Batı Asya’da Körfez gerilimi tırmanmaya devam ederken, masadaki en dikkat çekici senaryolardan biri Amerika Birleşik Devletleri’nin, İran’ın petrol ihracatının kalbi olan Hark Adası’na yönelik olası bir askeri operasyonu. Bu senaryo artık sadece askeri planlamaların değil, siyasi söylemlerin de merkezinde yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “hava indirme birliklerine talimat verildiği” yönündeki ifadeleri ve ABD Savunma Bakanlığı yetkililerinin “tüm seçenekler masada” açıklamaları, Washington’un bu seçeneği ciddiyetle değerlendirdiğini gösteriyor. Ancak savaş, çoğu zaman açıklamalardan değil, sahadaki gerçeklerden okunur.
Hark Adası bu gerçeklerin en çarpıcı örneklerinden biri. Yaklaşık 20 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip bu küçük ada, İran’ın petrol ihracatının yaklaşık %90-95’inin gerçekleştiği ana merkez konumunda. Başka bir ifadeyle burası yalnızca bir ada değil; İran ekonomisinin kalbinin attığı yer.
Bu nedenle böyle bir operasyonun amacı açık: petrol gelirlerini kesmek, ekonomik baskıyı en üst seviyeye çıkarmak ve Tahran’ı müzakereye zorlamak. Kağıt üzerinde bu yaklaşım son derece rasyonel görünebilir. Ancak savaş, planların ötesinde şekillenir.

Askeri açıdan böyle bir harekâtın aşamaları bellidir: Önce yoğun hava saldırılarıyla savunma sistemleri devre dışı bırakılır, ardından hava indirme birlikleri adaya konuşlandırılır ve nihayetinde amfibi unsurlarla kontrol sağlanır. Amerika Birleşik Devletleri bu tür operasyonları gerçekleştirebilecek kapasiteye sahiptir. Fakat kritik soru şudur: Adaya çıkmak mı zor, yoksa orada kalmak mı?
İşte bu noktada coğrafya devreye girer. Hark Adası, İran ana karasına yalnızca yaklaşık 30 kilometre mesafededir. Bu mesafe, modern savaşta neredeyse anlık müdahale anlamına gelir. Dahası, İran kıyıları boyunca uzanan Zagros Dağları, doğal bir savunma hattı sunar.
Bu durum, İran’a yalnızca savunma değil, aynı zamanda sürekli baskı kurma imkânı verir. Kıyı savunma füzeleri, balistik sistemler, kamikaze insansız hava araçları ve deniz mayınları, adayı ele geçirecek bir gücü kesintisiz tehdit altında tutabilir. Yani savaşın dengesi, çıkarma anında değil, sonrasında belirlenir.Bu nedenle askeri gerçeklik nettir: ABD adayı ele geçirebilir. Ancak bu başarıyı sürdürülebilir hale getirmek çok daha zordur. Küçük bir ada, dar bir deniz hattı ve düşmana bu kadar yakın bir mesafe… Tüm bunlar, operasyonu taktik başarıdan stratejik riske dönüştürür.

Meselenin bir de bölgesel boyutu var. Böyle bir adım, sadece İran’ı değil, tüm Körfez dengelerini etkiler. Suudi Arabistan, günlük yaklaşık 10 milyon varillik üretimiyle enerji piyasasının merkezinde yer alırken; Kuveyt de stratejik konumuyla dikkat çeker. Bu ülkeler büyük ihtimalle doğrudan savaşa girmekten kaçınır, ancak ABD’ye lojistik ve siyasi destek verir. Buna karşılık enerji tesislerinin hedef alınması halinde dengeler hızla değişebilir.

Unutulmaması gereken bir diğer gerçek ise şu: Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol, dünya arzının yaklaşık %20’sini oluşturuyor. Bu hatta yaşanacak en küçük sarsıntı bile küresel ölçekte sonuçlar doğurur.

Sonuç olarak karşımızda basit bir askeri operasyon değil, çok katmanlı bir güç mücadelesi var. Başarılı bir hamle İran ekonomisini ciddi şekilde zayıflatabilir. Ancak başarısızlık, ABD açısından ağır bir prestij kaybına dönüşebilir.

Bugünün savaşları artık sadece cephede kazanılmıyor. Coğrafya, lojistik ve sürdürülebilirlik en az askeri güç kadar belirleyici hale gelmiş durumda.

Ve tüm bu tabloyu tek cümlede özetlemek mümkün:

Hark Adası’nı ele geçirmek mümkün olabilir… ama orada kalmak, bir süper güç için bile kabusa dönüşebilir.
Umarız kâbusa dönüşür.