0
Hassas dönemlerden geçiyoruz diyemeyeceğim. Çünkü hassas olmayan bir zaman dilimi hiç yaşamadık. Hep bir teyakkuz durumu, bıçak sırtı bir güzergah, tetikte bekleyiş. Belki de dünya hayatının tabiatı budur. Fakat şu kadarı herhalde herkesin malumudur, terör olayları bizi ayrıca geriyor.
Her zaman olduğu gibi "Anlamak aşmaktır" ilkesinden hareketle terörü ve sonuçlarını hayatıma sokmamak için anlamaya, anlamlandırmaya çalışacağım. Önce şu çarpıcı ifadeyi yazımızın mottosu olarak koyalım, "Terörist yaptığı eylemlerle insan öldürmeyi amaçlamaz, toplumda yaratacağı etkiyi amaçlar".
M.Ö. birinci yüzyılda bildiğimiz en eski terör örgütü "Sikariler" Romalı askerleri ya da işbirlikçi Yahudileri öldürerek amaçladıkları ne ise bugün de terör örgütlerinin amaçları aynı. O vakitler "Sika" isimli Roma hançerini kullanırken bugün plastik patlayıcı kullanıyor. O zamanlar yapılan katliamın halk kitlelerine ulaştırılarak korkunun yayılması için kulaktan kulağa fısıltı gazetesi kullanılırken bugün medya araçları kullanılıyor. Dikkat edilirse ilke aynı sadece ölçek büyümüş. Nedir peki bu ilke? Tabii ki korku!
Latince "Terreo"(korkutuyorum) kelimesinden türeyen terör, insan kitlesinde aşırı korku ve endişe yaratarak insanları akılcı olmayan tamamen bilinçsiz, güdüsel tepkiler vermeye zorlayan bir etkileşim olarak tanımlanıyor. Yani bir tür dehşet hali. Evet, buraya kadar farkına vardık ki terör eyleminin öncelikli hedefi korkularımızı uyandırmak. Uyandırmak fiilini özellikle kullandım, çünkü korkularımız içimizde uyuyor. Doğuştan getirdiğimiz, sonradan kazandığımız, başedemeyip bastırdığımız, bilinçaltımızın kalın örtüsüyle örttüğümüz korkularımız her an uyanmaya hazır bekleyen dürtülerimizdir. Terörün yöneldiği hedef işte bu dürtülerin uyuduğu alandır. Uyandırılmış korku bilinçaltındaki inini bir kez terketti mi bilinç düzeyine farklı bir maske ile ama her defasında saldırganlık olarak çıkar. Birbirinden farklı bu suretler kimi zaman, intikam, kimi zaman adalet arayışı maskesiyle arzı endam eder. Kendi kurduğu mahkemenin savcısı da avukatı da yargıcı da kendisidir. Doğal olarak infazı gerçekleştiren cellat da kendisi olacaktır.
İşte terörün amacı uyandırılmış korkularımızın eline şiddet hançerini verip toplumda kol gezmesini sağlamaktır. Korkular tarafından uyarılmış saldırganlık bir kez aramızda kol gezmeye başladı mı bu davranış biçimini meşrulaştıracak söylemler de kendiliğinden oluşur. Öylesine bulaşıcıdır ki toplumun çoğunluğunu bir çırpıda kavrayabilir. Hele bugünün kişiselleşmiş sosyal medyasında uyarılmış saldırganlığın bulaşıcılık hızı ışık hızıdır. Örnek mi istersiniz? Öğrencilerinin eline idam urganını verip çektiği fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşan öğretmen. Terör örgütlerinin bünyesinde, yaptıkları eylemlerin ne ölçüde sonuç verdiğini ölçen kitle iletişim uzmanları varsa eğer(bence var) bu öğretmenin yaptığını sonuç hanesine yazmışlardır.
Uyandırılmış korkularımızın uyardığı saldırganlık kendini meşrulaştırmak için geliştirdiği söylemini "Adalet" kavramı üzerine kurar. Oysa ki kendi adaletini yine kendisi sağlamaya kalkan orman yasasından başka bir şey değildir bu. Yani hayvani bir tavır, daha doğru ifadesi ile hayvani bir dürtüdür. Artık, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, etik değerler gibi insani olanın esamesi okunmaz, rafa kaldırılmıştır. Bu tablo ne ölçüde tahakkuk etmişse terör eylemi odenli başarılı olmuş demektir.
Sonuç olarak her terör eylemi bireyi makul ve bilinçli zihin durumundan saldırgan ve bilinçsiz dürtü düzeyine indirmeyi amaçlar. Yapılacak şey basit ve açıktır: dürtülerimizin boyunduruğuna kapılmadan aklı elden bırakmamak, insani değerleri her zamankinden daha fazla önemsemek. Teröre inat insan hakları, hukuk, ahlaki değerler.