlar bir dereceye kadar Nazım'ın etkisi altında idi. Fakat onunla birçok noktalarda beraber değildi. Nazım onu da sosyalizm davasına çekmek için pek uğraştı. Aralarında geçen uzun tartışmalardan sonra Peyami:
‘- Seninle bir trene bindik, beraber seyahat ediyoruz, ben demokrasi durağına kadar seninle beraberim, ondan sonrası için allaha ısmarladık', dedi. [“Allah” lâfz-ı celîlini “sabiha sertel” böyle küçük harfle yazmıştır…]
“Fakat Peyami demokrasi durağına varmadan trenden indi, harp yılları içinde Hitler'in arabasına bindi. Faşizmin, ırkçılığın, Hitler'in en büyük savunucusu oldu. Nazım ve benim hakkımda en çirkin yazıları yazan, Peyami olmuştur. Daha sonraları eski yazarların Nazım'a yaptıkları hücumlara Peyami de katılmış, onun aleyhinde yazmıştı. Nazım onun bu kaba hücumlarına ‘Yetim-i Safa' başlıklı hicvi ile cevap vermişti.” (Sabiha Sertel, Roman Gibi, 1969: 130-131)

(Milliyet, 23.11.1954, s. 2)
Ömrünün sonuna kadar Kemâlperest kaldı!
“Fevkalbeşer” “Büyük Şef”ini daha hangi sıfatlarla tebcîl edeceğini bilemiyen Hakîkatsiz Muharrir ve Mütercim, bir kısmını toptan veyâ kısmen sansür, bir kısmını tahrîfen tercüme ettiği “Madam Corinne’e Mektublar”ı neşrettiği günlerde, yeni bir keşfini îlân etti: Mektublardaki “el yazısından enerji fışkırıyor” imiş! Binâenaleyh grafologlar seferber olmalı, “Fevkalbeşer Varlığın” “nûr ve ateş dolu rûhuna biraz daha yaklaşabilmek için” bu el yazılarını tedk̆îk̆ etmeli imişler! (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 26.10.2019/395)
***
Z. Sertel'e nazaran, P. Safa, “çok kâbiliyetli, l̃âkin habîs rûhlu, içki ve esrâr müptelâsı, hasûd bir adamdı”
Zekeriya Sertel ise, Hâtırât'ında, Peyami Safa'yle olan münâsebetlerini, onun nefsânî zaaflarına dikkat çekerek değerlendiriyor:
“Nazım, daha çok komünizmi yaymak ve etrafındakileri komünizme kazanmak meraklısıydı. Onun için tartışmaların en önemli ve devamlı konusu komünizm'di. Bu konu, Peyami Safa'yı çileden çıkarıyordu. Peyami, çok zeki ve çok kabiliyetli bir gençti. O sırada Fatih – Harbiye romanıyla edebiyat âleminde dikkati çekmişti. Nazım, onu davaya kazanmaya çok önem veriyordu. Onun bütün itirazlarına ve hırçınlıklarına bir peygamber sabrıyla katlanır, onu anlamaya çalışırdı. Fakat Peyami, zeki olduğu kadar da kötü ruhlu bir adamdı. Çok içki içerdi, hatta esrar kullandığı bilinirdi. Bu bakımdan da Nazım'ın tam zıddı bir tipti. Nazım'ın, çevresinde yarattığı etkiyi kıskanır, onun ak dediğine mutlaka kara derdi. Nazım'ı kıskanıyor, onun etkisine düşmekten korkuyordu. Bütün bunlara bakmayarak, Nazım, onu kazanmak umudunu bırakmak istemiyordu. Peyami de, tersine, Nazım'ı komünizmden caydırmaya çalışıyor, fakat bu çabasında yalnız kaldığını gördükçe deliye dönüyordu. Bu karşılıklı tartışma aylarca sürdü. Sonunda Peyami, faşizmi seçti ve bizlerden ayrıldı. O tarihten sonra da ateşli bir antikomünist kesildi ve bütün ömrü boyunca faşizme hizmet etti. Komünizme ve komünistlere şiddetli hücumlar yaptı. Hele Nazım'a, bizlere karşı uydurmadığı iftira, yapmadığı jurnalcılık kalmadı.” (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, 2001: 142-143)
Peyami Safa’nın hak̆îk̆î çehresi: Kemâlperest, Masonluk muhibbi, sahte Milliyetci, sahtek̃âr…
Kemâlperest, Masonluk muhibbi, sahte Milliyetci Peyami Safa (1899 – 1961), iki gazete arasındaki münâkaşa esnâsında, Cumhuriyet'te, fıkra muharriri idi (üçüncü sayfada “Hâdiseler Arasında” başlığı altında yazıyordu) ve münâkaşaya, kaleminin bütün hışmıyle, o da iştirâk̃ etmişti.
Onun en affedilmez günâhlarından biri, Mustafa Kemâl’in Madam Corinne’e mektublarını tercüme ederken yaptığı sahtek̃ârlıktır. Bunlardan Çanakkale Cephesinden (Maydos’tan) yazılmış 2 Ağustos 1915 târihli olanında, “Ebedî Şef” Mehmedciğin Îmânıyle alay ettiği hâlde, onu, kısmen sansür ve kısmen de mânâ îtibâriyle tahrîf ederek, okuyanda ak̃si istikâmette intibâ bırakacak şekilde tercüme etmiştir. (Prof. Dr. Erdal İnönü de, onun tercümesini tashîh iddiâsıyle, aynı cürmü işlemiştir…)
Kemalizmin kalemşörü sıfatıyle P. Safa
Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi isimli vâsi çalışmamızın 3 Eyl̃ûl̃ - 30 Ekim 2019 târihli 342 ilâ 399. tefrikalarında, pek çok vesîka serdederek, “Milliyetci-Mukaddesatçı” tanınan Peyami Safa’nın hak̆îk̆î çehresini teşhîr etmiş bulunuyoruz… Oradan (“Kemalizmin Kalemşörü Sıfatıyle Peyami Safa” umûmî başlığı konulabilecek) şu kadarını nakletmekle yetinelim:
Peyami Safa, gencliğinden îtibâren Kemalist Propagandaya bir hayli malzeme vermiş bir muharrirdir. Bu cümleden olarak, pek çok fıkrasına ilâveten, ilk kitabını, daha doğrusu 24 sayfalık risâlesini 1923’te neşretti: İlk Reîs-i Cumhûrumuz Mustafa Kemâl Paşa… İç kapağındaki ismiyle: Büyük Halâskârımız Mustafa Kemâl Paşa… […]

(https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Peyami_Safa%27s_grave.jpg; 22.2.2026)
“Milliyetci-Mukaddesatçı”, hakîkatte Kemâlperest ve Masonluk muhibbi, ayrıca hayâtı ahlâkî zaaflar içinde geçmiş Peyami Safa’nın, eşinin (Nebahat) ve oğlunun (Merve) Edirnekapısı Şehîdliği Mezarlığı’ndaki Fâtiha’sız kabirleri…
***
“Kemalizm, yüzde yüz Türk Milliyetciliği” imiş
P. Safa’nın M. Kemâl ve Kemalizm hakkında 1923’te neşredilen kitabından sonrakı ikinci kitabı, Türk İnkılâbına Bakışlar ismini taşıyor. Birincisinden on beş sene sonra têlîf ettiği (247 sayfalık) bu hacimli eserdeki esâs iddiâsı, Kemalizmin, orijinal bir ideoloji ve “yüzde yüz Türk milliyetçiliği” olduğudur:
“…Türk milliyetçiliğini, geri Uzak Şark milletlerinin kurtuluş dâvalarıyla asla karıştırmamak şarttır. Bunun gibi, Türk milliyetçiliğini Fransız, Alman ve İtalyan milliyetçilikleriyle de karıştırmamalı ve Gökalp gibi bir Durkheim görüşü içinde kalmamalıyız. Dünyanın bütün milliyetçilikleri, bugüne kadar, şiddetli bir müdafaa insiyakından doğmuş olmakla beraber, içinden çıktıkları millî bünyenin taleb ettiği hususî bir tekâmül takib etmişlerdir. Bunun için Kemalist milliyetçilik, ne Habeş, ne Çin’li, ne Fransız, ne de İtalyan’dır. Osmanlı olmayı bile reddeden Kemalist milliyetçilik [1958 / 1981 baskısında “Türk milliyetçiliği”], yüzde yüz Türktür ve onu, kendi kendisi olmaktan men’edebilecek her düşünceye, her harekete karşı millî bir mukavemetle dimdik ayakta tutan şey de yalnız budur.” (Peyami Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar, İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1938, s. 207; Ankara: Kültür Bak. Yl., 1958 / 1981, ss. 185-186. Kitabın 1981 baskısında çok fazla dizgi hatâsı mevcûddur. Eser, evvelâ, Cumhuriyet gazetesinin 6 Ağustos ilâ 22 Eylûl 1938 târihli nüshalarında tefrika edilmiştir. –Yaşar Özkandaş, Peyami Safa’nın Düşünceleri Ekseninde Türk Modernleşmesinin İncelenmesi, Yük. Lis. Tezi, Ankara Üni., 2011, s. 14-)
Dîğer taraftan, aynı kitabında, Osmanlı’nın Tanzîmat’tan beri, hukûktan mûsık̆îye, kıyâfetten ev tefrîşâtına kadar her sâhada yaşattığı Şarklı-Gar̃bli ikiliğini, Kemalizmin, bir darbede, Gar̃bli lehine ortadan kaldırmasını harâretle alkışlıyor:
“Yalnız kültürümüzü ve yalnız –meselâ şu musiki bahsinde olduğu gibi- güzel san’atlarımızı değil, köşe minderiyle Avrupa kanepesi veya mintanla Frenk gömleği arasındaki ayrılığa bile sirayet ederek evlerimizin eşyasını ve kılıklarımızı da birbirine düşüren bu ikilik, İslâm ve Hıristiyan medeniyetleri arasındaki farkın her iki taraf softaları tarafından da şiddetle mübalâğa edilmesi yüzünden, bir türlü ortadan kaldırılamamıştı. Atatürk, bir kılıç vuruşuyla, onu kökünden biçti; fakat hâlâ da, iki medeniyet arasında asırlarca süren bu ihtilâfı onun bir hamlede nasıl biçtiğini izaha teşebbüs edenimiz olmadı. [???]” (1938 baskısının “Önsöz”ünden. Kitabın 1958 baskısına yine bir “Önsöz” yazmış, bu pasaja yer vermemiştir.)