Kıymetli okurlarım; Şehir hayatının getirdiği yoğun trafik, hava kirliliği, gürültü, zihinsel yorgunluk, stres ve ekonomik yük birçok insanı derinden etkilemektedir..
Şehirde daha fazla kazanmak için daha çok çalışan insan, çoğu zaman sağlığını ve huzurunu da kaybetmektedir. Hastanelerin dolup taşması, kronik rahatsızlıkların artması ve insanların sürekli bir telaş içinde yaşaması düşündürücüdür. Oysa köy hayatı insana daha sakin ve daha doğal bir yaşam alanı sunmaktadır.
Köyde belki gelir daha azdır; ancak insan burada mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Köylerde insanlar birbirini daha yakından tanıdığı için toplumsal, dayanışma ve sosyal ilişkiler güçlüdür. Elbette köy yaşamının sağlık hizmetlerine ulaşım gibi bazı zorlukları vardır; ancak doğal çevre, düzenli hareket ve daha sakin yaşam biçimi açısından köy hayatı önemli bir avantaj sunmaktadır.
Bu vesileyle dün şehrin gürültüsünden, yoğun trafiğinden ve kalabalığından uzaklaşmak için İnegöl’e bağlı Tahtaköprü Mahallesi’nde bir dostumuzu ziyarete gittik. Doğayla iç içe olan bu güzel mahallede, modern hayatın hızından bir süreliğine uzaklaşarak huzurun ve sakinliğin tadını çıkardık.
Köy hayatı, sadece bir yaşam biçimi değil, aynı zamanda insanın tabiatla yeniden buluşmasıdır. Sabah kuş sesleriyle uyanmak, temiz havayı ciğerlere çekmek, toprağa dokunmak ve üretmenin mutluluğunu yaşamak şehirlerde kolay kolay bulunabilecek nimetler değildir. Bugün birçok psikolog, doğayla iç içe olmanın insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamaktadır. Oysa köy insanı bunu bilimsel araştırmalardan çok önce biliyordu. Çünkü toprakla uğraşmanın, bahçede çalışmanın ve doğal bir çevrede yaşamanın insana iyi geldiğini yaşayarak öğrenmişti.
Bununla birlikte köyler de artık mahalle oldu artık o eski köyler yok. Bir zamanlar imece kültürünün yaşandığı, komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğu, düğünlerin ve cenazelerin tüm köyü bir araya getirdiği günler yavaş yavaş geride kalmaktadır. Geleneksel dayanışma kültürü yerini bireyselliğe bırakırken, gençler zahmetli olan tarım ve hayvancılıktan uzaklaşarak fabrikalara ve şehirlere yönelmektedir. Birçok köyde tarlalar boş kalmakta, bağlar ve bahçeler eski canlılığını kaybetmektedir.
Bu değişim sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik bir dönüşümdür. Köyden şehre göç eden insanlar daha iyi bir yaşam umuduyla yola çıkarken, çoğu zaman beraberlerinde kültürel değerlerini de götürmektedir. Ancak şehir hayatının yoğun temposu içinde bu değerlerin önemli bir kısmı zamanla yok olmaktadır. Yeni nesiller dedelerinin yaşadığı hayatı tanımadan büyümekte, toprağın bereketini ve üretmenin mutluluğunu yeterince hissedememektedir.
Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri olan ölüm de insanları geçmişle yüzleştirmektedir. Yakınlarını kaybedenler, çocukluk yıllarını hatırladıkları köylerine döndüklerinde sadece bir mekâna değil, aynı zamanda anılarına da yolculuk yapmaktalar. Boş kalan evler, yaşlanan ağaçlar ve sessizleşen sokaklar insana zamanın ne kadar hızlı geçtiğini hatırlatıyor.. Bu yüzden köyler yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda hafızamızın saklandığı yerlerdir.
Bugün insanlığın en büyük ihtiyaçlarından biri yeniden dengeyi bulabilmektir. Teknolojiyi reddetmeden, modern hayatın imkânlarından vazgeçmeden; doğayla, toprakla ve insani değerlerle bağımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü huzur yalnızca daha fazla kazançta değil; bazen bir ağacın gölgesinde serinleyip oturabilmekte, bazen dikilen bir fidanda, bazen de samimi bir komşunun sohbetinde saklıdır.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişe dönmek değil; geçmişten gelen bu değerleri geleceğe taşıyabilmektir. Çünkü insan doğadan uzaklaştıkça kendisinden de uzaklaşıyor. Köyler ise bize hayatın özünü hatırlatmaya devam ediyor: Üretmek, paylaşmak, sabretmek ve kanaat etmek. Dün Tahtaköprü’nün sessiz sokaklarında dolaşırken, modern dünyanın bize unutturduğu bu değerlerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırladım..
Katma değeri yüksek hayırlı bir hafta sonu diliyorum.