0
Alemler üzerine kurulu bir hayat yaşıyoruz. Bildiğimiz ve bilmediğimiz o kadar çok alem var ki bizler bilebildiğimiz alemlerle baş etmeye çalışırken yaşadığımız çağ bize yeni dünyaların kapısını açıyor. Girmesek, dışarıda kalsak, biz böyle iyiyiz desek de bir bakıyoruz görünmez bir el almış bizi karmaşanın ortasına bırakmış.
Son yıllarımızın en alengirli alemi, sanal alem. 2000li yılların başında duyulmaya başlayıp son beş yılımızı egemenliği altına alan sanal dünya, kendine has üslubu ile artık her işin başı durumuna geldi bile.
Sosyal paylaşım siteleri, sosyal medya gibi kendi içinde farklı alanları olsa da en rağbet gören şüphesiz sosyal paylaşım siteleri. Yeni oluşumlar kendi içinde yeni mekanizmaları da beraberinde getiriyor. Ben son yıllarda sanal alemdeki eli sopalı müdavimlere sanal alem dedektifi diyorum.
Öncelikle kavramı göz ardı etmeyelim. "Sosyal" kavramı ön planda. Sanal da olsa işin içinde bir gerçeklik ve sosyallik var. Özellikle facebook, twitter gibi siteler en çok rağbet görenler arasında. Sosyallik bu sitelerde haklı olarak dilediğince kullanılmak isteniyor.
Şimdi öyle türler var ki buralarda, bekliyorlar, gözlüyorlar, tespit edip anında müdahale ediyorlar. Onların işi bu. Paylaşım falan değil dertleri. Sanal alemi de mahallelerinden, sokaklarından bir alan olarak gördüklerinden böyle bir kontrol mekanizmasının neferi gibi hareket ediyorlar.
Hani sokaklarda oyun oynayan çocuklara cumbalı penceresinden kafasını uzatarak; "Gidin başka yerde oynayın. Başım patladı gürültüden." diyen mahallenin can bezdiren yaşlıları olurdu. Çocuklar oynayacak yer bulamazdı. Şimdi de sanal dünyada peydahlandı böyleleri. "Onu paylaşma, bunu yazma, şunu söyleme" gibi uyarılarla herkesin başında bitmeye hazır bekleyenler var.
Sosyal paylaşım, bu alemin adı. Yani sosyal olan her şey kendini yer bulacak burada. Bunda bir beis aramak da neyin nesi. İnsan, kendisi için sosyal olan her şeyi paylaşmakta özgür. Yediği yemeği, gezdiği her yeri, okuduğu kitabı, sevdiği filmi, yeni aldığı elbiseyi, en sevdiği arkadaşını ve canının istediği her şeyi paylaşabilir insan. Çünkü sosyal bir şey yapıyor neticede.
"Yediğin yemeği paylaşma, babalar gününü paylaşma, anneler gününü es geç, bayram mesajı verme, siyasi paylaşım yapma" ve daha neler neler.
Şunu gönül rahatlığıyla söylemek gerek; "Burası benim sanal dünyam ve içimden gelen her şeyi paylaşabilirim. Rahatsız olduysan bir tıklamaya bakar her şey. Arkadaşlıktan çıkar, takibi bırak. Bu kadar kolay."
Her şeye karışmayı maharet sanan insanların yeri değil sanal alem. Kalp kıracak, insanları paylayacak kişiler bu alemde huzurlu da olamazlar. Herkesi dedektif gibi takip etmekten dolayı nefes nefese bir halde siteler arası maratonda yok yere kendilerini heder ederler.
Ben bu anlamda kendimi hiç yormam. Baktım ki hoşuma gitmeyen, beni rahatsız eden şeyler paylaşılıyor, o da onun görüşüdür derim, kimseyi hizaya çekmeye çalışmam. Takibi bırakırım, yoluma devam ederim.
Herkes her şeyi paylaşacak diye bir zorunluluk da yok. Özgür bir alan bu dünya. Keyfî bir mecra. Yemek paylaşmayı sevmiyorsan paylaşmazsın, fotoğraf paylaşmak hoşuna gitmiyorsa bu senin fikrin. Attığın adımdan herkesi haberdar etmek istiyorsan, paylaşmak en doğal hakkın. Bunlara set çekmek isteyenler kimseye karışmasın, gitsin başka yerde oynasın.
Sosyal paylaşım siteleri insanları hizaya çekecek, onları bir standarta oturtacak alanlar değil. Paylaşımsa adı, paylaşmak güzeldir deyip içinden geldiğince davranmak gerek. Güzellikleri paylaşmak, çoğaltmak daha bir anlamlı yapıyor paylaşımı.
Sanal alemi kendi mahallesine çevirmeye çalışanlara çok da kulak asmamak lazım. Böylelerini takibi bırakın, arkadaşlıktan çıkarın, objektife gülümseyin.