“Kız harem dairesinde, ben erkeklerin yanındaydım. Talat Paşa, gülerek ve şakalaşarak:

“- Biz kızımızı bedava vermeyiz, bin lira isteriz, dedi.

“O vakit nikâh için böyle ağır bir para vaat etmek adetti. Bana sordular, ‘kız tarafı bin lira istiyor, ne dersin?' O dakikada cebimde 10 lira bile yoktu. Bütün nikâh masrafını İttihatçılar ödemişlerdi. Bol keseden, ‘Veririm!' dedim. İmam duasını okudu. Bizleri tebrik ettiler. Lokumlar yendi, resmen nikâhlanmış olduk. Ertesi gün bütün gazeteler bu haberi önemle verdiler. O günden sonra da bizim evlenmemiz Dönme toplumuna bir örnek oldu. Arkamızdan, erkek, kız Türklerle evlenenler çoğaldı. Ve böylece Dönmelik kastı, yıkılıp tarihe karıştı.” (Yıldız Sertel, Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı?, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1995, 2. baskı, -1. baskı: 1994-, ss. 88-89. Bu kitab, Selânik’deki Sabataîler hakkında çok kıymetli bilgileri muhtevîdir. Yıldız Sertel, bu pasajı, babasının Hatırladıklarım isimli hâtırâtından -Gözlem Yl., 1977- aynen naklediyor.)

Umûmiyet îtibâriyle, temessül etmiyorlar, kendilerine temessül ettiriyorlar!

Zekeriya Sertel:

“Arkamızdan, erkek, kız Türklerle evlenenler çoğaldı ve böylece Dönmelik kastı, yıkılıp tarihe karıştı…”

diyor.

Bu iddiânın hilâf-ı hak̆îkat ve yanıltmaca olduğu âşik̃ârdır. Ne “Türklerle” evlendiler, ne de târihe karıştılar! Evlendikleri Türk asıllıları da kendilerine temessül ettirdiler! Umûmiyet îtibâriyle hâl böyledir! Nitekim Zekeriya Sertel, Sabiha Derviş ile evlenerek Sabataî Cemâatine dâhil oldu... Bunu anlamak için, şu kadarı dahi k̃âfîdir: O, Sabataîlerin Şişli Terakki Mektebi (sonraki ismiyle Şişli Terakki Lisesi) Encümeni âzâsı olduğu gibi, iki kızını da (Sevim ve Yıldız Sertel) bu mektebde okutmuştur…

Dîğer taraftan, Sabatay Sevi, 17. Emr'iyle, “Türklerle” evlenmeyi yasaklarken bu kelimeyle kasdettiği topluluk, Müslümanlardı. Bâhusûs o devirde “Türk” demek, Müslüman demekdi. Meselâ Fransız müellifleri, 19. asra kadar, Müslümanlardan hep “Türkler” diye bahsetmişlerdir.

Binâenaleyh Sabatay'ın yasağı, Mehmet Zekeriya Sertel gibi, Türk asıllı olmakla berâber (ki bundan da emîn değiliz; bu, sâdece kendi beyânıdır), Müslümanlıktan tecerrüd etmiş, üstelik Sabataîlere yakınlık duyan, kısaca “sahîh Türk” olmıyan kimselere şâmil olmasa gerekdir. Sabiha Hanım'ın ağabeyi (yüksek dereceli Farmason iş adamı) Avukat Celâl (Derviş / Deriş) Bey de herhâlde mes'eleyi bu sûretle değerlendirip bahis mevzûu evlilikde bir beis görmemiş olmalıdır. (Sabatay'ın Türklerle evlenme yasağını vaz'ettiği 17. asırda ve Frenk Kültürünün têsîrinin çok fazla arttığı 19. asır sonlarından evvelki devirlerde, cem'iyetimizde, kolay kolay Münkir bir Türke tesâdüf edilemezdi… İttihâdcı ve Kemalist İhtilâllerinden sonra, Türk asıllı geniş bir Münkir zümre türedi ve bunlar, Sabataîlerin tabiî müttefîk̆leri oldular… Dahası, neredeyse onlardan tefrîk̆ edilemez hâle geldiler! Zâten bütün bir Sabataî Cemâati nâmına Mustafa Kemâl’in hedefi de bu değil miydi?) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 4.7.2019/283)

Dîğer taraftan, Dr. Nâzım’ın (Zekeriya Sertel’in naklettiği şekliyle) “yüzyıllardan beri birbirine yan bakan iki toplum” teşhîsi üzerinde dahi dikkat̃le durulmıya değer:

Hak̆îkatte, Müslümanlar, onları kat’iyen Münâfıklık dîni Sabataîliği seçmiye icbâr etmediler! Bu ahl̃âksız tercîhde bulunan, kendileridir! (“Ahl̃âksız” diyoruz, çünki Münâfıklık, en büyük ahl̃âksızlıktır!) Müslümanların bu Münâfıklara “yan baktığı” ise, ancak kısmen, yânî Müslümanların onlarla husûsen Selânik’de karşı karşıya gelmiş olanları için doğru olabilir. Kâhir ekseriyet onların mevcûdiyetinden ve gizli hüviyetinden haberdâr değildi; tâ Pâdişâhlara kadar! Nitekim bugün de öğledir! Hâl̃buki onlar, aralarında yaşadıkları Müslümanları çok iyi tanıyor, onlara için için diş biliyor, bir fırsat zuhûr edince de, muhtelif kılıflar içinde kînlerini dışa vuruyorlardı…

Binâenaleyh Dr. Nâzım’ın beyânı, ancak onlar hesâbına doğrudur. Dün öyleydi, bugün de öyledir! Bir asırdır, “İrticâ” yaftası altında Müslümanlara yaptıkları maddî-mânevî zul̃mün haddi hesâbı yoktur! Milletimizi Kemalizmle öylesine afyonlamış bulunuyorlar ki “Müslümanlar”, artık zâlimleri alkışlıyacak kadar idrâk̃sizleşmiş bir hâldedirler!

Foto (2)-9

(Milliyet, 21.11.1980, s. 2) (Tercüman, 22.11.1980, s. 1)

Mütehakkim Zümrenin -mensûbiyetini saklamıya lüzûm görmiyen- bir temsîlcisi… Cenâzesinde, devrin Devlet ricâliyle berâber, -Alliance Israélite Mektebi mêzûnu, Kemâlperest, Farmason, v.s.- Celâl Bayar da hazır bulunmuştu…

“Büyük kayıp: Merhum Mekki ve merhume Zekiye Kapanlı’nın oğlu, merhum Muhittin Taner ve Meliha Taner’in damadı, Necla Kapanlı’nın eşi, Necip Sabit Kapanlı ve Nilüfer Kavak’ın babası, İhsan Çavuşoğlu ve Nazan Kapanlı’nın kardeşi, Murat ve Ali Turhan’ın büyük babası, merhum Muammer Çavuşoğlu’nun kayınbiraderi, Nazlı Ilıcak, Ömer çavuşoğlu, Ahmet Çavuşoğlu ve Canan Kızıltan’ın dayısı, Adnan Kavak ve Nazire Kapanlı’nın kayınpederi, Tarık Turga ve Adnan Taşpınar’ın bacanağı, Semra Turga ve Selma Taşpınar, Zeynep Adısönmez ve Nazlı Taşpınar’ın enişteleri: Eski vali ve eski Ankara Senatörü ve Bakanlardan, TURHAN KAPANLI, 20 Kasım 1980 Perşembe günü vefat etmiştir. Cenazesi bugün Cuma namazından sonra Şişli Camii’nden alınarak Zincirlikuyu’daki aile mezarlığında toprağa verilecektir. Mevlâ rahmet eyleye. Ailesi.” (Milliyet, 21.11.1980, s. 2)

***

Sabataî Münâfıklığına dâir Zekeriya Sertel’in müşâhedeleri

Zihniyet îtibâriyle Türklükden tecerrüd ettiği için (şâyed hak̆îkaten “Türk” asıllı ise!) bir Sabataî kızıyle (Sabiha Derviş / Deriş) evlenmesine müsâade edilen Marksist Kemalist gazeteci ve Komünist Partisi’nin lider kadrosundan Mehmet Zekeriya Sertel’in (Selânik, Usturumca, 1890 – Pâris, 11.3.1980), yine Hâtırât’ında, içinden tanıdığı Sabataî Cemaatinin Münâfıklığına dâir müşâhedeleri üzerinde de ibretle teemmül etmek l̃âzımdır. Bu pasajdaki bir başka mühim müşâhedesi, (Mustafa Kemâl’in ilk hocası Şemsi Efendi’den başlıyarak -1872/1873-) kendilerine münhasır mektebler (1877’de Terakki ve 1885’te Fevziye Mektebleri) kurmalarıdır (ki bunlar da, zâten Şemsi Efendi Mektebi’nin devâmıdır):

“…(Dönmeler,) İslâmlığın hiçbir kuralına uymazlardı. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, İslâmlarla ve Türklerle kaynaşmazlardı. Bir kast hâlinde yaşarlardı. Zekî, becerikli ve sevimli insanlardı. Fakat kendi kabukları içinde yaşar, Türk topluluğuna girmez, Türklerle kız alıp vermez, kendi dar varlıklarını öylece sürdürüp giderlerdi. Daha çok ticaretle uğraşırlardı. Bu nedenle Avrupa ile sıkı ilişkileri vardı. Bu durum, onların yaşayışları üzerinde de etkisini gösteriyordu. Kazançları iyi, yaşama düzeyleri öteki topluluklarınkinden yüksekti. Selânik’ten İstanbul’a göç ettikten sonra çoğunlukla Nişantaşı ve Şişli semtlerine yerleşmiş, yine kendi topluluk hayatlarını kurmuşlardı. Çocuklarını da Türk okullarına vermemiş olmak için, Fevziye Lisesi ve Şişli Terakki Lisesi adında iki okul açmışlardı. Çocuklarını resmî okullara göndermez, bu okullarda okuturlardı.

“İşte benim evlenmek istediğim kız, bu topluluğa mensuptu.” (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, İstanbul: Gözlem Yl., 1977 -ilk baskısı: 1968-, s. 79)

Zekeriya Sertel: “Çocuklarını da Türk okullarına vermemiş olmak için, Fevziye Lisesi ve Şişli Terakki Lisesi adında iki okul açmışlardı.” diyor… Kendisi de aynı şeyi yapmış, iki kızını (Vakıf idârecilerinden olduğu) Terakki Mektebi’nde okutmuştur! Öyleyse, Türklere temessül mü ediyorlar, yoksa Türkleri kendilerine temessül mü ettiriyorlar?

Foto (3)-4

(Hürriyet, 29.11.1980, s. 11 ve a.g., 1.12.1980, s. 10)

Cuntacılar, Devlet erk̃ânı, muhtelif siyâsetciler (sâkıtlar dâhil) aynı isim etrâfında hep berâberler! Mütehakkim Zümreye mensûb olmak böyle bir şey!

***

Adnan Menderes ve Fatîn Rüştü Zorlu hakkında ne hüküm vermeli?

Evliyazadeler’le sıkı akrabâlık bağı olan Adnan Menderes ile Fatîn Rüştü Zorlu hakkında, Evliyazadeler bahsinin sonuna doğru bir değerlendirmede bulunacağız.

Evvelâ, Evliyazadeler âilesinin bir hayli genişliyerek devâmını sağlıyan Refik Bey ve beş çocuğu üzerinde duralım. Bu vesîleyle, Refik Bey’in eşi Hacer Hanım’ın mensûb olduğu Kapanizade / Kapani âilesinden, husûsen bu âileye mensûb Osman ve Münci Kapani kardeşlerden de uzunca bahsedeceğiz.