0

GEZİ parkı için eylemler her geçen gün biraz daha şiddetini artırarak devam ediyor. Her akşam saat 21: 00 da başlayan çatal, kaşık, tencere ve düdük ile yapılan eylemler, insanların kendi isteklerini bir şekilde ifade etmelerini göstermenin bir yolu olarak seçildi. Her akşam bu yapılanlar, bazı insanların bıkmadan usanmadan tepkilerini göstermesinin bir yolu oldu. Aslında şöyle bir geçmişe gittiğimiz zaman insanlar ilkel dönemlerden bu yana işaret dili ile mesajlarını birbirlerine ulaştırmak için sembolik ifadeler kullanmaktaydı. Mesela duman, fişek ve mors alfabesi gibi birçok sembolik haberleşme yöntemleri insanların birbirleri ile iletişim kurmalarını sağlamaktaydı. Fakat tencere tava ile son zamanlarda yapılan eylemler insanların iletişim kurmaları için değil, var olan iletişimlerini de yıkmaya çalışmaktadır.

Şimdiki döneme bakıldığı zaman da ise değişen bir şeyin olmadığı ortada. Aynen ilkel dönemlerde kullanılan yöntemler gibi, bir takım sembolik yollarla insanların kendilerini ifade etmek istedikleri gün gibi ortada. Tek fark yöntemin ilkel olarak sürdürülüyor olması. Çünkü insanların mesajlarını iletmeleri için kullanabilecekleri birçok yöntem var. Herkesin kendisini ifade etmesi için meşru daireler var. Fakat anlaşılan o ki insanlar iç dünyalarında yaşattıkları sıkıntıları başkalarına mal ederek sürdürme çabası içine girdiler. Mahalle ve sokak aralarında insanların birbirine tencere kaşık çalarak şiddet uygulayabilecekleri kimin aklına gelebilir diki. Komşuluk ilişkilerini, arkadaşlıkları sekteye uğratacak şekilde yapılan bu eylemlerin amacını anlamak zor. Fakat bu hikaye nereye kadar devam edecek?

İnsanları birbirinden ayıran ince çizgi zaman içinde derin bir uçuruma dönüşmeye mi başlamalı yoksa? Bir müze yapılacak diye birkaç ağacı korumak amaçlı gençler tarafından yapılan masum bir eylem bile, Türkiye genelinde farklı seslerin çıkmasına neden oldu. Belki birkaç ağaç kesilmedi bu eylemle, fakat insanların birbirini incitmesine ve hayatı daha zor şartlarda yaşamasına, ilişkilerin kesilmesine yani insanların politize olmasına neden oldu. Kısacası insanların birbirine olan güvenini etkiledi.

Geçen hafta Abbas GÜÇLÜ 'nün sunuculuğunu yaptığı ile Genç Bakış adlı program bir grup lise öğrencisi genç katılımcıyı ağırladı. Gençlerle yapılan söyleşiye Doğan CÜCELOĞLU konuşmacı olarak katıldı. "Yeni nesil ne istiyor, neden sokaktalar, sosyal medyanın gençler üzerine etkileri neler?" gibi konular tartışmaya açıldı. Gençler bilgisayar çağı çocukları olarak bilinmekten ve asosyal olarak tanınmaktan şikayetçilerdi. Gençlerin kendi düşüncelerini ifade edebilecekleri birçok konu program esnasında konuşuldu. Neredeyse her genç konuşmak için söz aldı. Gençler asosyal olmadıklarını, fakat sosyal medyadan çok fazla etkilendiklerini dile getirdiler. Bunun üzerine Doğan CÜCELOĞLU her zamanki bilge tavrıyla, gençlerin söylediklerine farklı yorumlar getirdi. Mesela hükümetine güven duymadığını dile getiren gençlere, güven ilişkisinin çok temel bir ilişki olduğunu anlattı. Güven ilişkisinin ilk olarak aile içinde oluşturulduğunu ve bu temel duygunun oluşmasının öneminden bahsetti. Verdiği örnekler ve yaptığı açıklamalarla Doğan CÜCELOĞLU'na tekrar hayran oldum.

Temel güven duygusu aileler tarafından daha çok küçük yaşlarda çocuklara kazandırmamaktadır. Bu duygunun yeterince gelişmemmiş olması da gençlerin iç dünyalarında müthiş bir boşluk duygusu yaşattığını ve neticesinde gerçek dışı durumlara daha çabuk kanmak gibi bir durum ortaya çıkartabilmektedir. Bu duygunun gelişmemiş olması gençlerin provokatif eylemlerin arkasında durmaya daha fazla itmektedir. Çünkü temel güven dediğimiz duygu insanın belli bir zemine sağlam adımlarla basmasını belirler. Birkaç ağaç kesilmesin diyen gençlerin belli bir duruş sergilemesi tamamıyla temel güven duygusunun olmasından kaynaklanmaktadır. Fakat daha sonra provokasyon eylemlerine katılıp, gençlerin farklı bir direnişin içine çekilmeye çalışılması ve şiddet eylemi uygulamaları temel güven duygusunun hiçbir şekilde kazandırılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.