Zamanın ruhu bizlere fısıldıyor: Artık ferdi kahramanlıkların değil, şahs-ı manevinin hüküm sürdüğü bir asırdayız. Peki, neden "bu zaman cemaat zamanıdır"?

Çünkü bizler birer Gavs-ı Azam Şah-ı Geylanî, bir İmam-ı Gazalî veya bir İmam-ı Rabbanî değiliz. Onlar, sarsılmaz imanları ve eşsiz takvalarıyla tek başlarına birer "ferit" idiler; fakat her biri tek başına devasa bir cemaat gücünü ruhunda taşıyordu. Her türlü saldırıya, fikri dalalete ve manevi sıkıntıya göğüs gerebiliyorlardı.

Yakın tarihimizden bir misal vermek gerekirse; Üstad Bediüzzaman tek bir kişiydi. Lakin öyle bir imanı, öyle bir ihlası ve öyle bir tevekkülü vardı ki; devrin zulümlerine, baskılarına, işkence ve zehirlemelerine tek başına meydan okuyabildi. O, şahsında bir cemaatin manevi zırhını kuşanmıştı.

Bugün bizler, birey olarak bu büyük zatların sahip olduğu o yüksek vasıflardan mahrumuz. Ne Gazalî’nin ilmi derinliği ne de Rabbani’nin manevi heybeti tek başımıza bizde mevcut değil. İşte bu noktada Üstad’ın "Zaman cemaat zamanıdır" tespiti imdadımıza yetişiyor. Bu, aslında bir acziyet itirafı değil, bir kuvvet bulma metodudur.

Mevzuyu bir temsil ile fehme yaklaştıralım:

Her birimiz ince, kopmaya müsait birer ipliğiz. Tek başımıza hiçbir yükü çekemez, en hafif rüzgârda savruluruz. Ancak bu ince iplikler bir araya gelip örüldüğünde, ortaya kopması imkânsız, güçlü bir "halat" çıkar. O halat artık bir "şahs-ı manevi"dir; koca bir transatlantiği bile zorlanmadan çeker.

İşte cemaat, o halatın adıdır. Bir araya geldiğimizde, birbirimizin imanından kuvvet alır, ilmiyle nurlanır, ihlasıyla dayanıklılık kazanırız. Tek başımıza altında kalacağımız o ağır imtihan yüklerini, cemaatin omuzlarında hafifletiriz. Aksi halde, bu fırtınalı asırda tek başımıza kaybolup gitmemiz işten bile değildir.

Cenab-ı Hak, bizlere bir cemaatin samimi uzvu olmayı, bu sırrın kıymetini bilmeyi ve her daim ihlasla hareket etmeyi nasip eylesin.

Son Söz: Yalnızlar Ayakta Ölür

Yalnızlar ayakta ölür, lakin bu bir kahramanlık değil, bir savruluşun hikâyesidir. Yalnız insan, dehşetli fırtınaların önünde bir saman çöpü gibi çaresizce oradan oraya savrulur. Hadiselerin perde arkasındaki hakikati tek başına keşfetmeye gücü yetmez; nefsin ve şeytanın aldatıcı üflemeleriyle hakikat yolundan her an uzaklaşabilir.

Oysa cemaat olmak, karanlık bir odada birden fazla spot lambasının aynı anda yanması gibidir. O muhteşem aydınlık altında hakikatler apaçık fark edilir, yanlışlar kolayca ayırt edilir. İnsan, o halkadaki ihlaslı ruhlardan, sadakatli yüreklerden hal diliyle ders alır; "Ben de böyle olmalıyım" diyerek istikametini perçinler.

Yalnızlar, yanlış kararlarıyla, hatalı seçimleriyle ve isabetsiz hükümleriyle kendi değerlerini kendi elleriyle öldürürler. Hatta o kadar meşguldürler ki bu hengâmede, huzurla oturmaya fırsat bile bulamadan ayakta tükenip giderler. Bir cemaatin şahs-ı manevisine dâhil olmak ise, kişiye ferdi gücünün çok ötesinde manevi kazançlar kapısı açar.

Unutmamalı ki; bugün küfür tek millettir ve cemaat ruhuyla hareket etmektedir. Onların bu ittifakına karşı, zamanın dehşetinden korunmanın tek yolu cemaat olma bilincidir. Allah bizleri bu manevi kaleden ve birlikteliğin bereketinden mahrum etmesin. Amin.