0

Galler'de, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi yapılıyor. İki günlük NATO zirvesi "Öngörülemez bir dünyada istikrar sağlamak'' başlığında toplandı. Görünürdeki konu başlıkları; Rusya, NATO'nun Doğu Avrupa'daki unsurlarını güçlendirmesinden oldukça rahatsız olması ve Eski Norveç Başbakanı Jan Stoltenberg'in NATO'nun yeni Genel Sekreterliğine atanması şeklinde.Rusya'nın Ukrayna müdahalesinin gölgesinde gerçekleşen zirve, aslında bir mesaj niteliği de taşımakta. "NATO olmazsa sizi Kurtlar kapabilir'' algısı da verilmek isteniyor.

Türkiye açısından da zirve önem arz ediyor. Başta Almanya olmak üzere ABD ve İngiltere'nin, Türkiye'ye karşı dinleme faaliyetlerine diplomatik teamüllere uygun tepki gösteriliyor. Diğer yandan IŞID konusunda etkin mücadele edilmesi isteniyor.Almanların ifadesiyle "Güvenilir olmayan ülke'' durumundakiTürkiye'nin,Batı için artık 'stratejik bir ortak' olmadığını, Türkiye'nin etrafında meydana gelen krizlerde, NATO'nun her defasında ihtiyatlı/sorumsuz tavır takınarak, Türkiye'nin kaderine terk edildiğini de görüyoruz.

NATO, Müttefiklerini böyle mi koruyacak?

Erdoğan, Bakü'deki temaslarında NATO Zirvesi için "Zirvede… Azerbaycan'a yönelik verilen sözler var, bu sözleri orada da gündeme getirmek suretiyle bir an önce diğer ülkelere verilen sözler peyderpey nasıl yerine geliyorsa Azerbaycan'a verilen sözlerin de yerine getirilmesini ilgili ülkelerden isteyeceğiz. Bu bir lütuf değildir, haktır. Bunların yerine gelmesi gerekir. Bu konuda kararlılığımızı ifade edeceğiz" diye açıklama yaparak, aslında NATO'nun üye ülkeler arasında ikiyüzlü davrandığına dikkat çekmektedir.

TSK ve NATO

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB, Orta Avrupa ve Balkanları askeri işgal ve siyasi tahakküm oluşturarak kendi yörüngesine aldı. Daha sonra Türkiye'den toprak talep etmesiyle birden kendimizi NATO'nun kucağında buluverdik.( Konjonktüreldeğerlendirdiğimizde; askeri ve istihbarat gücümüzü rasyonel olarak kıyaslarsak, kaçınılmaz bir tercih olarak görebiliriz.) Türkiye, NATO'nun güney kanadında stratejik bir öneme sahip olmasına karşın, kendi stratejisini hiç oluşturamadığı gibi NATO'nun şemsiyesi altında "Güven(lik)li'' bir ortam içinde de olamamıştır. Siyasi ve askeri birçok hadiseye bakarsak, bizim NATO'dan yararlandığımız hiçbir şey yok. 1962'de Küba Krizinde Kennedy-Kruşçev arasındaki pazarlıkta, Türkiye'deki Jüpiter Füzeleri haber verilmeden geri çekildi. Basra ve Ortadoğu'daki petrolün korunması için sorumluluk alanını genişletmek istememize rağmen, buna izin verilmedi. Yunanistan'la Ege Sorunu yaşadığımızda, Komuta-Kontrol noktasından geri çektirildik. Kıbrıs Sorunu yaşadığımızda, Johnson Mektubu'nda tehdit edildik. 2.5 yıl ambargoya maruz kaldık…dik…duk…dük o kadar çok mevzu var ki Türkiye'nin aleyhine, 'Tez konusu' olur. Dolayısıyla bundan sonra "NATO ile yaşamanın ne anlamı var ?'' sorusu ortaya çıkıyor.

NATO prangalarının başında, Siyasi ve Eğitim konuları gelmektedir. TSK'ın yetiştirmiş olduğu Kurmay Personelin, NATO tarafından dönem dönem eğitilmesi bir anlamda NATO gibi/adına düşünen, kendi ülkesinin gücünü, tarihi, kültürü ve coğrafyadaki etki gücünden yoksun subayların düşünce yapısının değişmesi, bir anlamda kurumun fay hatlarına dinamit koymaktır. (Bu bağlamda 28 Şubat, 1960-1980 Darbeleri ve Muhtıracıklar, bunun bir ürünü olarak okunabilir.) Özellikle 5. Madde komedisi, Türkiye'nin aklıyla, çıkarlarıyla dalga geçmektir. NATO'dan 4. Maddeye istinaden, Suriye'den gelebilecek olan balistik füze tehdidine karşı, feryat-figan istediğimiz füze savunma sistemleri, Putin'in ifadesiyle "demode teknolojiydi.'' Bir Uluslararası İlişkiler Uzmanı olarak sayabileceğim birçok örnek söz konusu.

Çin ile yapmak istediğimiz uzun menzilli Füze Antlaşması ve Dinleme vakalarına girmiyorum bile…

Türkiye Dünyaya, Soğuk Savaş'ta olduğu gibi NATO gözlüğüyle bakmamalıdır.Bununla birlikte MİT ve TSK, radikal değişikliklerle teknoloji temelinde dijital çağın gereklerini ekonomi, istihbarat, enerji başta olmak üzere din, kültür ve tarih temelinde karşılıklı bağımlılığın ötesinde, yerel ve küresel hedefler ışığında yeni bir strateji oluşturup faaliyete geçirmelidir.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda NATO uzmanı olan Sarwar Kashmeri, 2012'de yayınladığı NATO 2.0: Reboot or Delete ? eserin giriş kısmında "NATO, Atlantik-Avrupa bölgesinin güvenlik ihtiyaçlarının karşılayamama gibi bir riskle karşı karşıyadır.'' Bununla birlikte daha ilginç bir saptamada daha bulunuyor. NATO, Transatlantik jeopolitiğinin istikrarını sürdürmek yerine, bunun tam tersine sebebiyet (İstikrarsızlık) vermektedir.'' Şeklinde dile getirmiştir.

Özetle, Türkiye NATO'dan biran evvel ayrılmak zorundadır.Batı Avrupa'nın korunması için Türkiye'nin feda edildiği bu sistemde, anlamsız zaman-para kaybedildiği gibi bağımsız strateji belirleyememe gibi bir handikapla da karşı karşıyayız. Askeri ve İstihbarat teşkilatlarının bağımsız hareket etme, olayları muhakeme edebilme, kendi coğrafyasını anlamlandırması ve etki alanını genişletmesi için TSK ve MİT'in prangası olan NATO'dan kurtulması gerekmektedir.

Erdoğan ve Davutoğlu liderliğinde ki 'Yeni Türkiye', NATO prangasına da çözüm bulacaktır.Bu konuda şüphe götürmeyecek vizyona sahip olduklarını da düşünüyorum. En son Hollanda'nın Türkiye'deki Patriotları geri çekeceğini açıklaması, ziyadesiyle NATO'nun gereksizliğine somut bir işarettir.

Al Patriot'unu başına çal.