Terörsüz Türkiye meselesini yalnızca bazı örgüt mensuplarının affedilip affedilmemesi üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Asıl mesele; kırk yılı aşkın süredir Türk’ün, Kürt’ün, devletine bağlı bölge halkının, güvenlik görevlilerinin ve şehit ailelerinin ödediği ağır bedelin gelecek nesillere yeniden ödetilmemesidir.
Terörsüz Türkiye; Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap ve farklı inançlara mensup bütün vatandaşlarımızın ortak vatan, ortak vatandaşlık ve ortak gelecek etrafında kenetlenmesidir. Bunun daha derin tarihî ve manevi zemini ise İslam kardeşliği ve medeniyet coğrafyamızın toplumsal dayanışma anlayışıdır. Batılı emperyalist güçlerin iki kardeş toplum arasına ektiği nifak tohumları ancak adalet, karşılıklı saygı ve ortak menfaat bilinciyle giderilebilir.
1. PKK zaten bitmişti; bu sürece neden ihtiyaç duyuldu?
PKK’nın Türkiye içerisindeki eylem kabiliyetinin büyük ölçüde ortadan kaldırılması, örgütün tamamen sona erdiği anlamına gelmez. Örgütün Irak ve Suriye’de kadroları, silahları, finans kaynakları, propaganda ağı ve yeniden insan devşirme imkânı devam ettiği sürece tehdit de devam eder. Askerî başarıyı kalıcı siyasî ve toplumsal sonuca dönüştürmek devlet aklının gereğidir. Terörün silahlı yapısı kadar ideolojik ve sosyolojik zemini de tasfiye edilmelidir.[i]
2. Şehitlerimiz bunun için mi can verdi?
Şehitlerimiz ülkemizin bölünmemesi, milletimizin bağımsızlığı ve çocuklarımızın güven içinde yaşayabilmesi için can verdi. Örgütün devlet karşısında silah bırakması ve kendisini feshetmesi, verilen mücadelenin boşa gitmesi değil; devletin mücadelede üstünlük sağladığının sonucudur. Ancak bu süreç yürütülürken şehit ailelerinin acısı yok sayılamaz, teröristlere kahramanlık veya zafer görüntüsü verilmesine de kesinlikle izin verilemez.
3. Örgüt yöneticilerinin tamamı hemen serbest mi bırakılacak?
Bu iddia kanun metnini bütünüyle yansıtmıyor. Teklif, örgüt kurma ve yönetme suçunu kapsamakla birlikte, örgütün fiilen sona erdiğinin ve bütün silahlarını teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesini ve bunun MGK kararıyla ilan edilmesini ön şart kabul ediyor. Ayrıca örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında bırakılıyor. Düzenleme doğrudan beraat değil, soruşturma, kovuşturma veya infazın beş ya da on yıl ertelenmesini öngörüyor.[ii]
4. Yakalama, tutuklama ve adlî kontrol kararları kendiliğinden kaldırılacak mı?
Hayır. Teklifte bunların otomatik olarak kaldırılması değil, yetkili hâkim veya mahkeme tarafından değerlendirilerek şartları varsa kaldırılması öngörülüyor. Dolayısıyla “bütün kararlar derhâl ve kendiliğinden kalkacak” şeklindeki yorum teknik olarak doğru değil.
5. Kişinin başvurmasına bile gerek yok mu?
Bu iddia da metne uygun değil. Teklifin 9’uncu maddesi, kanundan yararlanmak isteyen kişinin altı ay içinde Cumhuriyet başsavcılığına veya yetkili kuruma yazılı bildirimde bulunmasını şart koşuyor. Teklifin gerekçesi ayrıca işlemlerin resen yapılamayacağını açıkça belirtiyor.
6. Bu kişiler hemen milletvekili, belediye başkanı veya Cumhurbaşkanı adayı olabilir mi?
Hak mahrumiyetleri otomatik olarak ortadan kalkmıyor. Teklife göre beş yıllık ertelemede en az iki, on yıllık ertelemede ise en az üç yıl geçtikten sonra ancak kurul talepte bulunabilecek ve ilgili kurum karar verebilecek. Bununla beraber bu hükmün sınırlarının daha net belirlenmesi; özellikle örgüt yöneticileri ve ağır suç işlemiş bulunan terör örgütü mensupları açısından toplumsal vicdanı koruyacak ek güvenceler getirilmesi yerinde olacaktır.
7. Örgütün mal varlığı ne olacak?
Teklif, soruşturma dosyalarında müsadereye konu olan eşya ve mal varlığının tasfiye edilerek Hazineye aktarılmasını öngörüyor. Ancak örgütün yurt içi ve yurt dışındaki kayıt dışı mal varlığı, paravan şirketleri ve finans ağları konusunda daha açık hükümler getirilebilir. Bu, sürece karşı çıkmak değil; örgütün silah bırakırken ekonomik ve siyasî güç odağı olarak yaşamaya devam etmesini önlemek maksatlıdır.
8. FETÖ ve diğer örgütler de bu düzenlemeden yararlanabilir mi?
Teklifin kapsamı açıkça PKK/KCK ve onunla bağlantılı oluşumlarla sınırlandırılmıştır. Bu nedenle mevcut metin FETÖ’yü veya diğer terör örgütlerini kendiliğinden kapsamaz. Anayasa Mahkemesi de kanunun kapsamını istediği gibi genişleterek yeni bir genel af kanunu oluşturmaz; ancak Anayasa’ya aykırılık görürse ilgili hükümleri iptal edebilir. “AYM bunu doğrudan genel affa dönüştürecek” sözü kesin bir hukukî sonuç değil, ihtimal üzerinden yapılan siyasî bir yorumdur.
9. Korucularla dönen örgüt mensupları arasında çatışma çıkar mı?
Evet bu muhtemel ciddi bir risk olarak karşımızda duruyor. Ancak kaçınılmaz bir sonuç gibi sunulması kesinlikle doğru değildir. Bölgede yıllardır örgüte karşı mücadele eden korucuların, aşiretlerin ve ailelerin güvenliği devletin özel koruması altında olmalıdır. Dönen kişilerin topluma baskı kurmasına, “bu hakları silahla kazandık” propagandası yapmasına veya yeniden örgütlenmesine kesinlikle müsaade edilmemelidir. Aynı zamanda kan davalarını gelecek nesillere taşımayan bir toplumsal barış dili kurulmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki halen bölgede doğrudan terörle iltisaklı olmasa dahi terör mensuplarının yakınları, aileleri ve sempatizanları ile bir yaşam sürdürülmektedir ve bugüne kadar en ufak bir çatışma hali vuku bulmamıştır.
Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinde kaldırdığı ilk kan davası bize önemli bir ölçü sunmaktadır: Acılar unutulmaz; fakat yeni nesiller aynı acıları yaşamasın diye intikam zinciri sona erdirilebilir. İslam kardeşliği suçun görmezden gelinmesi değil, adaletin korunarak husumetin kalıcı hale gelmesini önlemektir.
10. Süreç neden referanduma sunulmuyor?
Türkiye temsili demokrasiyle yönetilmektedir. Kanun yapmak TBMM’nin anayasal görevidir; her güvenlik ve ceza politikası düzenlemesi için referandum zorunluluğu yoktur. Üstelik teklif 468 milletvekilinin imzasıyla sunulmuş ve farklı partilerin katıldığı Meclis komisyonunda görüşülmüştür. Bu nedenle “Meclisten gizlendi” iddiası doğru değildir. Bununla birlikte kamuoyunun, şehit ailelerinin ve bölge halkının anlaşılır bir dille bilgilendirilmesi sürecin toplumsal meşruiyetini güçlendirir. Bu durum zaten yapılmalıdır, yapılacaktır.
Son söz olarak:
Terörsüz Türkiye, devleti terör örgütünün önünde diz çöktürmek anlamına gelmemektedir. Devletin askerî, siyasî ve diplomatik üstünlüğünü kalıcı barışa dönüştürme hamlesidir. Fakat barış adına devletin otoritesinden, milletin birliğinden, şehitlerimizin hatırasından ve hukukun temel ilkelerinden taviz verilemeyeceği de bir gerçektir. Kanun koyucular ve uygulayıcıları böylesi bir durumun gerçekleşmeyeceğini ısrarla vurgulamaktadırlar.
Süreci daha sonuçları ortaya çıkmadan “ihanet” diye mahkûm etmek doğru değildir. Şüpheleri oluşturarak oluşturulmak istenen barış ve huzur ortamını gölgelemek anlamına gelen bu söylemden kaçınmak gerekir. Elbette kanunda muhtemel boşlukların görülmesi ve toplumsal kaygıları göz ardı etmekte bir o kadar yanlıştır. Doğru yaklaşım; silahların tamamen teslim edildiği teyit edilen, terörün yeniden örgütlenmesine izin vermeyen, şehit ailelerinin hukukunu koruyan ve Türk-Kürt kardeşliğini ortak vatandaşlık temelinde güçlendiren kontrollü bir toplumsal bütünleşme modelidir.
Çünkü hedef yalnızca silahların susması değil; Türk’ün, Kürt’ün ve bütün vatandaşlarımızın birbirini rakip veya düşman değil, aynı vatanın ve aynı medeniyetin mensupları olarak gördüğü güçlü bir Türkiye’nin inşa edilmesidir.
11.08.2026
[i] Terörizmin Türkiye ve Dünya Literatüründe Yansımaları: “ Terörsüz Türkiye ” Sürecinin Geleceği, Milat Gazetesi
[ii] TBMM Kanun Metni: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Metni görmek için tıklayınız.)