Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, başkent Şam'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile görüştü.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, başkent Şam'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile görüştü.

Esad "Suriye Devleti'nin tüm toprakları üzerindeki egemenliğine saygı duyulduğu ve her türlü terörle mücadele esasına dayandığı sürece Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin her türlü girişime açığız" diyerek bozulan ilişkilerin yeniden tesisi için bir adım attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise; "Suriye ile ilişkileri geliştirmek için geçmişte nasıl birlikte hareket ettiysek aynı şekilde yine ederiz. Suriye halkı bizim kardeş halk olarak yaşadığımız bir topluluktur. Suriye'nin içişlerine karışmak gibi bir amacımız yok" diyerek karşılık verdi.

Bu tarihi açıklamaları gazetemiz Milat sürmanşetten gördü. Amerikancı medya ise pek öne çekmedi. Çünkü bu gelişme Amerika’nın, İsrail’in ve terör örgütlerinin hedeflerini boşa çıkartacak türden büyük bir gelişme.

Bilindiği gibi, Suriye ile ilişkilerimizin bozulmasına neden olan Davutoğlu’nun bölgede uygulamak istediği Amerikan politikalarıdır.

Hatırlayınız, Yeni Orta Doğu tanımı ilk defa -Ahmet Davutoğlu’nu da keşfeden- Condolezza Rice tarafından Haziran 2006 yılında Tel Aviv’de kullanılmıştı.

Bu şu demekti; Orta Doğu’nun geleceğini; Anglo-Amerikan-İsrail askeri ve siyasi yol haritası belirleyecekti.

Türkiye, rejimi altı ayda yerle bir edecek ve Suriye, Amerikan’ın planları doğrultusunda bölünecek ve Kuzeyinde de bir PKK devleti inşa edilecekti.

Öyle bir dönem yaşandı ki AK Partililer Davutçular ve Reisçiler olarak ikiye ayrıldı ve büyük troll ordusuyla Davutoğlu ve ekibi bu planın hayata geçirilmesi için büyük çaba sarf etti.

Bunun için proje gazeteler devreye sokuldu. Kısacası Türkiye, Ahmet Bey liderliğinde alternatif ikinci bir yol arayışına girecekti.

Bu istikameti tersine çeviren Erdoğan oldu. Davutoğlu’nu görevden alarak Suriye’deki Amerikan projesine hayır dedi.

Ne var ki Davutoğlu’nun Suriye politikası başımıza büyük bir sorun aştı.

Düşünün, 7 Haziran’da CHP ile koalisyon yapılmış olsaydı ve Davutoğlu’nun Suriye’deki ABD planı başarılı olsaydı ülkede 1 Temmuz darbe kalkışması olur muydu? Neden buna gerek duysunlardı ki?!

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, güney sınırlarının hemen ötesinde Suriye'nin ve Irak'ın kuzeyinde bölücü örgütün bir “teröristan” kurmasına asla izin vermeyeceğini net bir şekilde vurguluyor.

Suriye Devlet Başkanı Esad ile başlatılacak bir diyalog girişimi de bu planın hayata geçirilmesini engelleyecektir.

Kaldı ki bu açıklamaların ardında yatan neden budur. Bugün İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırımın bir sonraki hedefi sınırımızda kurdurulacak olan bir PKK devletidir.

Çünkü vaat edilmiş topraklar palavrası bunu gerektiriyor. Amerika’nın nihai hedefi de budur. Suriye ile ilişkilerin düzelmesi Amerika’nın bölgede elini kolunu bağlayacak ve hedeflerini askıya almasına neden olacaktır.

Bu yüzdendir ki vatanseverler bu ilişkinin ilerletilmesinden yana tavır koyuyor.

Bugün üçüncü dünya savaşı senaryoları konuşuluyor. Dünya her geçen gün büyük bir savaşa doğru sürükleniyor.

Daha geçenlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı bir yayında, 3. Dünya Savaşı riskine dikkat çekmişti.

Ardından Milli Savunma Bakanlığı da "Üçüncü dünya savaşına karşı ordumuzun her türlü senaryoya hazır olduğunu" belirtmişti.

Anlayacağınız durum ciddi. Bu bakımdan bu senaryonun içinde Suriye ile ilişkilerin yeniden tesisi de yer almalıdır. Hep diyoruz kimse endişe etmesin tüm şartlar ülkemizin lehine cereyan ediyor.

Amerika eninde sonunda mağlup olacaktır.