0
Bir zamanlar, daha kırsal bir toplum olduğumuz zamanlarda politikacılara "yalnızca seçim olduğu vakit köyümüzün yolunu biliyorsunuz" türünden sitayişlerimiz olurdu. Bu sitayişlerde haksız da sayılmazdık. Seçim vakitleri kasaların ağzı açılır, bol keseden vaatler dağıtılır, en ücra köylere, mezralara ulaşılırdı. Siyasetçilerin kahve sohbetleri seçimlerin olmazsa olmazıydı.
Belki de bu durum 1876 yılında başlayan "temsili demokrasi" maceramızın yüzyıldan fazla bir süre bizlerin zihnine kazıdığı bir siyasete katılma biçimidir. Politikacılar seçim zamanları bize kulak verip bizi hesaba katıyorsa demekki bizim de ancak seçim zamanları siyasete katılım hakkımız var gibi bir anlayış zaman içinde oluşmuş olmalı.
Bugün, kırsal bir toplum değiliz. Şehirli hatta mega şehirli bir toplumuz. Öyle ya Türkiyedeki her 4 kişiden biri ya İstanbulda ya da Ankarada yaşıyor. Artık politikacılar köyleri dolaşıp kahve sohbetleri yapmıyor. Çünkü artık köy de kahve de nadirattan. Şimdi kafeler, AVM'ler var. Ama ülke insanın siyasete katılım biçiminde bir değişiklik var mı diye soracak olursak cevap "hayır kahir ekseriyetinde değişiklik yok" olacaktır. İnsanlarımız yine seçim zamanları oylarıyla siyasete katılıyor, seçimler bittiğinde siyasi konuşmalar gaz kesmeden devam ama siyasi katılım bir başka seçime.
Peki ama yalnızca seçim zamanları mı ülkemizin politika ve tercihleri üzerine irade beyan edebiliriz? Onu da seçtiğimiz temsilci vasıtasıyla yapabildiğimizden temsil sistemine güvenmekten başka çaremiz yok mu? Oysa bugün neredeyse istisnasız herkes medya araçları sayesinde bakanlıkları, meclisi, piyasayı, pazarı, mahkemeleri, dünyayı, uzayı takip ediyor, haberdar oluyor. Bunca takip ve bilgi beraberinde doğal olarak değerlendirme, yorum yapma ve irade koyma, tercih belirtme gibi tutum ve davranış biçimlerini de getiriyor. Dünyayı küçülterek avuçlarımızın içine koyan bu süreç ister istemez irademizi belirterek siyasete katılmamızı mümkün kılan kanalları da açmak zorundaydı ve açtı da. Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de "temsili demokrasi" ömrünü tamamlamaya yüz tutarken "katılımcı demokrasi" güç kazanıyor.
Katılımcı demokrasi, mühendisi, tabibi, eczacıyı meslek odalarında, kamu görevlisini sendikalarda, Erzurumluyu, Antepliyi, Muğlalıyı dayanışma derneklerinde siyasete katılmaya davet ediyor. Kamu görevlileri dışındakileri kendilerini yakın hissettikleri siyasi partilerin komisyonlarında görev alarak çarşıda pazarla yapılan siyasi konuşmaların siyaset mekanizmalarına taşınmasını talep ediyor. Kendisini hiçbir siyasi oluşuma yakın hissetmeyen insanları kendi düşüncelerini ifade edebilecekleri sivil toplum kuruluşları oluşturmaya teşvik ediyor.
Ülkemizde 1980 darbesi öncesi dernek sayısı yaklaşık 38.000 iken bu sayı 2000 yılında 72.500, 2015 yılında ise yaklaşık 130.000 dir. Katılımcı demokrasinin en önemli aracı olan sivil toplum kuruluşlarının ülkemizdeki sayısı katlanarak artıyor. Bu olgu, insanımızın siyasete katılma kanallarının artması anlamını taşıyor. Ancak STK'larımızda yıllara göre oldukça hızlı bir artış gözlense de gelişmiş ülkelerdeki sayıların oldukça altında kalıyor. Örneğin Almanyadaki STK sayısı yaklaşık 580.000, Fransada 1.350.000, İtalyada ise yaklaşık 301.000.
Yolumuz uzun olsa da katettiğimiz mesafeden, sağladığımız kazanımlardan taviz vermeden yalnızca seçim vakitleri değil yaşamımızın tümünde ülke kararlarına tercih bildirerek, irade beyan ederek siyasete katılmak zorundayız.