Şivan Perwer’in kamuoyuna yansıyan duygusal çağrısı, yalnızca kültürel bir refleks değil; bölgesel kırılganlıkların arttığı bir dönemde psikolojik mobilizasyon işlevi görmektedir. Bu tür çıkışlar, özellikle sınır hattındaki sosyolojik hassasiyetleri tetikleyerek, PKK sempatizan ağlarının yeniden hareketlenmesine zemin hazırlayabilir. Nitekim Nusaybin hattında yaşanan kıpırdanmalar ve Mehmetçiğin uyarı ateşi, devletin sahadaki refleks kapasitesini koruduğunu; ancak riskin yalnızca askeri değil, toplumsal algı boyutunda da ele alınması gerektiğini göstermektedir.
2014’te yaşanan 6–8 Ekim olayları, spontane sokak tepkilerinden ziyade; uluslararası istihbarat manipülasyonlarıyla yönlendirilmiş, çok katmanlı bir psikolojik harp örneği olarak okunmalıdır. Bugün benzer senaryoların, farklı aktörler ve yeni araçlarla yeniden sahnelenme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Özellikle İsrail merkezli bölgesel stratejilerin, vekil yapılar ve algı operasyonları üzerinden toplumsal fay hatlarını kaşıma eğilimi, bu riski daha da artırmaktadır.
Suriye sahasında PKK’nın askeri-siyasi mimarisi çözülme emareleri göstermektedir. Örgütün Suriye kolunun fiili lideri konumundaki Mazlum Abdi’nin güvenli çıkış arayışı, sahadaki askeri baskının ve diplomatik daralmanın somut bir göstergesidir. Bu durum, örgütün merkezî komuta ve kontrol kapasitesinde ciddi bir zafiyet oluştuğunu işaret etmektedir.
Ayn el-Arab (Kobani), İsrail açısından bir askeri mevziden ziyade psikolojik ve jeopolitik bir eşik niteliğindedir; PKK için ise Suriye’deki varlığının sembolik “gövdesidir”. Haseke ise lojistik, insan kaynağı ve idari yapılanma bakımından örgütün “ayakları” konumundadır. Bu iki merkez üzerindeki kontrolün kaybedilmesi, PKK’nın Suriye’deki silahlı varlığını fiilen sona erdirebilir ve örgütü tarihsel bir kırılma noktasına sürükleyebilir.
Ancak askeri kazanımların, otomatik olarak sosyolojik çözülme anlamına gelmeyeceği açıktır. Yıllar içinde inşa edilen ideolojik, etnik ve ekonomik bağlarla örülü taban, uzun vadeli ve çok boyutlu bir strateji gerektirmektedir. Aksi takdirde silahlı yapı zayıflasa dahi, örgütün söylem ve etki alanı farklı formlarda varlığını sürdürmeye devam edebilir.
Sonuç itibarıyla, mesele yalnızca sınır ötesi operasyonlar ya da saha hâkimiyeti değil; algı yönetimi, sosyolojik rehabilitasyon ve bölgesel güç dengelerini birlikte okuyan bütüncül bir devlet aklı meselesidir. Asıl belirleyici olan, askeri başarıyı kalıcı siyasi ve toplumsal istikrara dönüştürebilme kapasitesidir.