0

BUGÜN eskiden kalma günleri tekrar yaşamanın verdiği hüzünle uyandım yatağımdan ve geçmiş günlerime dair bir şeyleri bulmak ümidiyle şöyle bir araladım eski defterlerimi. Nihayet bana ait bir deneme yazısına gözüm ilişti bir defterde. Yazının konu başlığı "SONBAHARDA DÜŞEN YAPRAKLAR" dı. Bir sonbahar günü 2001 senesinin Ekim ayında, Taksim Gezi Parkında yazılmış olduğuna dair bir ibare düşülmüştü tarafımdan, hemen sayfanın alt kenarına.

Bir Ekim ayı ve neredeyse bütün yapraklar sararmış solmuş yere düşüyordu aheste aheste. Henüz üniversite 1. Sınıfındaydım. Okuduğum okul, yürüdüğüm zemin, sanki attığım her adım ayaklarımın altında kaygan büyük bir kayanın parçalarıydı o günlerde. Hayata endişelerle ve korku dolu gözlerle bakmak zorunda hissetmem gerekiyormuş gibi bir izlenime kapılıyordum sürekli. Her an birinin bana zarar vermesi söz konusu olabilirdi. Yolda, sokakta yürürken, her an bir eylemin içine düşebilir, her an yaşadığıma ve yaşayacağıma pişman olmak zorunda kalacağım bir takım garip sözlerin veya şiddet dolu bakışların, eylemlerin mağduru olabilirdim. Ne hak yere…ne hak yere…

Fakat bir dönem yaşananlar, hayatı bazılarımız için farklı şekillerde algılamamıza neden oldu ne yazık ki. Şu andaki tabloda da Gezi parkı için yaşanan eylemler herkesi tedirgin etmeye yetti. Kimi si darbe mi oluyor dedi, kimisi hükümeti istifa etmeye çağırdı, kimi de tasını tarağını aldı camlardan dışarı çıkıp avazı kadar bağırdı ve tencere tava birbirine vurdu durdu. Bir yandan polisler panzerlerle sokaklarda dolaştı, eylem yapan kişilerin üstüne acımasızca gaz bombası sıktı. Ne demek gerekirdi böylesi bir duruma. Ben bütün gün teyakkuz hali yaşamaktan kendimi alamadım.

Zor geçen senelerin ardından, sil baştan bazı durumları yeniden mi yaşıyorduk yoksa. Bu ülke geniş yürekli ve har daim tertemiz ve güvenli adımlarla yürüyen yeni nesillere kapı aralayamayacak mıydı? Elbette aralayabilirdi fakat anlaşılan o ki evvela toplumun ruh sağlığının düzeltilmesi şart. Bir toplumun ruh sağlığı bozulmuş ise ve tedavisi yapılmamış ise, o toplumun içinde yaşayan bireylerin de iyi olması çok zordur. Çünkü insan yaşadığı toplumun yapı taşıdır. Herkesin ruh sağlığının bozuk olduğu bir ülkede, toplumsal düzeni ve huzuru yakalamak da çok güç olacaktır. İnsanların sürekli birbirinden zarar görme endişesi ile yani persekütörlerle yaşama çabası içinde olduğu bir ülkeden bahsetmek istiyorum.

Herkesin birbirini tehlike ve tehdit olarak algıladığı bir toplum ve vurmak, kırmak, dağıtmak gibi eylemlerle huzur bulan ruhlar… İşte tam da böylesi durumlarda agresif dürtüler çok fazla ön plana çıkar. Yani herkes birbirine veya kendine yönelik zarar verici eylemlerde bulunabilir. Dünyayı ve çevreyi tehdit olarak algılamanın, bundan dolayı etrafına ve kendine yönelik zarar verici eylemlerde bulunmanın adı psikolojide;"paranoid şizofreni"dir.

Agresif dürtünün çok fazla kontrol edilemediği ve herkesin, her şeyi n tehlike ve tehdit unsuru olarak görüldüğü bir toplumda ruhsal rahatsızlıklar nasıl ifade bulmalıdır? Bir ülkede yaşayan insanlar sürekli zarar verici eylemlerde bulunarak eyleme geçiyor ise, korkutma çabası içindedir. Korkutma çabası içinde olan kişiler ise haddinden fazla büyük korkular yaşayanlardır. Sadece yaptıkları yıkıcı eylemlerle korkutarak, zarar vererek kendi korkularını bastırmaya çalışırlar. Bu kişiler paranoyak bir şekilde diğer başka kişileri rahatsız etme çabası içine girerler. Fakat bunu yaparken kendilik ve gerçeklik algılarını da yitirdiklerinin hiçbir zaman farkında değillerdir. İşte bu durumu genele yani topluma yaydığımız zaman ilkel ve dürtüsel davranışlar çevremizi sarıp sarmalayabilir.

İşte bazen tüm bu olanlar, bazı kişilere derinden acılar yaşatır. Sürekli tehlikelerle dolu olduğu düşünülen bir dünyada yaşamaktansa, bazıları yaşamamayı tercih eder. Kendine yönelik geri dönüşü olmayan zarar verici eylemlere başvurabilir. Toplu intihar eylemlerinde bulunup, yaşama dair güzel olan ne varsa yıkıp götürür ardı sıra.

Sonbaharda düşen yapraklar gibi, sararıp kayıp gider ağaç dallarından. Gencecik ve körpecik yürekler, ruhsal bozukluğu olan bir toplumun yıkılmış bireyleri olarak önce toprağa sonra da zihinlere kazınır sadece…