Kültür sanat dergileri her ay yeni bir heyecan, taze bir solukla okuyucuların önüne çıkıyor. Dergilerin kıymetini bilmek zorundayız.
Bin bir emek ve zahmetle, mübarek çabalarla her ay hazırlanıp edebiyat dünyasının önüne çıkan dergilerin iyi yürekli mimarlarını çok seviyorum. Zira onlar uykusuz gecelerin mükâfatını aslında beklemiyorlar. Bir mesuliyet hissi içinde hepsi de. Bütün dertleri, tasaları “Okura lâyık bir dergi çıkarabilmek.” İmkânlar kısıtlı, zaman dar ama yapılacak bir sürü iş var. Farkında mısınız artık gazete ve televizyonlarda dergiler pek eskisi gibi tanıtılmıyor. Hâlbuki bir zamanlar bütün gazetelerin kültür sanat sayfalarını bu nadide, güzide mecmualar süslerdi. “Şimdi kültür sanat sayfası mı kaldı basında.” diyeceksiniz. Haklısınız. Milat gibi kültüre, sanata değer veren kaç gazetemiz var? Üzerinde durmaya ve düşünmeye değer bir konu bence. Gazeteler önce kültürü ve sanatı uzaklaştırdı çevresinden. Sonra âdeta okuyucu da pek çok gazeteye küstü, bayiden almaz oldu. Kendisinden, fikirlerinden, değerlerinden bir şeyler bulamayınca neylesin? Hâlbuki eskiden Anadolu’da yayımlanan mütevazı bir dergi bile geniş dalgalanmalara vesile olurdu. Dergiler hakkında yazdıklarımdan galiba küçük bir kitap çıkar. Zira konu derin, engin ve zengin. Dergilerden söz ederken merhum Asım Gültekin’i anmamak haksızlık olur. Ne diyordu kalbini dergilere kaptıran aziz kardeşimiz: “Dergin mi var, derdin var!” O başlattığı güzelim dergi fuarları, o emekleri, çabaları… Asım’ın hatırasını yaşatanlara selam olsun.
Türkiye’de dergi çıkaran dostlarım sağ olsunlar beni unutmuyorlar. Genelde belli başlı dergiler bana ulaşıyor. Ben de okuduğum dergileri yazı kursumuzdaki gençlere hediye ediyorum. Allah var, bu kültür hazinelerini bıkmadan usanmadan okumaya, tanıtmaya, duyurmaya, anlatmaya çalışıyorum. Zaten basın yayın organlarında dergilerden en çok bahseden Mustafa Uçurum kardeşimizdir. Ondan sonra belki ikinciliği alabilirim. Ama bunun mühim bir görev olduğunu unutmamak gerek. Keşke köşe yazarları dostlarımız da ara sıra eski fıkra muharrirleri gibi bir dergiyi yazılarında söz konusu etseler, muhtevalarından ayrıntılı biçimde bahsetseler, ne güzel olur… Çocukluğumdan beri aşinası olduğum dergileri hiç bırakmadım. Ben de dergi çıkardım; zorluğunu, zahmetini, çilesini ama aynı zamanda kutsal anlamını ve görevini bilirim. Şimdi bu ay çıkan dergilerden kısaca ve özlü biçimde bahsedeyim.
DİL VE EDEBİYAT’TA NÖBET DEVRİ

Dergileri çıkaranlar inanın bazen çok yorulabilir ve en yakınlarını bile ihmal edebilir. Zira okuyuculara karşı duydukları sorumluluğu, âdeta vücutlarının bütün zerrelerinde hissederler. Bir eseri (evet özellikle eser diyorum) her ay okuyucuya hem zamanında hem de en mükemmel biçimde sunmaktır biricik hedefleri. Bu hiç de sanıldığı gibi kolay değildir. Genelde bunda başarılı olurlar da. Ama bazen de durgunlaşırlar. İşte ‘nöbet devri’ böyle zamanlarda gerekli olabilir. Benzetmek gibi olmasın ama harpte vurulan askerin sancağını nasıl hemen ardındaki ve yanındaki nefer kapıp yükseklere çıkarıyorsa dergilerde de genel yayın yönetmenleri seneler sonra bu mukaddes emaneti başkalarına devredebilir, etmelidir de. Burada kasıt da yok, dargınlık da… Amaç derginin daha iyi, zinde hazırlanabilmesine katkı sunmaktır. Dostumuz Üzeyir İlbak’ın Dil ve Edebiyat dergisinde yıllar boyunca üstlendiği başarılı yöneticiliği, şimdi kıymetli kardeşim, kadim dostum Özcan Ünlü omuzladı. Öncelikle bize “Hayırlı uğurlu olsun.” demek düşer. Özcan Ünlü, gayretli, velut ve iyi edebî çalışmaların içinde olan bir gazeteci yazardır. Bir şair ve denemecidir. Türkiye gazetesinde mesai arkadaşlığımız oldu. Eserlerini biliyorsunuz. Dil ve Edebiyat dergisinin, onun Genel Yayın Yönetmenliği’nde başarılılarını katlayacağına inanıyorum. Rabbim kolaylıklar ihsan etsin. Edebiyat dünyasına, hepimize düşen görev, derginin bu yeni yayın döneminde destekte bulunmak, elden geldiği kadarıyla katkı sağlamaktır. Nasıl olacak bu? Tabii öncelikle şiir ve yazılarla… En yakın zamanda Eyüpsultan’da Özcan kardeşimi ziyarete gideceğim ve kendisini kutlayacağım inşallah. Derginin muhtevasını unuttuğumu sanmayın. Bundan sonraki sayılarda tafsilatlı biçimde anlatacağım inşallah. Şu kadarını söyleyeyim Mayıs 2026 sayısının münderecatı dolu, muhtevası zengin, mutfağı bereketlidir. Ünlü, “Editörden” başlıklı ilk yazısında, “Her sayı, sözün izinde, Türkiye’nin kalbinde buluşmak dileğiyle, Bismillah.” diyor. Büyüklerimizin dediği gibi “Bismillah her hayrın başıdır.” Besmele ile yola çıkanlara “rastgele” demeli, dua etmeliyiz. Dil ve Edebiyat’ın yolu ve bahtı açık olsun. Tabii Dil ve Edebiyat Derneği bünyesinde çıkan Olağan Hikâye, Olağan Şiir ve Kardelen Çocuk dergilerinin de ömürleri uzun olsun.
YİTİKSÖZ’DE TÜRKÜLER

Kahramanmaraş’ta Duran Boz yönetiminde çıkan Yitiksöz dergisini çok seviyorum. Anadolu irfanının yüz akı neşriyatındandır. O “asrın felaketi” büyük depremde bile soluk almadan koşusuna gurbette devam etmişti. Dolayısıyla Yitiksöz bir deprem gazisidir. Onu her zaman muhabbetle kucaklamalı, hasretle anmalı ve her yeni sayısını büyük bir sabırsızlıkla beklemeliyiz. İsterseniz Arif Ay’ın kapakta yer alan şiiriyle başlayalım: “Öyle bir acayip zamana erdik/Yazı yaza kışı kaş benzemez/Güzelleri çarşı pazar dolaşır/Heyhat ki aşkları aşka benzemez/Dediler ki ahir zaman böyledir/Bahçeler boştur gönüller virane” Bu sayı da türkülerimize adanmış: “Dil ve Ruh Yurdumuz: Türküler II” 288 sayfalık bu hacimli dergide, çok kıymetli yazarların değerli, özenli yazıları var. Konu etraflıca ele alınmış. Türkü dünyamızın büyük bir yansımasını rahatlıkla görebilirsiniz sayfalar arasında. Dolayısıyla türkülerimizi seven, bu hazinelerimizin peşine düşenlerin ilk elde edinmesi gereken bir dergidir Yitiksöz’ün Mayıs-Haziran 2026 sayısı. Asya’dan günümüze uzanan türkü nehrinin akışını görebilmek için okumak gerek. Türkü yakanlar, türkü derleyenler, besteciler ve diğer emek verenlerin hepsi bir arada. Dünden bugüne uzanan bir kıymetliler meşheri. Yitiksöz’ün bu sayısında o kadar seçkin isimler var ki… Merak eden arar bulur. Yitik değerlerimize kavuşturanlara selam!
DERGİLERDE DÖRT SİMA
Dergilerin en çok sevdiğim yönlerinden birisi de zaman zaman edebiyat dünyamıza, sanat âlemine, fikir vadimize emek vermiş şahsiyetleri kapaklara taşımalarıdır. Bu bazen onların vefatından sonra oluyor bazen de hayatta iken… Anma ve saygı toplantıları gibi anış ve armağan sayılarından söz ediyorum. İbrahim Tenekeci’nin yönetiminde yoluna başarıyla ve kararlılıkla devam eden Muhit’te Hüsrev Hatemi Hoca var. Merhum hocamızın mütebessim ve mütefekkir edalı bir fotoğrafı süslüyor kapağı. Başlık ise bizi hüzünlendiriyor: “Çelebi bizi unutma” (Hüsrev Hatemi Dosyası). Ah, ah kim unutabilir Hüsrev Hocamızı? Kurtlar kuşlar da unutmaz, vefalı dostları da… Kitapları, şiirleri zaten her zaman gözümüzün önünde, gönlümüzün içinde olacak. Belki iddialı bir laf olacak ama Hüsrev Hocayı sevmek Türkiye’yi sevmektir. Kültürümüzü, edebiyatımızı, medeniyetimizi sevmektir. Dolayısıyla ondan söz eden her yazı muteber, ondan bahseden her konuşma kıymettardır. Allah gani gani rahmet eylesin. Muhit’in bu sayısı tahmin edileceği gibi çok zengin bir muhteva ile çıktı. Hüsrev Hatemi Hoca için araştırma yapacak olanlar için başvurulacak ilk kaynaklar arasında.
Vefa yürüyüşüne katılan dergiler arasında Edebiyat Ortamı da var. Mayıs-Haziran sayısında hepimizin çok sevdiği, her daim rahmetle, muhabbetle andığı Abdurrahim Karakoç var. Şairimizi en iyi, en yakından ve hasbi olarak tanıyan edipler, kalem namusunun hakkını veriyorlar ve ustayı sevgiyle, incelikli ve derinlikli olarak anıyorlar. Hüsrev Hoca için söylediklerim Abdurrahim Karakoç için de geçerlidir. Bütün şiirleri, yazıları, eserleri unutulsa bile “Hak Yol İslam Yazacağız” şiiri unutulabilemez. Zira çocukluk rüyalarımıza giren, yollarda, sınıflarda, meydanlarda, topluluklarda aşkla, şevkle, heyecanla ve imanla söylediğimiz bir şiirdi, marştı, destandı. O heyecanı bugüne taşımak zorundayız. Arif Nihat Asya, Dilâver Cebeci, Orhan Şaik Gökyay, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Abdurrahim Karakoç gibi ulu şairlerimiz, aynen Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Âşık Veysel gibi geleceğe uzanıp gidecek birer gümrah ırmak gibidir. Hece dergisinde Enis Batur, Çelebi dergisinde Onat Kutlar dosya konularını oluşturuyor. Bu iki isim hakkında kaleme alınmış makaleler var. Dergiler bunlarla sınırlı değil. Çok daha fazlası var. Bu sayıları temin edenler, görebilecek.
TÜRK DÜNYASININ SESİ

Kardeş Kalemler, aylık Avrasya edebiyat dergisi. Türkistan’daki, Kırım’daki, Kerkük’teki ve diğer Türk illerimizdeki edebî verimleri bu dergide görmek okumak mümkün. Hem ustaları hem de yeni edebiyatçıları. Çok büyük bir hizmet. 233. sayıda “Yirmi Yıldır Türk Dünyasının Ortak Sesiyiz” deniliyor. Âmenna. Derginin kurucusu merhum Dr. Yakup Ömeroğlu’nu rahmetle anarken onun sancağını devralıp bu iyi dergiyi omuzlayan aziz ağabeyimiz Ali Akbaş’a da selam ve hürmetlerimi gönderiyorum. Büyüğümüzün ve mesai arkadaşlarının emeği hiç zayi olmasın. Turan illerine her ay Kardeş Kalemler vasıtasıyla sevgi mektuplarını gönderiyorlar, yollamaya devam edecekler inşallah. Böylece Dede Korkut-Ahmed Yesevî nefesli Türk edebiyatımız, zenginleşip bereketleniyor ve yeryüzüne bütün zarafetiyle yayılıyor. Şükürler olsun.
Ahmet Kabaklı Hocamızdan hepimize miras kalan Türk Edebiyatı kutlu seferini sürdürüyor. Serhat Kabaklı’nın sahibi, İmdat Avşar’ın Genel Yayın Yönetmeni olduğu Türk Edebiyatı’nın yeni sayısında dosya, “Edebiyat ve Futbol”a ayrılmış. Dünden bugün edebiyat-futbol ilişkileri masaya yatırılmış. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hüsrev Hatemi hakkındaki yazılar da çok değerlidir, okunmalıdır.
DİJİTAL İLETİŞİM ÇAĞI

Nazım Payam’ın Genel Yayın Yönetmeni olduğu Bizim Külliye, gönlümü çelen, her sayısını özlemle beklediğim bir diğer güzel mecmuamız. Üç aylık dergi ama her sayısı bir kitap mehabetinde, seviyesinde. 108. sayısı çıktı. Haziran Temmuz Ağustos nüshasında dosya konusu: “Dijital İletişim Çağı ve Edebiyat”. Hepimizin önünde, gündeminde olan bir mesele. Bazen kuşkuyla, hatta korkuyla bahsettiğimiz ‘yapay zekâ’ heyulası nedir? Ne olacak? Artık kitap ve dergileri de yapay zekâlar mı hazırlayacak? Peki bizim hakiki zekâlar ne güne duruyor, biz ne yapacağız? İnternet devri, dijilat iletişim ve yapay zekâ konularının etraflıca ele alındığı iyi bir sayı vücut bulmuş. Nâzım Bey’in ve dergiye emek veren bütün arkadaşların, bilhassa yazarlarımızın ellerine, kollarına, kalemlerine, zihinlerine, yüreklerine, gönüllerine sağlık. Bizim Külliye, Kabaklı Hocamızın “Elaziz” dediği Elazığ ilimizde doğuyor, sonra da ışığını bütün Türkiye’ye yayıyor. Ömrüne bereket.
VE DİĞER DERGİLER

İnanın dergileri o kadar çok seviyorum ki her biri hakkında sayfalarca yazmak isterim ama unutmayalım ki bu bir gazete yazısı ve yeri sınırlı. Bu sayfaya göz nuru döken Cahit Hınıslıoğlu dostumu yormak istemiyorum. “Hoca yazı yine uzun olmuş, ama merak etme, ben özüne dokunmadan biraz kısalttım.” tatlı hitabına mazhar olabilirim. Demem şu ki, bu yazılarda vitrinlere çıkan belki biz yazar çizer takımıyız ama inanın perde arkasında o kadar çok kahraman var ki… Tecrübeli gazeteci Cahit Bey de onlardandır. Sağ olsun, var olsun, emekleri aydınlığa çıksın. Şimdi gelelim içime çok sinmese de sadece isim olarak bahsedeceğim ama önümde duran dergilerimize… Dostlar, özrümüzü kabul etsinler, azımızı çoğa saysınlar lütfen. İşte bu güzide dergilerimiz: Nihayet, Yedi İklim, Şehir ve Kültür, Berdücesi, Zafer, Hece Öykü, Dilburan, Genç. Dergilerimiz ebed müddet yaşasın dilerim. Ömürleri eskilerin tabiriyle müzdat olsun, uğurlu kademli, bereketli olsun. Her sayı ile artan okuyucularına kavuşsunlar. Dergi çıkaran bütün dostlarıma selam ediyorum. Cenabı Allah muinleri, büyüklerimiz her daim yardımcıları olsun.