0
Tarih: 13 Ağustos 2016
Ajanslara şöyle bir haber düştü:
"Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesine 5 kilometre uzaklıktaki İkinci Köprü mevkiinde yol kesen PKK'lılar, AK Parti Beytüşşebap İlçe Gençlik Kolları Başkanı Naci Adıyaman'ı öldürdü, kardeşi Fikret Adıyaman aranıyor."
Aslında olay bir gün önce, yani 12 Ağustos günü akşam saatlerinde olmuştu. PKK, o gün Beytüşşebap'ta yol kesmiş, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Naci Adıyaman ve kardeşi Fikret Adıyaman'ın içinde olduğu aracı durdurmuştu. Adıyaman kardeşler, aşağı indirildikten sonra araç ateşe verilmişti. Ardından iki kardeş dağa kaçırılır. Bu olaydan 1 gün sonra güvenlik güçlerinin yaptığı kurtarma operasyonunda saat 14:00 sularında Naci Adıyaman'ın cesedi bulunur. Fikret Adıyaman ise bir gün sonra, 14 Ağustos'ta serbest bırakılır.
Tam 1 ay sonra...
14 Eylül 2016 (Kurban Bayramı)
Ajanlardan bir son dakika haberi geçer:
"Hakkari'de 1 Kasım Milletvekili Genel Seçimi'nde AK Parti 1. sıra adayı olan Ahmet Budak, Şemdinli ilçesinde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi"
Ahmet Budak, 1978 doğumluydu. Henüz 38 yaşındaydı. Hakkari'nin en genç siyasetçisiydi. Siyaset yapmanın yanı sıra halk yararında kurulmuş Sivil Toplum Kuruluşlarının çalışmalarında da en ön safta yer alan parlak bir isimdi. Kurban Bayramı'nda çocuklarının gözü önünde katledildi. Bir kaç gün sonra cinayeti PKK üstlendi.
Biraz geriye gidelim. Kurban Bayramı'ndan 2 gün önceye... O gün çok fazla konuşulmayan, üzerinde yeterince durulmayan büyük bir olay yaşandı.
Tarihler 10 Eylül 2016'yı gösterdiğinde medyaya yansıyan haber dehşet vericiydi:
"AK Partili Mehdi Eker'in aile mezarlığında 640 kilo patlayıcı bulundu"
Uzun yıllar Bakanlık yapan, şuanda da AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini ifa eden, bölgenin deneyimli siyasetçilerinden Mehdi Eker'in Diyarbakır Bismil'de bulunan aile kabristanında 5 ayrı noktada mutfak tüplerine tuzaklanmış 640 kilo patlayıcı bulundu.
O esnada ABD'de bulunan Eker'in ABD dönüşü yaptığı açıklama, olayın vehametini gözler önüne seriyordu.
Şöyle diyordu Eker:
"Sayın Valimiz aradı. Benimle görüştü. Benim Diyarbakır'da annemin, ağabeyimin, amcamın ve babamın mezarlarının bulunduğu kabristana her bayram kesintisiz olarak ziyarete giderim arefe günü. Yarın da gidiyorum. Planlamıştım"
Belli ki PKK, her sene arife günü mezarlığa giden Mehdi Eker'i ve ailesini hedef seçmişti. Bombalar farkedilmemiş olsaydı, arefe günü 640 kiloluk EYP'ler patlatılacak ve haber ajansları, Beytülşebap ve Hakkari cinayetlerinden daha ağır bilançolu bir katliamı Eker ve ailesi için son dakika haber olarak duyuracaktı.
PKK'nın bölgedeki AK Partili siyasetçileri hedef alması bunlarla sınırlı değil.
9 Ekim 2016, akşam saatleri...
6-7 kişilik HPG'li bir grup, uzun namlulu silahlarla Van Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu'nun evini basar. Kapı kilidini kırarak içeri girer ve tıpkı Hakkari'de Ahmet Budak'a yaptıkları gibi Muştu'yu da çocuklarının gözü önünde katleder.
Olaydan bir kaç gün sonra Aydın Muştu'nun 17 yaşındaki kızı Pınar Muştu, kendisine uzatılan mikrofonlara "aslında herkesin yüksek sesle haykırması gereken" şu sözleri sarfeder:
"Elinden tuttum, 'babamın kalbi ağrıyor' dedim. Gözümün önünde babamı vurdular. Ne biçim Kürtsünüz, ne biçim demokrasi savunmak"
Cinayeti, diğer cinayetlerde olduğu gibi yine HPG üstlendi.
1 gün sonra, 10 Ekim 2016
Saat 23:00 suları...
Ajanslar yine bir siyasi cinayetin haberini geçti:
"Diyarbakır'ın Dicle İlçesi'nde AK Parti İlçe Başkanı Deryan Aktert, işyerinde PKK'lı terörist grubun silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi"
Aslında Aktert'e yapılan ilk saldırı değildi bu. Daha önce de Aktert'in işyeri taranmış ve Aktert defalarca tehdit edilmişti. Ancak herşeye rağmen geri adım atmamış, inandığı davaya hizmet etmeye devam etmişti. Fakat sonunda bu kahraman siyasetçi de aramızdan ayrıldı.
Buraya kadar anlatılan hikayeler, birçoğunuzun duyduğu hikayeler. Ancak bir de bilinmeyen, basına yansımayan hikayeler var!
Bir hafta boyunca bölgenin nabzını tutmaya, olan biteni oradaki halktan öğrenmeye çalıştım. Diyarbakır'dan Hakkari'ye, Van'dan Bingöl'e, Urfa'ya, Muş'a kadar neredeyse bütün illerdeki kanaat önderleriyle, bulundukları şehrin nabzını iyi tutan şahsiyetlerle, Sivil Toplum Kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmeler yaptım.
Önlem alınması "zaruri" olan bir takım bilgilere ulaştım.
Sözgelimi, Dicle İlçe Başkanı Aktert'in, 15-20 gün önce tehdit ve saldırılara karşı kendisini savunmak için arabasına koyduğu ruhsatsız silahı, yol kontrolü yapan polisler tarafından alıkonulmuş.
Bir başka acı gerçek ise; Aktert'in Valiliğe silah taşıma ruhsatı için başvuru yaptığı, ancak bütün çabalarına rağmen bu ruhsatı alamadığı. Sebebi ise, Aktert'in seçimlerde HDP'li sandık görevlileri ile yaptığı kavga neticesinde sabıka kaydının olması.
Kuşkusuz gaybı Allah bilir. Ancak, sormadan geçemiyor insan. Aktert'e kendisini koruması için silah ruhsatı verilseydi ya da arabasındaki ruhsatsız silaha el konulmasaydı, kendisini koruyarak hayatta kalır mıydı?
Başka hikayeler de var.
Mesela, AK Parti Hani İlçe Başkanı'nın hikayesi. Çok değil, yaklaşık on gün önce işyeri ateşe veriliyor.
Hangi ille konuşuyorsam tehdit ve baskı olduğundan bahsediliyor. PKK'nın tacizlerinden söz ediliyor.
Bismil İlçe Başkan Yardımcısı'nın aracına üç defa bomba koyuluyor. Şans eseri üçünden de kıl payı kurtuluyor.
İşyerinin yakılmasından dolayı Hani İlçe Başkanı'na "geçmiş olsuna" kimsenin gelmediği, yalnız bırakıldığı söyleniyor, kulaktan kulağa fısıldanıyor.
1 Kasım'da AK Parti'den Diyarbakır Milletvekili Adayı gösterilenlerden bir tanesi, "can güvenliğinin" olmadığını söylüyor. Emniyet'in kolaylaştırmaktan çok zorlaştırdığını belirtiyor.
Her şeyden öte, tercihini AK Parti'den yana kullanmış/kullanacak olan seçmenlerde de bir korku hakim.
Kuşkusuz PKK, "çukur siyaseti" nedeniyle kaybetmeyi, buna bağlı olarak siyasi kolu HDP'nin de buharlaşmasını silahla tehdit ederek, sindirerek, korkutarak durdurmak istiyor. Çözülmeyi engellemek istiyor.
Bu yönde yapılan tahlillerin tamamı doğru. Zaten gazete köşelerinde bu analizlerden geçilmiyor.
Ancak, bu tahlil ve analizlerin tamamı eksik. İhtiyacı karşılamıyor. İstikamet çizmiyor.
Asıl mesele AK Parti'nin bu "siyasi soykırıma" karşı ne yapacağıdır, nasıl bir adım atacağıdır. Siyasetçilerini nasıl koruyacağıdır. Nedense bunu hiç kimse konuşmuyor, yazmıyor.
Herkesin gündeminde varsa yoksa "bu cinayetlerle PKK'nın ne yapmaya çalıştığı" var!
Artık, PKK'nın yaptıklarını, amaçlarını analiz etmekten sıkılmadınız mı?
Evet, PKK'nın bir hedefi, bir amacı var. 84'ten bu yana sürekli pozisyon değiştiren, Ortadoğu üzerinden Türkiye'ye bakan, pragmatist, oportünist ve son derece Makyavelist bir örgüt var karşımızda. Bu belli.
Tamam da, sizin hedefiniz ne? Buna karşı sizin pozisyonunuz ne olmalı?
Bölgede ne yapılmalı? Reçeteniz ne?
Sizin "kendi gündeminiz" ne? Ne gibi adımlar atmayı planlıyorsunuz?
Bu cinayet teşebbüsleri belli ki devam edecek. Kandil de bunu aylar öncesinden deklare etmişti zaten.
Peki, siz bu gerçeğe karşı, "PKK, bölgede hızla eriyor, HDP bitmek üzere, bu yüzden halkı sindirmek istiyorlar" analizleri kasmaya ve bununla yetinmeye devam mı edeceksiniz?
32 yıl sonra ilk defa PKK'ya karşı güçlü bir "kitlesel tepki" meydana geldi. Neden bölgede değişen bu "siyasi iklimi" tam olarak göremiyorsunuz? Buna uygun hareket edemiyorsunuz?
Halk, PKK'nın "yıkıcı ve yok edici" eylemlerine karşı son derece ciddi ve etkili bir tavır geliştirdi. Hatta bununla yetinmedi, 15 Temmuz'la beraber tercihini "birlikte yaşamdan" yana kullandı ve meydanlara akın etti. Günlerce Türkiye Bayrağı salladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve Türkiye'ye karşı yapılan saldırı ve işgal girişimini kendi üzerine aldı. Bunu püskürtmek için günlerce demokrasi nöbetleri tuttu. Bu tavrın aynısını PKK'ya karşı da gösterdi.
Peki, siz bu kırılma sürecinin dip dalgasını, frekansını, derecesini tam okuyabildiniz mi? Dahası bu kırılma sürecini yönetilebildiniz mi?
Hayır!
Bu değişimi tam olarak anlayabildiniz mi?
Hayır!
Çözüm Süreci'nde üç yıl boyunca sürecin yanlış yönetildiğini, muhatapların yanlış seçildiğini, paydaşların genişletilmesi gerektiğini, aksi halde PKK'nın bölgede güçleneceğini ve baronlaşacağını söyledik. Konu ile ilgili onlarca makale yazdık. Hepsi arşivlerde duruyor. Kimse bu uyarıları dikkate almadı. Üç yıl sonra herkes dediğimiz noktaya gelerek "yanlış yapıldığını" söyledi.
Bugün benzer bir "hata" ile karşı karşıyayız.
Yine uyarıyoruz. Uyarmak görevimiz. İş işten geçmeden bu hata ile bir an önce yüzleşmeli herkes.
Bölgedeki kırılma ve çözülme sürecini, silah, tehdit ve şantajla durdurmak isteyen bir PKK var. Öte yandan bölgede büyük bir sessizlik ve korku da var.
Bölgede AK Partili olmanın getirdiği maliyetin bireysel olarak omuzlanması gerçeği de.
Ahmet Budak, bu maliyeti tek başına omuzlayanlardan bir tanesiydi. Cenazesinde hiç kimse yoktu maalesef. Neyse ki bu hatadan dönüldü, Dicle İlçe Başkanı yalnız bırakılmadı.
Fakat bu yeterli değil.
Önlem alınmalı. Ciddi tedbirler ortaya konmalı.
Tercihini AK Parti'den yana kullanmış/kullanacak olanlar, her anlamda güvence altına alınmalı. Yalnız olmadıkları hissettirilmeli. AK Partili siyasetçiler için güvenlik tedbirleri üst seviyeye çıkartılmalı. Gerekirse 23 ilin Vali ve Emniyet Müdürleri Ankara'ya çağrılmalı, ne gibi tedbirlerin alınması gerektiği hususunda bir "güvenlik zirvesi" yapılmalı. PKK'lıların bölgede elini kolunu sallayarak dolaşmasının mutlaka önüne geçilmeli. Vatandaşlar, devletin yanlarında olduğunu iliklerine kadar hissetmeli.
Bölgeye sürgün edilen FETÖ üyesi kolluk kuvvetleri, amirler, bürokratlar derhal geri çekilmeli, bölgeden uzaklaştırılmalı. Zira FETÖcülerin son zamanlarda bölgede gelişen olaylarda PKK'ya lojistik ve istihbarat desteği sağladığı hususunda ciddi endişeler var.
Halk siyasi tercihinden dolayı bedel ödemeyeceğini görmeli, hissetmeli, demokratik ve özgür bir siyasi ortam, ne pahasına olursa olsun sağlanmalı, tesis edilmeli.
Tüm bunların yanı sıra AK Parti de boş durmamalı, arı gibi çalışmalı, bölgeye siyasi çıkartma yapmalı, mekik dokumalı. Siyasi bir vizyon sunmalı.
AK Parti, bölgedeki teşkilatlarının yanında olduğunu en üst perdeden göstermeli. Bakanlar, Genel Başkan Yardımcıları, Grup Başkan Vekilleri, bölgeye periyodik ziyaretler gerçekleştirmeli. Konferanslar, paneller, toplantılar düzenlemeli. İstişare ve diyalog zeminini genişletmeli. Şiddetle arasına mesafe koymuş her görüşten, her platformdan kişilerle, dernek ve vakıflarla, meslek kuruluşlarıyla, kanaat önderleriyle, melelerle, medrese çevreleriyle kontak kurmak için "kanallar" açmalı. PKK/HDP çizgisi dışında kalan bütün toplum kesimleriyle, fraksiyonlarla dirsek teması kurmalı. Fikir alışverişi yapmak için mekanizmalar tesis etmeli.
Tüm bunlar yapılırsa, bölgedeki siyasi iklim konjonktürel olarak değil, bir daha geri dönülmez bir şekilde, kalıcı olarak değişir.
Ancak, bu adımlar atılmazsa, sığ analizlerle sadece "PKK'nın ne yapmaya çalıştığı" anlatılır ve bununla yetinilirse, AK Parti kaybeder. Bölge halkı kaybeder. Kürtler kaybeder.
Tüm Türkiye kaybeder.
"Yeni Türkiye" kaybeder.
Katledilen AK Partililerin isimlerini sosyal medyada bir günlüğüne TT yaparak, Twiter'da kınama ve taziye mesajı yayınlayarak, cenaze namazlarına geniş katılım sağlayarak bu sorun çözülmez.
Herkesin birer "Tayyip Erdoğan gibi" risk alması, cesur olması, sahaya inmesi ve bölge halkına "herşeyimizle yanınızdayız" demesi gerekiyor.
Uyarılarımız kayıtlara geçsin.
Fakat bu defa, "söylemiştik, uyarmıştık" demeyelim.
Yeter ki demeyelim...