Bir kız tanıdım.
Adı Leyal.
Yaşı on.
Sessizdi biraz.
Kalabalığın içinde dururdu ama
sanki hep bir adım geride.
Sanki hayat
ona dokunmadan geçsin isterdi.
Okul bahçesinde koşardı.
Ama onun koşusu oyuna benzemezdi.
Sanki bir yere yetişmek için değil,
içinde büyüyen bir ağırlıktan
birkaç adım uzaklaşmak içindi.
Gülerdi bazen.
Bir anlığına.
Sonra yüzündeki ışık çekilirdi.
Sanki gülmek
uğrayıp geçen bir misafirdi,
kalmak için değil.
Saçlarını rüzgâra bırakırdı.
Rüzgâr bile onun yanında
daha yavaş esiyordu sanki.
Ben her defasında
bir annenin parmaklarını düşünürdüm.
Saçlarına usulca dokunan,
dağınıklığını toplayan,
başının üzerinde küçük bir gökyüzü kuran parmakları.
Leyal…
saçları annesinin eliyle taranmayan bir çocuktu.
Başı,
bir babanın avucunda dinlenmemişti hiç.
Alnına değen bir sıcaklık,
omzuna inen bir güven,
"Ben buradayım" diyen bir el.
Bazı çocukların dünyasında
bunlar kendiliğinden vardır.
Bazılarında ise
adı konmamış bir eksiklik gibi
içeride büyür.
Okul bittiğinde
çocuklar kapıya koşuyordu.
Birinin annesi uzaktan sesleniyor,
birinin babası çantasını alıyor,
birinin ablası el sallıyordu.
Leyal ise biraz daha oyalanıyordu.
Kalabalık çekilip sesler azaldığında
orada kalan yalnızca o olmuyordu.
Beklenmemişliğin sessizliği de
yanında kalıyordu.
Bir çocuk için
naz da bir nimettir.
Yorgunken huysuzlanmak,
sebepsizce küsüp sonra barışmak,
ağlayınca birinin gelip
“tamam, ben buradayım” demesi…
Anneye naz yapmak,
babanın omzunda şımarmak,
ablanın peşinden yürümek…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama çocukluğun asıl evi
bazen tam da bu küçük şeylerdir.
Bazı çocuklar
oyuncak eksikliğiyle değil,
nazını çekecek birinin eksikliğiyle büyür.
Bir gün
arkadaşının kulağına eğildi Leyal.
“Sana bir sır vereyim,” dedi.
O an dünya
biraz daha sessizleşti.
Sesi küçüktü.
Ama içimde bir yere düştü.
Derin, ulaşılmaz bir yere.
O an anladım.
Bazı acılar bağırmaz.
Kapıyı çalmaz.
Sessizce girer içeri.
Sonra bir çocuğun bakışına,
susuşuna,
erken büyüyen yüzüne dönüşür.
Anne olmayınca
Öksüz derler.
Baba olmayınca
Yetim derler.
Peki ya abla olmayınca?
Leyal,
annesini de kaybetmişti,
babasını da,
ablasını da.
Bu yüzden bazı boşlukların
adı yoktu onda.
Bir çocuğun önünde yürüyen,
elinden tutan,
okul kapısında bekleyen,
“korkma, ben varım” diyen
o ilk gölgenin yokluğuna
hangi kelime yetişir?
Bazı eksikliklerin adı vardır.
Bazılarının ise yalnızca sessizliği.
Herkes onu
yalnızca bir çocuk sanırdı.
Oysa bazı çocuklar
dışarıdan çocuk görünür,
içeriden çoktan büyümüştür.
Leyal’in yüzüne baktım.
On yaşındaydı.
Ama yüzünde
çocukluğa ait bir hafiflik yoktu.
Sanki erken yorulmuştu.
Sanki hayat
ona daha başlamadan ağır gelmişti.
Gözlerinde
çocukların taşıyamayacağı kadar uzun geceler vardı.
İçe kapanıktı.
Kendi halindeydi.
Kimseye yük olmamak için
sanki kendinden eksilterek yaşıyordu.
Bir kız çocuğu
hem annesinin yokluğunu,
hem babasının sessizliğini,
hem ablasının boşluğunu
nasıl taşır?
On yaşındaki bir kalp
bu kadar eksikliği
nereye koyar?
Hangi geceye bırakır?
Hangi köşede saklar?
Kime anlatır?
Belki de bazı çocuklar
tam bu yüzden erken susar.
Annesiz kalmak ağırdır.
Babasız kalmak ağırdır.
Ama bazen en ağır olan şey
eksikliğin kendisi değil,
o eksiklikle yaşamayı öğrenmektir.
Bir çocuk
bunu öğrenmemelidir.
Çünkü çocukluk
yük taşınacak bir yaş değildir.
Çocukluk,
saçı taranan,
üstü örtülen,
gecikince merak edilen,
adı sevgiyle çağrılan
bir sığınak olmalıdır.
Dün gece onu düşündüm.
Sabaha kadar.
Uyku geldi geçti.
Ama içimde bir yer
uyumadı.
Bir çocuğun
bu kadar erken susması
insanın içine sığmıyor.
insan bazen
en çok yokluğun kendisine değil,
yokluğa alışmak zorunda bırakılan
bir çocuğa üzülüyor.
Allah’ım.
bütün çocukları koru.
Onların omzuna
zamanından önce yük koyma.
Nazları çekilsin.
Ağladıklarında
bir el gözyaşlarını silsin.
Gece korktuklarında
bir ses "buradayım" desin.
Hiçbir çocuk
kendini azaltarak büyümesin.
Hiçbir çocuk
kapının önünde beklenmemeyi öğrenmesin.
hiçbir çocuk.
gecenin ne olduğunu
bu kadar erken tanımasın.
Leyal
Belki yarın yine okul bahçesinde koşacak.
Herkes onu yalnızca oyun oynuyor sanacak.
Kimse
bir çocuğun bazen
yalnızca düşmemek için koştuğunu bilmeyecek.