Bir savaşın ne zaman bittiğini anlamak, silahların susmasından daha zordur.
Çünkü savaş meydanda sona erse bile asıl mücadele başka bir yerde devam eder: Düzeni kim kuracak? Kuralları kim belirleyecek? Ve yeni düzen kimin sözüyle işleyecek?
Hürmüz Boğazı bugün bu soruların en görünür adreslerinden biri.
Dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de İran ile Umman arasında geçici bir koridor oluşturulmasına ilişkin adımlar atıldı. Ancak bu gelişme, boğazdaki ticaretin savaş öncesindeki düzenine döndüğü anlamına gelmiyor. Hatta asıl mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü bir deniz yolunun açık olması başka, hangi şartlarla açık olduğu başka bir meseledir.
Bir geminin geçebilmesi teknik bir ayrıntı gibi görülebilir. Oysa geçişin kimin bilgisiyle, hangi güvenlik düzeniyle, hangi şartlarla ve hangi siyasi iradenin güvencesi altında gerçekleştiği, bölgedeki güç dağılımı hakkında çok daha fazla şey söyler.
Hürmüz’de bugün yaşanan tartışmanın özü budur.
İran, savaşın kendisine yüklediği ağır maliyetlere rağmen coğrafi konumundan doğan gücünü korumaya çalışıyor. ABD ise bölgedeki askeri ve siyasi ağırlığını deniz ulaşımının güvenliği üzerinden tahkim etmek istiyor. Umman ise iki taraf arasındaki gerilimin ortasında diplomatik bir alan açmaya çalışıyor.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Güç, sadece sahip olunan silahlarla ölçülmez. Bazen bir geçiş yolunun hangi kurallarla işleyeceğini belirleyebilmek de güçtür.
Hürmüz’ün önemi buradan geliyor.
Savaş öncesinde boğazdan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bu miktar, dünya deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine karşılık geliyordu. Çatışmalar sonrasında trafik ağır biçimde aksarken, 2 Eylül’de ABD Enerji Bakanı Chris Wright pazartesi günü boğazdan 17 milyon varilden fazla petrol geçtiğini açıkladı. Aynı günlerde bölgede askeri gerilim yeniden yükseldi ve petrol piyasalarında yeni dalgalanmalar görüldü.
Rakamlar ilk bakışta birbirine zıt görünüyor.
Bir tarafta yüksek miktarda petrol geçişi var. Diğer tarafta güvenlik endişeleri, tanker saldırıları ve düşen gemi trafiği bulunuyor.
İşte verinin namusu burada önem kazanıyor.
Tek bir rakam bize bütün resmi anlatmaz. Petrol geçebilir; fakat ticaretin güvenli, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması başka bir meseledir. Bir yolun açık görünmesiyle o yolun gerçekten güvenli olduğuna inanılması arasında büyük bir fark vardır.
Devletler de zaten bu fark üzerinden hareket eder.
Çünkü uluslararası ticaret güven ister. Sigorta şirketleri risk ister. Taşımacılık şirketleri öngörülebilirlik ister. Devletler ise egemenliklerinin tanınmasını ister.
Hürmüz’deki pazarlığın ağırlığı bu nedenle petrolün fiyatından daha büyüktür.
İran ile Umman arasındaki geçici koridor görüşmelerinde de mesele sadece gemilerin geçmesi değil. Gelecekte kalıcı bir seyir koridorunun nasıl işleyeceği, bilgi paylaşımı, trafik yönetimi ve güvenlik hizmetlerinin nasıl yürütüleceği gibi başlıklar da tartışılıyor.
Yani çatışma sürerken masaya gelen konu, aslında yeni bir düzenin tarifidir.
Bu durum Türkiye açısından da dikkatle izlenmeli.
Türkiye, enerji kaynaklarının önemli bölümünü dışarıdan temin eden, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarının kesişiminde bulunan bir ülke. Hürmüz’de yaşanan her belirsizlik enerji fiyatlarından taşıma maliyetlerine, sigortadan tedarik zincirlerine kadar geniş bir alana dokunuyor.
Fakat Türkiye’nin bakması gereken yer sadece petrol fiyatları olmamalı.
Asıl soru daha geniş:
Bölgede yeni düzen kurulurken Türkiye bu düzenin neresinde duracak?
Bu sorunun cevabı diplomatik vakar gerektiriyor.
Çünkü bölgedeki her gelişmeye taraf olmak başka, kendi çıkarlarını koruyacak bir denge kurmak başka.
Devlet aklı tam da böyle zamanlarda kendisini gösterir. Gürültünün arttığı yerde sesini yükseltmekten çok, hangi gelişmenin kalıcı olacağını doğru okumak önem kazanır.
Hürmüz’de bugün yaşananlar bize şunu söylüyor:
Savaşlar sınırları değiştirebilir. Fakat savaşlardan sonra kurulan düzen, ülkelerin geleceğini daha uzun süre etkileyebilir.
Bu yüzden Hürmüz’de kimin kaç gemi geçirdiğinden daha önemli bir soru var:
Yarın o gemiler hangi kurala göre geçecek?
Çünkü bir ülkenin savaşta ne kadar güç kullandığı kadar, savaş sonrasında ortaya çıkan düzenin hangi kurallarla işleyeceği de önemlidir.
Hürmüz’ün gerçek mücadelesi belki de şimdi başlıyor.
Boğazdan petrol geçecek.
Gemiler geçecek.
Ticaret yeniden başlayacak.
Fakat asıl mesele, bu geçişin arkasında kimin sözünün, kimin güvencesinin ve kimin kurduğu düzenin bulunacağıdır.
Çünkü bir boğazdan geçen sadece tanker değildir. O tankerin rotasında bir iradenin kararı, bir gücün gölgesi ve bir düzenin işleyişi saklıdır.
Ve tarihin bize öğrettiği bir şey varsa, o da şudur:
Bir yolun sahibi olmak başka şeydir, o yolun geleceğini belirlemek bambaşka.
Sahip olmak anlık bir konumdur. Belirlemek ise kalıcı bir iktidardır.
Hürmüz'de asıl yarış da tam olarak budur: Konumun değil, iktidarın yarışı.