Filistin üzerine yaptığı nitelikli çalışmalar sebebiyle Necip Fazıl Ödülüne layık görülen Peren Birsaygılı Mut ile son eseri üzerinden Siyonistlerin edebi alandaki tahakkümlerini konuştuk.
Siyonizm’in edebî zeminde ortaya çıkışı nasıl oldu?
Siyonizm, modern anlamda örgütlü bir siyasi hareket olarak ilk kez 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da siyaset sahnesine çıkmıştı. Ancak kökenleri aslında çok daha eskiye dayanıyordu. Zira Siyon, Eretz İsrail (İsrail toprakları) ve Kudüs gibi kavramlar, Yahudiler için her zaman kaybettikleri vatanın sembolü olmuştu. Ve Filistin topraklarına geri dönme arzusu, Yahudi mitolojisinde daima önemli bir yer kaplamıştı. Yine de on dokuzuncu yüzyıla kadar Filistin’deki Yahudi varlığı birkaç bini geçmiyordu aslında. Ancak Filistin’e Yahudi göçünü teşvik eden çağrılar yapılmaya başlanmasıyla bu sayı artmaya başlayacaktı.
Bu çağrıyı ilk yapan, Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart’tı. İngiltere, Napolyon’un Yahudileri Filistin’e davet etme fikrinden yararlanarak önce 1838’de Kudüs’te bir konsolosluk kurmuştu. Ardından ise Hayfa, Yafa ve Akka’daki İngiliz varlığını güçlendirmeye çalışmış ve son olarak da bölgedeki İngiliz çıkarlarına hizmet edecek bir İbrani devleti kurulması için Yahudileri Filistin’e göç etmeye çağıran Londra Konferansı’nı düzenlemişlerdi. Londra Konferansı düzenlendiğinde tarihler 1840 senesini gösteriyordu. Ardından 1884 senesinde, bu kez Doğu Avrupa’daki Siyonist grupların öncülüğünde günümüz Polonya sınırlarında Katowice Konferansı toplanacaktı. Ve her iki olay olduğunda da Siyonizmin örgütlü bir siyasi güç olarak ortaya çıktığı İsviçre’nin Basel şehrindeki Birinci Siyonist Kongre’nin toplanmasına daha seneler vardı. Buna rağmen Filistin’e bir göç dalgası başlamıştı bile.
Bu göç dalgasının mutlaka bir itici gücü olması gerekiyordu. Zira insanları, itici bir güç ve duygusal bir motivasyon olmadan bir yerden bir yere götürmek hiç de kolay bir şey değildi. İşte tam da burada Siyonist edebiyatın devreye girdiğini görüyoruz. Siyonist yazarlar, oldukça erken dönemlerden itibaren bu göç hareketlerini teşvik eden çok sayıda metin kaleme almaya başladılar ve İsrail’in kuruluşuna giden yolda büyük bir işlev gördüler.
SİYONİST EDEBİYATIN ORTAYA ÇIKIŞI
Bu edebiyatın ortaya çıkışında hangi tarihsel olaylar ve toplumsal süreçler belirleyici rol oynadı?
Öncelikle Filistin’de yaşanan işgale ve acılara sebep olan şeyin, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da yaşanan bazı olaylar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Batı toplumlarında, Yahudilerin varlığını tehdit olarak gören bir algı daima vardı. Buna rağmen Fransız Devrimi’yle birlikte yayılan aydınlanmacı fikirler ve başka bazı girişimler, bu algının biraz yumuşamasına ve Yahudilerin yaşadıkları topluma entegre olabileceğine dair inancı güçlendirmişti. Ancak bu esnada yaşanan birkaç olay her şeyi berbat etti. En önemlilerinden birisi, 1881 senesinde Rus Çarı II. Aleksandr’a düzenlenen suikasttı. Çar’ı öldüren bombacının suikasttan önce Yahudi bir kadının evinde saklandığı iddiasının ortaya atılması, hem Rus İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan Yahudilere yönelik saldırıları artırdı. Böylece Leon Pinsker ya da Hayim Nahman Bialik gibi Rus Yahudisi pek çok Siyonist yazarın metinlerini daha etkili kılmış oldu. Rusya’da bu suikastın ardından yaşanan pogromlar olmasa, asla bu denli güçlenmeyecek ve taraftar toplamayacaklardı.
Benzer etki yaratan bir diğer hadise de Fransa’da yaşanan Dreyfus Olayı’ydı. Fransız Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli Topçu Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un Almanya’ya casusluk yaptığı iddiasıyla ortaya çıkan Dreyfus Olayı, hem edebi hem de siyasi Siyonizme çok büyük bir ivme kazandırmıştı. Theodor Herzl’i de en çok etkileyen olay budur. Bu gibi olaylar ve Londra, Paris, Viyana, Odessa, Kiev gibi büyük şehirlerdeki Yahudilere yönelik bazı irili ufaklı ayrımcılık vakaları, hem Yahudilerin yaşadıkları batı toplumlarına entegre olma inancını zayıflattı hem de Siyonist yazarları güçlendirerek Filistin’e göçü tetikleyen pek çok metin üretmelerine sebep oldu.
SİYONİST EDEBİYATIN TEMEL TEMALARI
Siyonist edebiyatın temel temaları nelerdir?
Öncelikle, Yahudilerin Filistin topraklarında kendilerine bir devlet kurma ve Filistin’e yönelik kolonizasyon fikrini roman, öykü, şiir gibi edebiyatın çeşitli türleriyle destekleyen tüm metinleri Siyonist edebiyat olarak adlandırabiliriz. Ve aynı amaca sahip bu metinlerin tamamı ortak temalara sahiptir. En önemli temalarının başında, Yahudilerin tarihsel kolektif hafızasını yeniden canlandırmak ve bir ulusal kimlik duygusu inşa etmek geliyor. Bu nedenle, Yahudilerin tarihsel olarak maruz kaldıkları sürgünleri ve pogromları vurgulayarak kolektif hafızayı canlandırmak ve Filistin’e dönüş fikrini bir kurtuluş miti hâline getirmeye çalışıyorlar. Bu noktada, Yahudi efsanelerinin ve mitlerinin kullanımı devreye giriyor. Siyonist edebiyat, kutsal metinlerde geçen Kudüs, Siyon Dağı gibi kavramların sadece dinî semboller değil, aynı zamanda ulusal kimliğin simgeleri olduğunu iddia ediyor. Yahudi halkının Mısır’dan çıkışı ve vadedilmiş topraklara yolculuğuna ya da Kudüs’ü Yahudi ulusunun merkezi hâline getiren Kral Davud’a dair efsaneleri kendi dönemlerine uyarlıyorlar.
Bir diğer temaları da, Yahudilerin Avrupa’daki zulümden kurtulmak için Filistin’e göç etmesi gerektiğinin altını çizmek. Bunun üzerinden bir ideal insan tipi tasvir ediyorlar. Ve Filistin’e göç eden Yahudileri güçlü ve bağımsız bireyler olarak tasvir ederken, göç etmeyenleri ise zavallı kimseler olarak gösteriyorlar. Bunları, pasiflik ve asimilasyonla ilişkilendirerek eleştiriyorlar. Toprakla bağlantı ve tarım teması da burada devreye giriyor. Filistin’e göç edenlerin yeni yerleşim yerleri kurmaları ve bu topraklarda yeni bir yaşam inşa etmeleri de sürekli işlenen temaların başında geliyor. Filistin’deki ata topraklarına (!) dönen Yahudilerin burada karşılaştıkları vahşilerle (!) olan mücadelesi, özsavunma ve direnişi de işlenen temalardan birisidir.
SİYONİST EDEBİYATTA FİLİSTİN
Filistin, Siyonist edebiyatın kurgusunda nasıl bir yer tutuyor?
Siyonist edebiyat metinlerine baktığımızda, Filistin’i gerçeklikten tamamen uzak bir kurguyla yeniden inşa ettiklerini görüyoruz. İlk olarak, pek çoğu zaten Filistin’i tamamen boş bir arazi olarak tasvir ediyor. Siyonizmin meşhur mottosu “topraksız bir halk için halksız bir toprak” sözünü güçlendiren ve zihinlere yerleştiren edebiyat olmuştur zaten. Edebiyatın algı yaratma konusundaki gücünü bazen hafife alabiliyoruz, ancak bir yazar istikrarlı bir şekilde aynı amaca hizmet eden metinler ürettiğinde, rahatlıkla güçlü bir algı inşa edebilir aslında.
Siyonist yazarların yaptığı da tam olarak bu. Diğer taraftan bazıları da Filistin halkını medeniyetten uzak vahşiler olarak tarif ediyorlar. Metinlerinde, Filistinli vahşilere (!) karşı bir ulus olarak ayakta kalabilmek için bir direniş ve özsavunma göstermeleri gerektiğini anlatıyorlar ve böyle kahramanlar tasvir ediyorlar. Bu metinlerden etkilenen pek çok Yahudi genç, Haganah ya da Irgun gibi Siyonist terör çetelerine katılıyor. Yani Siyonist edebiyatın, çetelere insan kaynağı sağlamada da doğrudan bir etkisi var.
BATI VE SİYONİST EDEBİYAT
Batı’daki edebî çevreler Siyonist edebiyata nasıl yaklaştı?
Batı’daki edebî çevreler, önemli bir oranda “mazlum Yahudi” imgesinden etkilendiler. Yani Siyonist edebiyatın metinlerinde yer alan o “ayrımcılık gören ve gidecek yeri olmayan Yahudi” temsili, Batılı yazarlar arasında ciddi bir sempati topladı. 7 Ekim’den sonra bu etki gerçekten çok sarsıldı ancak geçmiş dönemlere baktığımızda, Jean Paul Sartre gibi pek çok dünyaca ünlü entelektüelin ya da yazarın bu sempatiye sahip olduğunu biliyoruz. Ya da Frankfurt Okulu, Siyonizmin en önemli düşünsel kalelerinden birisiydi mesela. O nedenle, Batılı bir yazara hayranlık beslerken çok dikkatli olmamız gerekiyor.
MÜSLÜMAN EDEBİYATÇILARIN MÜCADELESİ
Müslüman edebiyatçılar, Siyonist edebiyata karşı nasıl mücadele etmeli?
Filistin’le büyük bir duygusal bağa sahip olmamıza rağmen, ülkemizde ne yazık ki büyük bir teorik boşluk var. İyi niyetliyiz ancak bilgi eksikliğimiz çok fazla. Örneğin, Siyonist yazar Yuval Noah Harari ülkemizde çok satanlar listesine girdi. Eminim ki kitabını alan çoğu insan, onun bu kimliğinden habersizdi. Düşmanımızı yeterince tanımıyoruz; düşmanımızı daha iyi tanımamız ve Siyonist yazarlara karşı boykot, protesto gibi faaliyetler yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Yani hiçbir yayınevi, Siyonist bir yazarın kitabını rahatça yayımlamamalı ve bu yazarlar ellerini kollarını sallaya sallaya ülkemize gelememeli. Müslüman, bir bakıma da “kendisinden çekinilen” insandır. Müslüman yazarlar olarak bizden çekinmeliler. “Bunlar varken biz rahat hareket edemeyiz.” algısını oluşturmamız gerekiyor. Bizlerden tedirgin olmalılar.
SİYONİZME KARŞI EDEBİYATIN ROLÜ
Filistin mücadelesini edebiyat ve sanat aracılığıyla duyurmak neden önemli?
Siyonizmin en büyük düşmanı, Filistinli edebiyatçılar ve sanatçılar oldu şimdiye kadar. Çünkü Siyonizm haysiyetli insan sevmez ve Filistin’in edebiyatı ve kültürü, büyük bir haysiyet davasının taşıyıcısı oldu daima. Halklarının yaşadığı zulmü bizlere anlatmak için kendi canlarını hiçe saydılar. Üstelik bunu kalplere en çok dokunan yöntemle, yani edebiyat ve sanatla yaptılar.
Filistin direnişinin tarihi, aynı zamanda edebiyatçılara ve sanatçılara yönelik suikastlerin tarihidir de. Hepsi de bize gerçekleri anlattıkları için katledildiler. Dünyanın hiçbir yerinde, kültürel sahada bu kadar uzun bir süre boyunca böyle bir ölüm kalım mücadelesi verilmedi. İsrail’in ve Siyonizmin yıkılışına katkı sağlamak için bu mücadeleye tüm gücümüzle destek olmamız gerekiyor o nedenle.
Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Gazze’den sonra bizler için hayat asla eskisi gibi olmayacak. 7 Ekim’den bu yana sayısız kareye şahit olduk, sayısız acı gördük ve her birimiz çok üzüldük. Ancak bir yandan da eksiklerimizin farkına vardık. Sıklıkla tekrar etmeye çalıştığım bir şey var: Siyonizm dediğimiz kötülüğün sahip olduğu en büyük güç, çok çalışmak aslında. Bu kötülükle hamasetle ya da duygusal sözlerle mücadele edemeyeceğimiz de çok açık. Oblomov gibi oturduğumuz yerden “ah vah” ederek de bir şey elde edemeyiz. Yapılması gereken tek şeyin, çok çalışmak olduğuna inanıyorum.
İstikrarlı bir şekilde elbette. Bizler, İnşirah Suresi’ni genelde yüreğimiz daraldığı vakitlerde ferahlamak için okuyoruz. Ancak Yüce Allah, İnşirah Suresi’nin yedinci ayetinde şöyle söylüyor: “O halde mühim bir işi bitirdiğinde, hemen başka bir mühim işe sarıl.”




