“Sâkin bir vazıyette sehpâya doğru yürüdü… İnanclı adam tabiî; Allâh'a kavuşacak!”

“Biraz daha ilerleyince idam sehpasını gördüm. İrkildim. Köşeyi dönünce, orada meydan var, meydanda sehpa var. Görecek o sehpayı, görünce ne yapacak diyorum ben kendi kendime. Hiçbir şey demedi, önüne bakarak yine sakin bir vaziyette sehpaya doğru yürüdü. Ama Menderes çok rahattı. İnançlı adam tabii, Allah'a kavuşacak. Bunları hesaplamış. Onun bu rahat tavrı beni de rahatlattı.

“Îdâm hükmü okundu; Menderes: ‘Allâh, Milletimize zevâl̃ vermesin!’ dedi.”

“Menderes, adaya iner inmez komutanın odasına götürüldü. İdam hükmü okundu. ‘Menderes, Allah milletimize zeval vermesin.’ dedi.

Odada İmâm beş dak̆îka telk̆înde bulunuyor… Biraz sonra îdâm sehpâsına çıkıyor… İmâm: ‘Kelime-i Şahâdet getirelim!’ diyor; Kelime-i Şahâdet getiriyorlar… Çingene, iskemleye vuruyor; Menderes, ipte dönmiye başlıyor… Yarım sâat̃ kadar can çekiştikden sonra rûhu Rabb’ine kavuşuyor…

‘İdama gitmeden önce hoca ile görüşmek ister misiniz?’ dediler o odada.

‘Hemen beş dakika görüşeyim.’ dedi. Hemen orada beş dakika görüştü.

“Görüştükten sonra orada beyaz gömleği giydirdiler. Aşağı yukarı onbeş yirmi dakika geçti. Birileri ikide bir içeri girip çıkıyorlardı. Beni bekliyorlardı. ‘Daha hazır değil mi, daha hazır değil mi?’ diye sıkıştırıyorlardı. Makinenin [Fotoğraf makinesinin] ayarlarını yapıyordum.

“İmamla görüştükten sonra orada beyaz gömleği giydirmişler. İdam sehpasına doğru yürümeye başladık… […]

“Hoca: ‘Şahadet getirelim.’ dedi. Kelime-i şahadet getirdiler.

“Orada boynunda iple sakin bir vaziyette durduğu bir resim var. Menderes'in yan tarafa doğru bakan resmi. Kime bakıyordu diye epey tartışıldı. Hocaya bakıyordu. Beraber kelime-i şahadet getiriyorlardı. O resmi hiç unutamam.

“Menderes, asıldığı andan itibaren dönmeye başladı. İdamlarda yarım saat sonra ölüm tahakkuk edermiş.

“Hep beraber daha fazla orada beklemeden yan tarafa gazinoya geçtik. Mini bir parti gibi bir şey hazırlamışlar. Adanın üzümünden ikram ettiler. Herkesle beraber yedik. Herkes mutlu, herkes sevinçli…

“Menderes’i 14.30 sularında astılar…” Hâkim Vasfi Göksu: “40 kişiye îdâm karârı verdim; üçünü astılar!” diye hayıflandı…

“Öğleden sonra 14.30 sularıydı. Menderes asıldı. Daha birkaç dakika bile geçmemişti ki darağacının hemen yanındaki gazinoya geçtik. Üst düzey yetkililer, bazı savcı ve Menderes'in idam kararında imzası bulunan bazı hakimlerin mutluluğu yüzlerine yansımıştı. Adadan toplanan üzümlerle bir anlamda parti yaptılar. İdamı kutladılar. Hakimlerden bir tek Vasfi Göksu biraz neşesizdi. ‘40 kişiye idam kararı verdim, üçünü astılar.’ diyordu.” (http://www.zaman.com.tr/pazar_once-menderesi-astilar-sonra-gazinoda-kutlama-yaptilar_1041051.html; 19.9.2013)

1-268

(Takvim, 17.9.2019; https://www.takvim.com.tr/galeri/guncel/gorulmemis-fotograflariyla-idaminin-58yilinda-adnan-menderes-demokrasinin-en-kara-gunu#18; 30.7.2026)

“İdamından bir yıl sonra hazırlanan “Fotoğraflarla Menderes” isimli albümden…” (https://www.memurlar.net/album/385/adnan-menderes-in-gorulmemis-fotograflari.html) (30.7.2026)

Üstte solda, Diyânet İşleri Reîsi Ahmed Hamdî Akseki, Başvekîl Adnan Menderes’le görüşürken… Üstte sağda, Menderes’in Başvekîl olmasından bir buçuk ay kadar sonra, iki Totaliter Şef devrinde hiç düşünülemiyecek bir hâdise: “Yakında Ankara ve İstanbul radyolarında haftanın muayyen günlerinde Kur’anı Kerim okunması hazırlıklarına başlanmış, sesi güzel hafızlar tarafından Radyoevinde plâk doldurulmasına başlanmıştır. Resimde bu hazırlıklar münasebetile Radyoevine giden Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki, Radyoevinden çıkarken görülüyor.” (Zafer, 6.7.1950, s. 1) Altta, Menderes, kıymetli şâir, muharrir ve Dâvâ Adamı Necip Fazıl’la sohbet ederken… (Allâh cümlesine ganî ganî rahmet etsin!)

Rahmetli Diyânet İşleri Reîsi Ahmed Hamdi Akseki'nin, vefâtından (9 Ocak 1951) hemen birkaç hafta evvel (18 Aralık 1950'de) kaleme alıp Başvekîl Menderes'e arzettiği Dîn Tedrîsâtı ve Dînî Müesseseler Hakkında Bir Rapor'daki müşâhedesine nazaran: “Çocuklarımıza, gerek mekteblerde ve gerek başka vâsıta ile, 26 seneden beri, Dîn ve Ahl̃âk aleyhinde söylenebilecek ne varsa hepsi söylenmiş, telk̆în edilmiş ve kıpkızıl bir Dînsiz olmaları için her şey yapılmıştır!” (Tafsîl̃ât için Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 28.2-1.3..2019/161-162’ye mürâcaat) Akseki’nin Rapor’undan bir buçuk ay kadar sonra, DP’nin 4 Şubat 1951 Kongresi’nde, “Türk Milleti Müslümandır ve Müslüman kalacaktır!” diye haykıran Rahmetli Menderes’in, bu Rapor’dan çok müstefid olduğunu zannediyoruz…

***

İsmail Şenyüz’ü têyîd eden ikinci şâhid: Ahmet Ziyaettin Acarol

Rahmetli Menderes’in son ânları hakkında, Fotoğrafçı Astsubay İsmail Şenyüz’ün anlattıklarını têyîd ve têkîd eden bir şâhidimiz daha var: O târihte İmralı Hapishânesi Müdürü olan Ahmet Ziyaettin Acarol…

İsmail Şenyüz gibi onun da artık târihe intikâl̃ etmiş bulunan pek kıymetli şahâdetini gazeteci Mustafa Yürekli’ye medyûnuz. Haber 7 TV kanalında çalışan Yürekli, 2005’te çekdiği “İmralı: Menderes’in İdamı” başlıklı vesîkalık filmde, Acarol’la da mülâkat yapıyor. Acarol’un, Menderes’in son günü, son ânları hakkındaki hâtırasına nazaran da, Menderes, bitkin, solgun, ama bütün rûh asâletiyle, sâkin, metîn, vakûr, Îmânlı, mütevekkildi:

17 Eylül'de saat 12 sularında cezaevimize geldi. Kapısında jandarma nöbet tutuyor, doktorlar muayene ediyorlardı. Hücresine girdim; hemen ayağa kalktı. O zaman düşündüm, koskoca bir başbakan, vatanın bağrına mührünü basmış bir insan içeri girdiğimde nasıl ayağa kalkar, diye. İmralı Cezaevi'nin müdürüyüm; 63 lira maaşım var. Başbakan ayağa kalkıyor. ‘Niye kalkıyorsunuz lütfen oturun’, dedim. ‘Siz ayaktayken nasıl oturabilirim’, dedi. Sonra oturdu ve yakasına ilk orada bulunma sebebini taktım. Bulunma sebebinde ölüm yazıyordu. Gözlerime baktı ve derin bir iç çekti. Yüzü bitkin ve solgundu. Hasta olduğu ve acı çektiği açıkça görülebiliyordu.”

2-171

(https://www.google.com.tr/search?q=Menderes'in+%C3%AEdam+foto%C4%9Fraf%C4%B1&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ei=VpE6UpWmNY7XsgbRoIGoCQ&ved=0CCkQsAQ&biw=1366&bih=643&dpr=1; 19.9.2013)

Soldaki resim: Habîslerin kurbanı olan üç mazl̃ûmun îdâm yaftaları… (Bu yaftaları, İmralı Hapishânesi Müdürü Ahmet Ziyaettin Acarol, îdâmdan sonra kendi evinde muhâfaza etmiş, 2005’te Mustafa Yürekli’ye verdiği mülâkat esnâsında, arşivinden çıkarıp ona göstermiştir…) Sağdaki resim: Son ânlarının resmî fotoğrafçısı Astsubay İsmail Şenyüz: “Menderes, asıldığı andan itibaren dönmeye başladı. İdamlarda yarım saat sonra ölüm tahakkuk edermiş…” (http://www.zaman.com.tr/pazar_once-menderesi-astilar-sonra-gazinoda-kutlama-yaptilar_1041051.html; 19.9.2013) Allâh mazl̃ûmlara rahmet etsin! Asıl hesâb sorulması îcâb eden, şahıslardan ziyâde Kemalist Totaliter Rejimdir! Hadsiz hesâbsız cinâyetin fâili bu zulüm rejimi toptan tasfiye edilip yerine -halkın ekseriyetinin irâdesiyle- sahîh Cumhûrî Nizâm têsîs edilmezse, Milletimiz emniyet ve huzûra kavuşamıyacağı gibi, istik̆bâl̃i de olmıyacaktır! Memleketin hâlini ibretle seyreden her basîret sâhibinin idrâk̃ edeceği üzere…

***

Onun şu şahâdeti de 27 Mayıs İhtilâlcilerinin “adâlet”i hakkında bir fikir veriyor:

Dava devam ederken, iki ay önceden infazın hazırlıklarına başladıklarını söyleyen Ahmet Ziyaettin Acarol, ‘zeytin fidanı için çukur açıyoruz’ diyerek mezar kazdıklarını, ‘cephane için sandık’ diyerek tabut yaptıklarını, ‘kale direği’ diye darağacı kurduklarını söylüyor… […]

“Ahmet Ziyaettin Acarol, bir imamla birlikte, iki ay önceden İmralı’da hazırladıkları mezarlara üçünü de defnederek milletimiz adına son görevi yerine getirmişti…” (Mustafa Yürekli, 27.5.2012; http://www.haber7.com/yazarlar/mustafa-yurekli/884162-menderesin-olum-yaftasiyla-urperdim; 19.9.2013)

3-77

(Vatan, 4.6.1960, s. 1)

(https://www.nadirkitap.com/muaviye-den-erdogan-a-din-ve-siyaset-riza-zelyut-kitap6482708.html; 16.3.2024)

(Vatan, 9.6.1960, s. 1)

(https://www.nadirkitap.com/vatan-gazetesi-9-haziran-1960-cell-bayarin-esi-parasiz-kalmis-19-mayis-stadyumu-tarihi-bir-gun-yasadi-efemera41492106.html); 26.6.2026)

(Vatan, 12.6.1960, s. 1)

(https://www.nadirkitap.com/vatan-gazetesi-12-haziran-1960-turk-parasinin-degeri-de-yukseldi-menderesin-yegeni-ihbarlarda-bulundu-efemera41492378.html; 26.6.2026)

(Vatan, 16.6.1960, s. 1)

(https://www.nadirkitap.com/vatan-gazetesi-16-haziran-1960-etibank-vc-lileri-islerinden-cikarildi-buyuk-yolsuzluklar-meydana-cikiyor-efemera41490841.html) (26.6.2026)

Münâfıklık timsâl̃i Ahmet Emin Yalman, Cemâat̃inin kâhir ekseriyetiyle mutâbık olarak, “Kemalizmden uzaklaşan, Müslümanlara yaklaşan” Adnan Menderes’in ve Hük̃ûmetinin devrilmesi için seferber olup emeline nâil olduktan sonra da, müfsidâne neşriyâtına devâm etti… Birkaç nümûne:

- Vatan, 4.6.1960, s. 1: Millî Birlik Komitesi denilen ihânet şebekesinin, “Menderes Hük̃ûmetinin, öldürdüğü genclerin cesedlerinden yem fabrikalarında yem îmâl ettirdiği” şeklindeki akılalmaz iftirâsını tekrâr ederek: “Cesedler, canavarca tedbirlerle yokedilmiş… Bazı şehitlerin kuyulara atıldığı, hayvan yemi makinelerinde toz haline getirildiği, buz dolaplarında saklandığı söyleniyor…”

- Vatan, 9.6.1960, s. 1: Yine aynı hâinlerin asparagasları manşette: “Sabıkların en hunharca plânları… Harbiyeliler bir meydana toplanacak, bombalar, makineli tüfeklerle, özel adamları tarafından imha edileceklerdi… Gürsel, ‘Tarihte bizim yıktığımız kadar mücrim insan tasavvur edilemez. Neronlar bunlar seviyesine ulaşabilir.’ dedi.”

- Vatan, 12.6.1960, s. 1: Sabık liderler için ölüm cezası istenecek… Bayar, Menderes ve diğer sorumlular Anayasa’yı çiğnemekle suçlandırılıyor… Bakanlardan ancak bir iki tanesinin ölümden kurtulabilecekleri sanılıyor…”

- Vatan, 16.6.1960, s. 1: “Büyük yolsuzluklar meydana çıkıyor… Menderes İsviçrede yaptırdığı köşk için 32 milyonluk döviz kaçırmış…”

Menderes Hükûmetlerinde Başvekîl Muâvini, Çalışma, müteâk̆iben Ticâret Vekîli Samet Ağaoğlu yazıyor: “…Nihayet 27 Mayıs geliyor. Darbecilerin yakın dostudur Yalman. Daha sözde Adalet Divanı denilen ihtilâl mahkemesi işe başlamadan Yalman’ın gazetesinde asılacak olanların, içlerinde ben de varım, isimleri yazılıyor, resimleri çıkıyor. Mahkemeler başlıyor, Ahmet Emin Yalman dinleyiciler arasında, dudaklarında gülümseme, yüzlerimize bakıyor.” (Samet Ağaoğlu, “Tanıdığım Gazeteciler”, Dünya, 9 Mart 1977, s. 2)

Rahmetli Menderes, -bizzât Yalman’ın naklettiğine nazaran (Vatan, 31.3.1951)- “Allah beni Ahmet Emin’le dost olmaktan korusun!” niyâzında bulunmuştu! Muhakkak ki Münâfıklık timsâli Yalman’ın dostu olmıyan, Allâh dostudur ve bizim de dostumuzdur…

***