0
HER yeni gün, bir diğerinin eklendiği ve bir tür yenilik olarak tanımlanan teknolojik aletlerin hayatımıza olan etkisi saymakla bitmez. Çok çeşitli olması, hayatlarımızın içine ve her yerine dahil olması bu etkinin gücünü daha fazla artırmaktadır. Ev eşyaları, iletişim araçları, çocuk oyunları da dahil olmak üzere hayatın her yerinde görebilmemiz mümkündür. Teknolojik araçlar, eşyalar bize çok fazla imkan tanımaktadır. Yapmamız gereken işleri hızlandırdığı, aradığımız bir bilgiye çarçabuk ulaşmak veya haftalarca görmediğimiz kişilere anında ulaştırmaktadır. Teknolojik aletler hayatımızı kolaylaştırıyor, hızlandırıyor, kısa zamanda daha fazla iş yapabilmek için imkanlar oluşturabiliyor. Bir süre sonra bu imkanlar hayatımızın vazgeçilmezi oluyor. Sonra ne oluyor.
Teknolojik aletler hayatı kolaylaştırıyor fakat basitleştirmiyor, sadeleştirmiyor, karmaşıklaştırıyor. Nasıl mı? İnsan neyi yaşarsa, hayatı o yaşadığı şey ölçüsünde şekillenir. Teknolojik aletlerle bu kadar iç içe olmak, insanın algılarını düşünme süreçlerini etkiler. Daha mekanik düşünme eğiliminde olan, içe dönük, sosyal iletişim becerisi kurmaktan aciz kişiler olmaya doğru itmektedir. Şu durumda aile içi ilişkilerde sekteye uğramaktadır. Babanın, annenin çocuğu ile geçireceği zamanı bile, teknolojik aletlerin belirlemesi söz konusudur.
Önce bir konuda bir ihtiyaç üretiliyor. "Bu teknolojik malzemeyi kullanmaz iseniz asla olmaz" gibi bir düşünce empoze ediliyor. Sonrasında da bu ihtiyaca yönelik olarak hali hazırda hazırlanmış teknolojik aletler piyasaya sürülüyor. Bu ürünleri hızla alıp, tüketenler kendilerini daha iyi ve bir adım önde hissediyor, alamayanlar ise yoksun hissediyorlar. Böylece teknolojik aletlerin çeşidi ve sayısı her geçen gün, insanların suni olarak oluşturulmuş ihtiyaçlarına yönelik olarak artıyor. Her geçen gün sayıları artan bu aletlerin bizi ne türden bir şiddete maruz bırakıyor olduğunu düşündük mü hiç. Hayatın daha grift ve anlaşılması zor olmasına neden oluyor mesela. Bir işi hızla bitirip, başka bir işi de hızla bitirmek zorunda hissettiriyor. Her işi yetiştirmek için makinelerin gücüne dayanan ve inanan bir insan profili ortaya çıkıyor. Sonuç olarak insanlar gereksiz yere daha fazla tüketmek ve daha fazla üretmek zorunda kalıyor.
Son olarak da teknolojik şiddetin çocuklara yönelik boyutunu ele alacağım. Bilgisayar veya teknolojik aletlerle oynanan oyunlar(game) da teknolojik şiddetin varlığına dair bize ayna tutabiliyor. Teknolojik aletlerle oynanan oyunların, çocukları hayatın ve hayatta yapılabilecek şeylerin bir sınırı olmadığını düşüncesini oluşturuyor. Bir oyun biter ve oyunun diğer bir aşaması yani modülü başlar, böylece hiç bitmeyen ve sürekli öte adıma gidilmesi gereken bir tablo oluşur. Bu durum, çocuklarda zaman yönetimini, ders çalışma motivasyonunu düşürür. Oynanan aksiyon ve şiddet içerikli oyunlar, insan beynini şiddete daha eğilimli hale getirir. Çocuğu kendi kendine oyun kurma, oyun oynama becerisinden uzaklaştırır.
Çocuklarda oyun kurma becerisinin olması, sağlıklı bir ruh sağlığının olduğunun göstergesidir. Oyun, çocuğun kendini en iyi şekilde ifade ettiği alandır. Ruhsal çatışmaları ile baş etmeyi, çocuklar oyun oynayarak ve oyun kurarak öğrenir. Teknolojik aletler ile oynanan oyunlar, çocuklarda bu gibi becerilerin gelişmesini engeller.
Milli Eğitim Bakanlığı ilk okul müfredatına, bu konuda matematik dersi, resim dersi gibi, teknolojik aletlerin nasıl ve ne amaçla kullanılması gerektiğine dair bilgi veren uygulamalı dersler konulmalıdır.