Batı Asya’da (Ortadoğu) bugün yaşananlar artık günlük kriz başlıklarıyla okunamaz. Gazze, İran, Suriye ve Doğu Akdeniz hattında eş zamanlı gelişen olaylar bize açık bir gerçeği gösteriyor: Bölge yeni bir güç mimarisine giriyor. Bu mimaride bazı aktörler merkeze yerleşirken, bazıları hızla çevreye itiliyor.
İsrailli yetkililerin son dönemde dile getirdiği “Türkiye’yi durduramayız” ifadesi bir temenni değil, sahadaki realitenin itirafıdır.
Türkiye artık yalnızca askerî kapasitesiyle değil; diplomatik derinliği, ekonomik etkileşim ağı, insani diplomasi kabiliyeti ve stratejik sabrıyla bölgesel bir güç merkezi haline gelmiştir. Daha açık söyleyelim: Türkiye klasik “kenar ülke” statüsünden çıkarak merkez ülke konumuna yerleşmektedir.
Bu dönüşüm; savunma sanayiindeki yerli atılımın, çok katmanlı diplomasinin ve sahada kalıcı varlık üretme kabiliyetinin doğal sonucudur.
Suriye sahası bunun en somut örneğidir. İsrail askeri baskı kurabileceğini düşündü; ancak Ankara’nın sahayı okuyan hamleleri Tel Aviv’in hesaplarını bozdu. Bugün İsrail askeri olarak güçlü olabilir ama nüfuz alanı daralmaktadır.
Türkiye ise askeri güçle birlikte siyasi meşruiyet üreten, bölge halklarıyla bağ kurabilen ve kriz yönetebilen bir aktöre dönüşmüştür.
Burada kritik kavram şudur: millî güç unsurları.
Türkiye yalnızca sert güçle değil; ekonomi, enerji, kültürel etkileşim, insani yardım ve diplomatik esneklikle sahada varlık göstermektedir. Bu çok boyutlu mimari Türkiye’yi Batı Asya’da bir çekim merkezine dönüştürmektedir.
İsrail’in temel açmazı tam da buradadır. Gazze’deki yıkım uluslararası meşruiyeti tüketmiş, İran’a yönelik tehdit dili bölgesel yalnızlığı artırmıştır. ABD dahi artık Tel Aviv’in kontrolsüz agresifliğinden rahatsızdır. Washington kendi çıkarlarını öncelemekte, İsrail’in her talebine koşulsuz destek döneminin sona erdiğini fiilen göstermektedir.
ABD ile İsrail arasında derin bir çıkar ayrışması yaşanmaktadır.
İran cephesinde ise rejim değişikliği beklentileri gerçekçi değildir. İran’da ikinci bir Musaddık vakası olmayacaktır. Devlet aygıtı ayaktadır; ancak rejim toplumla bağını büyük ölçüde kaybetmiştir. Baskı arttıkça kırılganlık derinleşmektedir.
Bu karmaşık tabloda Türkiye denge üreten nadir aktörlerden biridir.
Ne Gazze’de olduğu gibi yıkıcıdır, ne İran gibi içe kapanmıştır. Türkiye sahada kalıcı, masada belirleyici bir merkez güçtür.
İsrailli yetkililerin “Türkiye’yi durduramayız” demesi bu yüzden anlamlıdır.
Çünkü artık mesele askeri üstünlük değil, sabır ve dayanıklılık kapasitesidir.
Batı Asya yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemi tanklar değil sabır, bombalar değil stratejik süreklilik belirleyecektir.
Sonuç nettir:
Türkiye yükseliyor.
İsrail yalnızlaşıyor.
Ve bölge artık güçle değil, sabır ve dayanıklılık kapasitesiyle yönetiliyor.