Gün aynı gün,
zaman aynı hızla akmakta.
Hayat içeride, görünmeyen bir yön değişir.
Akış dışarıdan içeriye döner.
Savm, işte o yön değişimidir.
Bir ay boyunca insan yalnızca yemekten ve içmekten uzak durmaz,
alışkanlıklarından, taşkınlıklarından, gürültüsünden de uzaklaşır.
Açlık görünen kısmıdır.
Asıl olan, görünmeyen terbiyedir.
Hayat yıl boyunca dışa doğru genişler.
İnsan konuşur, tartışır, savunur.
Söz çoğalır.
Tepkiler hızlanır.
Yorumlar artar.
Fakat iç alem çoğu zaman beklemede kalır.
Yüzeyde yaşamak kolaydır.
Derine inmek ise sükunet ister.
Savm, insanı o sükunete çağırır.
Oruç başladığında ağzımız ve midemiz mühürlenmiyor aslında.
Sadece lokma kesilmiyor.
Sadece su ertelenmiyor.
Bir ritim yavaşlıyor.
Bir hız düşüyor.
Bedeni meşgul eden alışkanlıklar geri çekildikçe
içeride bir alan açılıyor.
Açlık bir boşluk değildir.
Bir incelmedir.
İnsan ne kadar dolu yaşadığını
ancak durduğunda fark eder.
Ne kadar çok şeye temas ettiğini,
ne kadar çok sesi taşıdığını,
ne kadar çok şeyi gerekli sandığını.
Savm, bu kalabalığı seyrekleştirir.
Mide sustuğunda zihin hafifler.
Zihin hafiflediğinde kalp konuşmaya başlar.
Kalbin sesi yüksek değildir.
Derindir.
Savm yalnızca aç kalmak demek değildir.
Savm, Meryem’ce bir yöneliştir.
Meryem "Ben Rahmana savm adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" dediğinde,
bu sadece bir susma eylemi değildi.
Bu, sözü emanete bırakmaktı.
Kendini savunmaktan vazgeçmekti.
Hakikatin kendi kendini konuşmasına izin vermekti.
Meryem’ce savm,
sükût.
Konuşmamayı seçmek.
Sözü tutmak.
Dilin taşkınlığını geri çekmek.
Savm, sadece mideyi değil,
dili de terbiye etmektir.
İnsan en çok sözle dağılır.
Her düşünceyi dile dökmek,
her tepkiyi büyütmek,
her hissi dışarı taşırmak.
Söz çoğaldıkça
iç incelik azalır.
Meryem’ce savm,
kendini savunmaktan bir adım geri çekilmektir.
bazen hakikat,
insanın sustuğu yerde görünür olur.
Savm, az konuşmak değildir yalnızca, gereksizi bırakmaktır.
Fazlayı eksiltmektir.
Sükut bir eksiklik değildir.
Bir yoğunluktur.
İnsan sustuğunda
kendi iç sesini duyar.
Başkalarını susturmak kolaydır,
kendini susturmak derinlik ister.
Bir bardak suya uzanmamak
bedeni disipline eder.
Ama bir cümleyi tutmak
ruhu inceltir.
Savm, insana
geçici olanla kalıcı olanı ayırt etmeyi öğretir.
savm en derin katmanıdır.
Dil sustuğunda kalp berraklaşır.
Gürültü azaldığında hakikat duyulur.
Az konuşan insan
daha çok fark eder.
Daha çok hisseder.
Daha çok anlar.
Çünkü söz azaldıkça
idrak artar.
Derinlik, inişle başlar.
Savm bir yükseliş değildir sadece,
bir iniştir aynı zamanda.
Yüzeyden katmanlara doğru.
Alışkanlıktan hakikate doğru.
İnsan kendi içine indikçe
karanlıkla değil,
sessizlikle karşılaşır.
O sessizlikte
dağılmış olan düşünceler toplanır.
Dağınık olan niyetler berraklaşır.
İnsan, içindeki en sakin noktaya yaklaşır.
Sahur vakti bu inişin en ince anıdır.
Gecenin o vakti,
zamanın en yumuşak yeridir.
Dünya ağırlaşır.
Nefesini dinler.
Sessizliğin içindeki anlamı dinler.
Bilinçli bir sükuttur bu.
Bir geri çekilme.
Bir merkez bulma.
Hiçbir gösteri yoktur.
Hiçbir acele yoktur.
Sadece varoluşun farkına varma hali vardır.
İftar vakti ise başka bir eşiğe benzer.
Gün boyu süren suskunluk
bir hurmayla son bulur.
O ilk yudum su
yalnızca susuzluğu gidermez.
hatırlayıştır.
Hayatın en sade nimetleri bile
başlı başına bir bağıştır.
Şükür,
bir idrake dönüşür.
Emanet duygusu belirginleşir.
İnsan, varlığının merkezinde
bağımsız değil,
bağlı olduğunu hisseder.
Bu bağlılık
derinliğin kapısını aralar.
Savm insanı küçültmez.
Aksine içini genişletir.
Sadeleştirir, yoksullaştırmaz.
Yükleri hafifletir,
anlamı ağırlaştırır.
İnsan sözünü azalttıkça
düşüncesi derinleşir.
Savm,
insanı yüzeyden merkeze taşır.
Hızdan sükunete.
Gürültüden derinliğe.
Her yıl aynı çağrı gelir.
Yavaşla.
Azalt.
Sessizleş.
Meryem’ce sus.
Hakikate alan aç.
insan
en çok sustuğunda
hakikate yaklaşır.
Savm bir yasaklar listesi değildir.
Bir mahrumiyet hali değildir.
Bir merkez bulma halidir.
Her yıl yeniden
içeriye doğru dönmek.