Farmason Sabataî Erol Simavi’nin müptezel gazetesi: “Bizim Brijit Bardo’muz: Leylâ Tunca”
Leylâ Tunca’yı pazarlıyanlar arasında, (Hürriyet, Günaydın, Pazar, Hafta Sonu, Tan gibi hayâsızlıkta birbiriyle yarışan paçavraların sâhibi, Cehennemlik) Simavi kardeşler (Erol ve Haldun Simavi), başta geliyor… Milliyet nâşirleri Ercüment Karcan ve Abdi İpekçi de onlardan geri kalmıyor…
Sabataî Mason Erol Simavi’nin Hürriyet gazetesinin (yânî uzun seneler zarfında Türkiye’nin en yüksek tirajlı, l̃âkin aynı zamânda en pespâye gazetesinin) 1 Aralık 1965 târihli nüshasının birinci sayfasında, o zamân 19 yaşında olan Leyla Tunca, iki resimli genişçe bir haberin mevzûudur:
“Bu da bizim B.B.miz [Brijit Bardo’muz]… 40 bin liraya kontrat imzalıyan Leyla Tunca ‘iyi seks filmi çeviririm’ diyor”…
Kemikleşmiş Münâfık tıynetlerinin îcâbı…
Ayni müptezel gazetenin 31 Ocak 1966 târihli nüshası ise, tam mânâsıyle habîs rûhlarının bir aynası gibidir: Birinci sayfanın geniş bir kısmında, bu sefer Leyla Tunca’nın ayakta, çırılçıplak (göğüs ile apış arası bandlı), hayâya, edebe meydan okuyan, küstâh, alabildiğine müstehcen bir pozunun fotoğrafı var! Haber, Asım Can’ın kaleminden… Başlık:
“Faruk Tunca üzgün bir şekilde açıkladı: Artık benim böyle bir kızım yok… Babası Leyla Tunca’yı reddetti… Dertli baba ‘Bu kız ruhen hastadır’ diyor…”
Hemen devâmında:
“Eski İzmir Belediye Başkanı Faruk Tunca, her fırsatta çırılçıplak soyunmaktan çekinmiyen kızı Leylâ Tunca’yı evlâtlıktan reddetmiştir.”
Kemikleşmiş Münâfık tıynetleri îcâbı, bu başlıklar altında ve bu başlangıcla, g̃ûyâ bir dram havasında, iffetsizlik telk̆îni!
Aynı minvâl̃ üzere, büyük boy, çırılçıplak, en mahrem yerleri bandlı resmin alt yazısı:
“İşte eski İzmir Belediye Başkanı Faruk Tunca’nın aile şerefini lekeleyen hareketlerde bulunduğu için evlâtlıktan reddettiği Leylâ Tunca… İki gün önce Londra’dan şehrimize gelen Leylâ Tunca ‘Ben soyunmaktan çekinmem’ demekte ve yukarıda görüldüğü gibi de anadan doğma poz vermekte mahzur görmemektedir.”
Yine Erol Simavi’nin Pazar mecmûasının 12 Şubat 1966 târihli nüshasının kapağında, müstehcen fotoğrafıyle: “Korkusuz kadın: Leylâ Tunca”… İç sayfalarda da, onun hakkında, müstehcen resimler refâkatinde iki sayfalık röportaj…
Ve Haldun Simavi’nin Günaydın gazetesinin 10 Ocak 1970 târihli Saklambaç ilâvesinin haberi: “Striptizci Leylâ Tunca kendisini reddeden babası ile barıştı”…
Mezhebleri ne kadar geniş!
Ercüment Karacan / Abdi İpekçi’nin Milliyet gazetesi, Leylâ Tunca haberleriyle Milletimize ne telk̆în ediyordu?
Simavi’ler, Necmeddin Sadak’lar, Karacan’lar, Bilgin’ler, İpekçi’ler, Avni İnsel’ler, Ercan Arıklı’lar, v.s., v.s… Hepsinin tek tek sayılması, uzun satırlar tutar! Nesiller boyu, Millete iffetsizlik aşılamıya, fuhşu, cinsî sapıklığı, hayâsızlığı meşrûlaştırıp yaygınlaştırmıya çalıştılar ve bütün bunlara çok geniş mik̆yâsda muvaffak olarak içimizden, bize zıd, mütefessih bir cem’iyet çıkarmıya muvaffak oldular!
1950’li senelerden îtibâren giderek artan dozda bu zihniyet ve siyâsetin bir temsîlcisi olan Milliyet gazetesinin, senelerin seyri içinde, sâdece Leylâ Tunca haberleri tâk̆îb edildiği zamân dahi, bu vâkıa apâşik̃âr meydana çıkıyor…
4 Ekim 1964 târihli Milliyet’in 3. sayfasında, Londra’dan Demir Baran Sarol’un iki resimli haberi… Bu haberin intişâr ettiği târihte, Leylâ Tunca, henüz 18 yaşındadır… Büyük resmin altındaki yazı:
“Londra’da ‘Ömer Hayyam’ Klübünde strip-tease yapan İzmir’in eski Belediye Başkanı Faruk Tunca’nın kızı Leylâ Tunca… Strip-tease yaptığı için babası ile mektuplaşamıyordu. Şimdi bir Arap Prensi ile evlenecek.”
Milliyet’in haberi, striptizi “san’at” olarak takdîm ediyor!
Haber, onun yaptığı işi meşrû gösteren özendirici ifâdelerle devâm ediyor:
“…Kendisiyle görüştüğümüz Leylâ Tunca, strip-tease’in ‘Bizde anlaşıldığı gibi basit bir soyunma değil, fakat bir sanat olduğunu’ söylemiş ve kendisinin bu san’atı icra etmekle ‘Hem memleketimizi dışarıda tanıttığını, hem de döviz kazandırdığını’ ileri sürmüştür. Leylâ’nın ‘Ömer Hayyam’dan aldığı para, haftada 5.000 TL’sını bulmakta idi. İlh…” (“Leylâ Tunca, [babasının hatırına] strip-tease yapmaktan vazgeçti”, Milliyet, 4.10.1964, s. 3)
Alçakça stritptiz yaptırılan bir kız çocuğunu, bir o kadar alçakça gazete sayfalarında teşhîr etmek!
Gazetenin işbu 6 Mayıs 1965 târihli nüshasında, düşük kadın Leylâ Tunca’yle al̃âkalı haber üzerinde dururken, aynı nüshanın beşinci sayfasında, (Mütehakkim Zümrenin gazetecilerinden) Necmi Onur’un, sayfanın başından îtibâren beş sütûna yayılmış bir röportaj dizisi dikkatimizi çekdi: “Kantolu – Varyeteli – Hisseli Büyük Çadır Tiyatrosu… Saz – Caz – Varyete – Skeç”… Bu, beşinci tefrika; dizi, bundan sonra da devâm ediyor…
Bu habîs rûhlu, seciyesiz mahl̃ûklar, kendi benzerlerinin, “Çadır Tiyatrosu”nda, 14 yaşında zavallı bir kız çocuğunun striptizini nasıl şehvet ihtilâcları içinde seyrettiklerini uzun uzun tasvîr ediyorlar… Kızcağızı, çıplak hâlde elbisesini giyerken çekilmiş bir fotoğrafıyle teşhîr ederek… Takbîh yok! Bilakis özendirme var! Okurun behimî hislerini tahrîk var! Ve bu çirkef neşriyât, efk̃ârıumûmiyeyi ve resmî makâmları harekete geçirmiyor! Ey hamiyyetsiz, ey Kemalizm afyonuyle uyuşmuş cem’iyet, sana yazıklar olsun!
Ne menem mahl̃ûklarla karşı karşıyayız? İbret-i âlem için röportajın bir pasajını naklediyoruz:
“Mavi tüller içinde çıktı Oya sahneye… 14 yaşında idi. Diri diri, genç genç. ‘El değmemiş’ dedikleri cinsten. Boylu boslu, iç gıcıklayıcı… Hele hele bir ‘Çadır Tiyatrosu’ için, as sanatçı!.. […]
“Oya da biliyordu işini… Ne ayak oyunları gerekti bu sahnede müziğe uygun, ne de başka bir ölçü vardı. Tüm hüner, yavaş yavaş soyunmakta idi!.. Oya, bir süre tül örtülerin içinde gösterdi vücudunu. Seyirciler sabırsızlanıncaya kadar sürdü bu şekilde dans… Sonra tülü attı… Daha sonra da, allı pullu sütyenleri!.. Seyirciler coşmuştu artık tam mânâsı ile… Sandalyelerden ayağa kalkanlar görülüyordu. Sesler, yağmurun çadır bezi üzerindeki müziğini bastırmıştı. Dışardaki hırçın hava, seyircilerin dillerinde idi şimdi.
‘Soyun anam soyun!..’ ‘Onu da çıkar!..’ Sen hiç hamamda soyunmadın mı yavrum?’ ‘Para verdik seni görelim diye…’ ‘Önümde oyna 100 lira vereyim sana!..’ ‘Çalkala yavrum çalkala!..’ ‘Biraz bu tarafa kızım…’ ‘Ayaklarının altına yatayım Oya…’
“Arada, koro halinde ‘Oh’ çekişler de oluyordu. […] Ön sırada bir delikanlı, kendinden geçmişti. […]
“Oya’nın görevi bitmişti… Salonda ıslıklar ötmeye başladı. Sandalyedekiler bağırıyordu topluca: ‘İsteriz, isteriz, Oya’yı isteriz!..’”
Ve kızcağızın çıplak resminin altında:
“Ana – kız dayanışması… Kızı soyundurup giyindiren ana… Üstelik hallerinden de pek şikâyetçi görünmüyorlar…” (Necmi Onur, Milliyet, 6.5.1965, s. 5)

(Milliyet, 6.5.1965, s. 10)
1957 – 1960 senelerinin İzmir Belediye Reîsi Faruk Tunca ile -ilk eşi- (muhtemelen) Rukiye Nevin Kapani’nin kızı, müstekreh bir iffetsizlik timsâli Leylâ Tunca… Pazarlayıcıları: Simavi’ler, Karacan’lar, İpekçi’ler, v.s.
***
“Leylâ Tunca: İngiliz sosyetesini son günlerde aşk maceraları ile birbirine katan genc kız… İstanbul sosyetesinin çok yakından tanıdığı bir âilenin güzel kızı…”
Aynı muhâbir (Demir Baran Sarol), 6 Mayıs 1965 târihli Milliyet’te (s. 10), şimdi 19 yaşına ulaşmış müptezel kadının “mâcerâlarını” yine ballandıra ballandıra anlatıyor… Gazete, iç sayfada olmakla berâber, habere geniş yer ayırmış: İki büyük resim refâkatinde beş sütûn… Alt alta sıralanan gösterişli başlıklar… Bu düşük kadına “Türk güzeli” sıfatının yakıştırılmış olması, bu mahlûkların “Türklük”den ne anladıklarına ve bir buçuk asırdır bu mukaddes kelimeyi nasıl istismâr ettiklerine ibretâmîz bir misâldir:
“Aşk güzel şeydir… Londra’da dansözlük yaparak hayatını kazanan Türk güzeli… Leylâ Tunca Hong-Konglu bir milyonerle evleniyor… Genç kız daha önce bir Arap Prensiyle sözlüydü, fakat Prensin haremi olduğunu öğrenince kendisiyle evlenmekten caydı…”
Bu başlıklar altında haber devâm ediyor:
“İstanbul sosyetesinin çok yakından tanıdığı bir ailenin güzel kızı bugünlerde Londra’dan Hong-Kong’a uçarak dünya evine girecek. İngiliz sosyetesini son günlerde aşk maceraları ile birbirine katan genç kızın ismi Leylâ Tunca. Damadın ise H. M. Lee. Mr Lee ismi küçük fakat serveti büyük bir adam. […] Çok gönül maceraları olmuş İngiliz kızlarıyle. Güzel tenli İngilizler, yakışıklı Lee’ye kapılanmak için çok uğraşmışlar ama nafile. İlh…” (Milliyet, 6.5.1965, s. 10)