0
"Parlamenter Demokrasinin Krizi" ifadesi Carl Schmitt'in bir kitabının adıdır.
Ne diyordu Schmitt?
Ona göre temsili demokrasinin uygulama şekli olan parlamenter demokrasinin gerçek bir demokrasiden uzak olduğunu aslında bir "demokrasi hilesi" olduğunu söyler. Ona demokrasinin temeli olan eşit yurttaşlık düşüncesi hiçbir demokraside uygulanmamış ve genelde "eşitlerin eşiti" şeklinde uygulanmıştır. Çünkü her demokrasinin kendi "asli vatandaşı" ve "ötekisi" olduğunu görüyoruz.
Onun için büyüsü bozulmuş bu demokrasi anlayışı artık bir "siyasal mitoloji" ve bir "masalsı anlatı"dan başka bir şey değildir.
"Demokrasi krizi" dediği bu sözde demokrasi oyunun Türkiye'de uzun süre uygulandı. Ne zaman ki "rejimin" ötekisi yönetmeye kalkıştı sistemin temel paradigması sarsıldı.
Cumhuriyet rejiminin dışladığı kırsal kesimli halk demokrasi yoluyla üykeyi yönetmeye kalkıştı.
İşte başkanlık sistemine karşı duruş önümüzdeki yakın dönemde seçimin genel renginin belli olmasından kaynaklı bir kriz durumudur.
O yüzdendir ki başkanlık sistemine karşı çıkan muhalefet slogandan öteye bir diskur geliştirdiği söylenemez. Çünkü aslında başta HDP olmak üzere CHP ve MHP de başkanlık sistemine karşı değildir. Eğer bilseler ki kendileri başkan seçme ihtimali var başkanlık sistemine karşı olmaktan vaz geçerler anında. Türkiye'de Cumhuriyetin kuruluşundan beri hiçbir siyasal eğilimin asıl ve samimi hedefi Türkiye'de demokratik rejimi oturtmak değildir çünkü.
Herkesin asıl ve öncelikli hedefi iktidara egemen olup devletin kurulu düzenini kendi ideolojisi doğrultusunda ve kalıcı olarak dizayn etmektir.
Partileri bırakın Türkiye'deki çoğu cemaat, cemiyet, tarikat gibi her türlü dini ve seküler örgütün asıl hedefi devleti kendi inançları veya menfaati doğrultusunda dönüştürmektir.
Hadi biraz daha ileri götürelim. Türkiye'de büyük küçük neredeyse bütün STK'ların, sendikaların, derneklerin, vakıfların vs., öncelikli hedefi devletin içine kadro yerleştirmektir.
Bütün bu eğilimlerin temelinde belki ekonomik gerekçeler yatıyor denilebilir. Ama asıl amacın ideolojik olduğunu söylemek daha tutarlıdır.
Yani Sivil Toplum Kuruluşlarının öncelikli hedefi devletleşmek, yani sivillikten çıkmak oluyor. Hal böyle olunca devletin yanlış uygulamalarına karşı duruş Cumhuriyet tarihinde görülmüş bir şey değildir STK'lar için. Bu durum genel olarak böyledir.
Ama kimi STK, dini ve siyasi gruplar rejimin çok uzağında oldukları için onlar zaten sürekli muhaliftirler. Devlet ile ilişkiye girmeleri pek mümkün de olmamıştır. Yani muhalif olmaları onların erdeminden değil doğasındandır.
***
Öte yandan Cumhurbaşkanı'nın de belirttiği gibi Türkiye de bir ithal rejim sorunu vardır. Cumhurbaşkanı: "Bugüne kadar kurulan anayasaların hepsi ithaldir, yerli değildir ve ithal ürünlerle yönetildik. İthal mantıklar bize hakim oldu. Şimdi biz yerliye ve milliye döneceğiz," diyor. Esasen ithal olan sadece anayasalar değil. Aynı zamanda bütün yasalarını ve kurumsal yapısını Batı'dan almış rejimin elbette demokrasiyi eşit yurttaşlık anlayışı ile uygulanması beklenemezdi.
Nitekim rejimin yasal düzenlemelerinin halkın egemenliği için değil halkın egemenliğini engellemek için yapıldığını görürsünüz. Çünkü eşit yurttaşlık yerine vatandaşını "ilerici" ve "gerici" diye iki kesime ayırmış ve gerici halk kitlesinin iktidara gelmesini bırak seçilmesini bile engellemiştir.
***
Anlayış bu olunca sağlıklı seçimler ve halkın iktidarına yol açan yasal düzenlemeler yapıldıkça rejim error verdi. Bu gün Kürt sorununun da, Alevi sorununun da laik-seküler çekişmenin de temelinde bu "error" veren rejim vardır.
Mevcut parlamenter sistem yapısıyla demokrasimiz hala halkı yok sayan o "inkarcı" yapısını sürdürmektedir.
Kısmı rahatlamanın "inkarcı" politikaları rafa kaldırmaya çalışan ANAP ve AK PARTİ iktidarlarınca sağlanan psikolojik rahatlamanın sonucu olduğunu düşünmek gerekir.
Ancak bu durumun anayasal teminat altına alınmaması halinde yine "kürdüm" diyen, "aliviyim" diyen veya "namaz kılan" kişilerin suçlu kabul edilmesi mümkündür.
Bu krizin mevcut "parlamenter yapı"nın anti demokratik yapısından kaynaklanan bir sistem sorunu olduğunu unutmamak gerekir.
Esasen Cumhuriyetin seçim ve demokrasi tarihi için